MHP Grup Toplantısı... Bahçeli: "Gönlü Hâlâ Bizimle Atan, Gözü Hâlâ Bu Ocakta Olan Her Kardeşimiz İçin Soframızın Yeri de Gönlümüzün Yeri de Bakidir"
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "3 Mayıs Milliyetçiler Günü"ne ilişkin, "3 Mayıs, bir anma günü içinde sınırlandırılamaz; 3 Mayıs bir aynadır. Ve herkes o aynada kendine şu soruyu sormak mecburiyetindedir: Bu dava benim için bir sözden mi ibarettir, yoksa uğruna bedel ödenecek bir mesuliyet midir? Unutmayalım ki bu dava hatırlayanların değil, taşıyanların davasıdır. Tarih de göstermektedir ki bu yürüyüş yorulanlarla sürmez; yükü omuzlayanlarla devam eder. Yorulup kenara çekilenlere sitemimiz yoktur. Zira yükümüz ağırdır. Ancak gönlü hâlâ bizimle atan, gözü hâlâ bu ocakta olan her kardeşimiz için soframızın yeri de gönlümüzün yeri de bakidir" dedi.
(TBMM) - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü'ne ilişkin, "3 Mayıs, bir anma günü içinde sınırlandırılamaz; 3 Mayıs bir aynadır. ve herkes o aynada kendine şu soruyu sormak mecburiyetindedir: Bu dava benim için bir sözden mi ibarettir, yoksa uğruna bedel ödenecek bir mesuliyet midir? Unutmayalım ki bu dava hatırlayanların değil, taşıyanların davasıdır. Tarih de göstermektedir ki bu yürüyüş yorulanlarla sürmez; yükü omuzlayanlarla devam eder. Yorulup kenara çekilenlere sitemimiz yoktur. Zira yükümüz ağırdır. Ancak gönlü hala bizimle atan, gözü hala bu ocakta olan her kardeşimiz için soframızın yeri de gönlümüzün yeri de bakidir" dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM GrupToplantısı'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Dünya sıkıntılı bir imtihandan geçtiğini, küresel sistemin sütunlarında çatlakların belirginleştiğini, jeopolitik zeminin kaydığını, ekonomik gerilimlerin siyasal fay hatlarını daha da sertleştirdiğini belirten Bahçeli, şunları kaydetti:
"Devletler irade, milletler metanet, toplumlar ise sabır testine zorlanmaktadır. Haritalar yerinde dursa bile anlamlar yer değiştirmektedir. Sınırlar sabit görünse bile tehditlerin mahiyeti değişmektedir. İşte böylesi zamanlarda millet olmanın manası daha da derinleşir. İşte böylesi zamanlarda birbirimize daha sıkı sarılmak tarihi bir zaruret halini alır. İşte böylesi zamanlarda ayrılığı büyüten her dil, gevşekliği çoğaltan her tavır, hafızayı aşındıran her müdahale, geleceğe kurulmuş bir tuzak olarak karşımıza çıkar. Onun içindir ki bizler, bugünlerde yalnız bugünü konuşamayız. Maziyi de konuşmak zorundayız, istikbali de konuşmak zorundayız. Yalnız hadiseleri sıralamakla yetinemeyiz, o hadiselerin hangi devlet aklı içinde anlam kazandığını, hangi millet vicdanında yer ettiğini, hangi tarihi yürüyüşün parçası olduğunu da izah etmek mecburiyetindeyiz. Bu mübarek topraklarda hayat, daima müşterek kader içinde yoğrulmuştur. Bu vatanda sevinç tek başına yaşanmamış, keder münferit bir duygunun içine hapsedilmemiştir. Türküler birlikte söylenmiş, ağıtlar birlikte yakılmış, zaferler birlikte kutlanmış, yenilgiler birlikte göğüslenmiştir. Bu bakımdan millet dediğimiz hakikat, bazen bir marşta, bazen bir mezar taşında, bazen de sofradaki aşta göstermiştir derinliğini. 'Kökü mazide olan atiyim' sözü, bu milletin tarih ile istikbal arasındaki büyük yürüyüşünü tek başına anlatmaya kafidir. Çünkü Türk milleti, mazisini geleceğe yön veren bir kudret kaynağına dönüştüren büyük bir tarih öznesidir."
"Millet, yalnızca aynı hudutlar içinde yaşayan insanların toplamı olarak anlaşılmamalıdır"
Önümüzdeki günlerde idrak edeceğimiz 3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Türk milliyetçiliğinin varoluş tarihinde mümtaz bir mevki, mücadele hafızasında müstesna bir merhale, gönüllerde ise sönmeyen bir meşaledir. Türk milletine mensubiyet duygusunun ne kadar derin, ülküyle aydınlanan zihinlerin ne kadar diri, dava uğruna ölümü göze almış yüreklerin ne kadar dayanıklı olduğu 3 Mayıs'ın çilesinde, 3 Mayıs'ın iradesinde, 3 Mayıs'ın mertliğinde açıkça görülmüştür. O gün ayağa kalkanlar yalnız bir itiraz yükseltmediler; aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin hangi ruha, hangi ahlaka, hangi sadakate dayandığını da tarihe kazıdılar. 'Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir' sözü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün millet tasavvurunu en veciz şekilde ortaya koyan tariflerden biridir. Millet, yalnızca aynı hudutlar içinde yaşayan insanların toplamı olarak anlaşılmamalıdır. Millet, aynı kaderi yüklenmiş, aynı vatanda yan yana durmayı tarih önünde iradeye dönüştürmüş, zaman içinde birbirinin acısına alışmış, sevincine iştirak etmiş, hafızasını müşterek hatıralarla beslemiş beşeri ve siyasi bir terkiptir.
