Yazar Turan'ın Kaleminden Dökülen "Bir Eylül Yarası" Raflardaki Yerini Aldı

Yazar Cevat Turan, ikinci romanı Bir Eylül Yarası ile yeniden okurun karşısına çıktı. Yazar Turan bir söyleşisinde kitabından ve kendisinden bahsederken, "Ben ihanetlerden yoruldum." diyor. İşte o söyleşiden satır başları...
"Bir Eylül Yarası" romanı "Unutmalar Şehri" romanından hem bağımsız, hem de ilk kitabı okuyanlar için de ilinti kurabilecek kadar bağımlı bir kitap. Bir Eylül Yarası, ilk kitabın kurgusu ile devamı olan bir roman değil. Sadece ilk kitaptaki önemli bir karakter olan Kızıl Ömer'in 1980 sonrasındaki hayatını konu alıyor. Okuyucunun soru sormasına neden olan olaylar zinciri ile gelişip, yine yanıtlarını konunun içinde bulunması sağlanıyor. Yazar Turan bir söyleşisinde kitabından ve kendisinden bahsederken, "Ben ihanetlerden yoruldum." diyor. İşte o söyleşiden satır başları...
Kızıl Ömer için önemli diyorsunuz. Nasıl bir karakter, biraz anlatır mısın? Bu karakter üzerinden ne anlatmak istediniz?
Kızıl Ömer, tüm gençliğini ve sonraki yaş dönemlerini ideallerine adamış, çelik gibi bir irade ve ahlaki olarak örnek bir kişilik. Ancak kendi yaşamını, mutluluğunu da fena halde ıskalamış bir adam. Umut ile umutsuzluk, kitlelerle birlikte kalabalıkken kendi içinde yalnızlık çeken bir lider kişilik. Bu karakterle liberalleşen iktisadi dönüşüme teslim olmayan, etrafında tüm ilişkilerin tüketim ilişkilerine teslim olmasına rağmen, alternatif bir duruşu sergileyebilen mücadele örneği ile öğretici bir bilgeyi tanıyoruz.
'Bir Eylül Yarası' romanı, aynı zamanda bugüne de göndermeler içeriyor. Bu bir eleştiridir de diyebilir miyiz?
2010 yılında ki kumpas olaylarından geriye doğru, 12 Eylül darbesi sonrası işkenceler ve kimlik savrulmalarını anlatıyoruz. Çift kutuplu dünyanın değişimi çok belirleyici örneğin. İnançlar ve idealler nasıl değişecek? Aşklar, o bildik aşklar değildir darbe sonrasında. Artık para her şeydir. Hızlı zenginleşme, hızlı köşeyi dönme ve daha çok baş döndürücü tüketim canavarı tüm toplumu sarsmaktadır. Geçmişin devrimci aşkları gitmiş, onun yerine maddiyatçı ilişkiler gelmiştir. Kızıl Ömer'in etrafında birçok insan hesap kitap yapmaktadır. Gün hesap yapma ve gemisini kurtarma günüdür. Tam da burada kendisi ve en yakınında duran dostları ile birlikte bu yabancılaşmaya ve yozlaşmaya ne kadar direnebileceklerdir. Kendisine kumpas kurulur ve deliller değiştirilir. Ne kadar bildik durumlar değil mi? Toplum bugün bir sanallık içinde uyutulmaya devam ediliyor. Bunu fark edenler avazı çıktığı kadar bağırsalar da toplum duymamakta direniyor. Yoksullaşarak ve demokrasi kayıplarını somut yaşamadan ne yazık ki kavrayamıyor. Kızıl Ömer gibilerin görevi ve misyonu var bu toplumda. İnsanlık hep özgürce yaşamalı.

Kitapta aşk da var. Hatta sırf Filiz'in aşkı bile yeterince sürükleyici. Siz romanda hem yeni başlayan bir aşkı hem de biten bir aşkı anlattınız. 70'lerden 2010'lara kıyaslasak, değişen şeyler arasına aşk girer mi? Cevat Turan'ın aşka bakışı nedir?
İlk değişime uğrayan duygulardır genelde. Geçmişte romantik ve hayranlıkla izlediğin aşkının gün gelir her davranışı, her uzvu batmaya başlar sana. Buna neden olan baş döndürücü tüketim hızının kaosudur. Değerler hızla küçülürken, yerini bencilleşme, bireysel çıkarlar ve köşeyi dönme hayalleri alır. Liberalleşen dünya da artık aşkın bir karşılığı vardır. Evi, arabası var mı, kaç para kazanıyor, lüks içinde yaşayabilir miyim gibi romantizmin yerini matematik almaya başlar. İşte burada artık aşk ve insan yoktur. İktisadi rakamlardan oluşan bir hesap-kitap üzerine planlanan 'Aile A.Ş' kurgusu vardır. Aşk, en kırılgan olanıdır toplumsal dönüşümlerde. Herkes aynı irade ve güçle karşı koyamaz birlikte direnmeye. Bazıları çabuk çözülür ve bu genelde kadınlarda yaşanır.
Bunun 1980 sonrası onlarca örneğine tanıklık ettim çünkü oradan biliyorum.
Aşk ne midir? Aşk çaresizliktir. Ulaşamamaktır, hasret çekmektir, umut edip umutsuzluğun içinde boğulmaktır. Aşkın hesabı- kitabı olmaz. O büyülü ve gerçeklikten yalıtılmış soyut bir ruh halidir. Uyandırıldığında genelde aşk biter. Bizde sevgi, bağlılık, yüksek sadakat çoğu zaman aşk gibi yorumlanır ve bu beyaz bir yanılsamadır. Zararsızdır.

Bir Eylül Yarası romanında gerçek olaylar ve kişiler var mı?
Her yazar biraz kendini yazar. Gerçeklik ve kurgu romanda iki kardeştir. Onlar birbirlerini büyütür. Önemli olan anlatılan olaylar toplumda karşılığını buluyor mu? Bu acılar yaşanmış mı? Bu yakın dönemde Mamak, Diyarbakır başta olmak üzere, tüm hapishanelerde yaşanan insanlık dışı işkenceler elbette tüm çıplaklığı ile gerçek. Biz yaşı büyütülüp asılanları, asker dipçikleri ile kan kusarak öldürülen yazar-yayıncı İlhan Erdostu ve onlarcasını unutmadık.
İşinsanı Cevat Turan ile edebiyatçı Cevat Turan... Bazen çatışma oluyor mu?
Olmaz mı? Bir yanda Edebiyatçı bir kimlik diğer yanda kapitalizmin gerçek çelişkisinin içinde var olan bir iş insanı kimliği. Bazen kendime soruyorum. Hangisi benim. Ya da en çok hangisine yakınım. Bu dikkat edilmezse insanı bir kişilik çatlamasına götürebilir. Çünkü iki zıt davranışsal ve düşünsel yaşamı tekleştirmeye çalışıyorsunuz. Şizofrenik bir durum yani.
Yazarken eserlerinizde en çok dikkat ettiğiniz şey nedir? En çok neyden ilham alırsınız?
En çok yaşamdan ilham alırım. Ben şahsen hayatımda ihanetlerden yorulmuş biriyim. İnsan denilen varlık hem çok yüce hem çok tarifi yapılamayacak kadar aşağı bir canlı. İnsanın değişkenliğinin temelinde iktisadi ihtiyaçlara ulaşmadaki yozlaşması var. Kimileri ona teslim oldukça küçülüyorlar. Küçülme deyince günümüzde ekranlara bakın bir çoğunu hemen tanırsınız. İşte bu durum bana yazma iştahı veriyor. Sorularıma yazarak yanıtlar arıyorum. Ben ararken okur da benimle birlikte bir yolculuk yaşıyor. Sorulara ortak yanıtlar arıyoruz.
Bazı yazarların rutinleri vardır. Aynı mekâna gitmek, aynı kalemi kullanmak, -şöyle bir duygu geldiğinde gibi. Sizin böyle rutinleriniz var mıdır?
Evet benim bir rutinim var, o da hep çalışmak, çalışmak, çalışmak... Ben günlük yaşamda yeniliklere kapalı biriyim. Eşim zorlamasa evden dışarı çıkmak aklıma bile gelmez. Yazmak için yoğunlaşmam ve konudan kopmayacak kadar odaklanmam yeterli. Okumak için her bölgemde bir kitap vardır örneğin. İş yerinde, arabada, evde, bilgisayar çantamın içinde. Yani kitapsız bir boşluğa düşmemek için her yere kitap saklıyorum okuyabileyim diye.
