"Millet olmak; beraber yaşama arzusunun ötesinde, beraber yürüme ahdidir"
Millet; aynı göğe bakan, aynı toprağa emek veren, aynı bayrak altında vakar bulan, cenazede omuz omuza yürüyen, düğünde aynı sevinçle ayağa kalkan, tasada ve kıvançta birbirine yönelen büyük bir kader ortaklığıdır. Bir sazın telinde içi titreyen, merhum Neşet Ertaş'ın 'kalpten kalbe bir yol vardır' deyişinde ifadesini bulan o görünmez muhabbet hattını hisseden; gönülden gönüle kurulan bağı kültür köprüsüne, vicdan hattına ve sadakat zeminine dönüştüren topluluğun adıdır millet. Merhum Barış Manço'nun 'buyurun dostlar buyurun' çağrısında yankılanan dostluk, paylaşma ve muhabbet duygusuyla birbirine yer açabilen, çoğalabilen ve kaynaşabilen büyük bir sentezdir millet. Çünkü millet dediğimiz hakikat, sadece acıyla tahkim olunmaz; sevinci paylaşma ahlakıyla da olgunlaşır. Millet, yasla yoğrulur, neşeyle tamamlanır; hatıra ile kök salar, ülkü ile yükselir. Millet olmak; beraber yaşama arzusunun ötesinde, beraber yürüme ahdidir. Beraber yürümenin üstünde ise beraberce tarih yapma kudretidir. İşte 3 Mayıs'ı anlamlı, müstesna ve tarihi kılan esas ruh da burada saklıdır. 3 Mayıs, ülküleşmiş bir iradenin, şahsiyet kazanmış bir dava ahlakının tarih içinde görünür hale geldiği kutlu bir yolun kanla yıkanmış taşlarıdır.
"Türk milliyetçileri açlıkla, susuzlukla, yalnızlıkla, işkenceyle hizaya çekilmek istenmiştir"
1944 yılının buhranlı ve karanlık ikliminde dünyanın üzerine savaşın sinsi gölgesi çökmüştü. Her renk ve her çeşitten millet yol ayrımlarında savruluyor, her devlet kendi istikametini koruyacak direnci arıyordu. İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna yaklaşıldığı o günlerde Türkiye; çok yönlü baskıların, ideolojik gerilimlerin, yön tayini buhranlarının ve siyasi sancıların tam ortasında ağır bir tehdit altındaydı. Böylesi bir dönemde, komünizm tehlikesinin kapımıza dayandığını gösterip devrin başbakanını açıkça uyaran mektuplarla başlayan süreç, 3 Mayıs'ta mahkeme salonlarına taşınmıştır. Türk milliyetçiliğini yargılamaya cüret edenlere karşı mahkeme salonlarına sığmayan, Sovyet emperyalizmi karşısında boyun eğmeyen bir irade milletimizin sinesinde yer bulmuştur. Ankara Adliyesi'ni dolduran Türk gençliği, Türk kimliğini sosyalizme ezdirmemek, İslam'ı komünizme çiğnetmemek için tek yürek oldu. Milli bir ruhun önderliğinde başlayan protestolar, vatan için çarpan yürekleri söndürmek isteyenlerin üzerine kabus gibi çökmüştür. Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş, Hüseyin Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Orhan Şaik Gökyay, Nejdet Sançar, Reha Oğuz Türkkan, Fethi Tevetoğlu, Cemal Oğuz Öcal ve nice Türk milliyetçisinin vatan ve millet sevdası yargılanmıştır. İnsan onurunun derinden yaralandığı, insan haklarının esamesinin okunmadığı, hukuk devleti ilkesinin hiçe sayıldığı, ceza muhakemesinin esaslarının çiğnendiği bu soruşturma süreci tarihimize kara bir facia olarak kazınmıştır.
Vicdanı hür, zihni pür, alnı pak Türk gençleri 'tabutluk' adı verilen dar ve bunaltıcı hücrelere kapatılmıştır. Türk milliyetçileri açlıkla, susuzlukla, yalnızlıkla, işkenceyle hizaya çekilmek istenmiştir. Türk milliyetçileri suyu akmayan, hastalıkların kol gezdiği dört duvar arasında dize getirilmek istenmiştir. Fakat biliyoruz ki o tabutluklarda tahakküm vardı, teslimiyet yoktu. Tehdit vardı, tereddüt yoktu. Tahrik vardı, taviz yoktu. Bedel vardı, dönüş yoktu. Baş vermek vardı, baş eğmek yoktu. Merhum Hüseyin Nihal Atsız, çağ aşan bir seslenişle şöyle haykırıyordu, 'Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan, Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan, Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz'. İşte bu haykırış, Türk milliyetçilerinin çileyle yoğrulmuş, imtihanlarla sınanmış karakterleridir.
"3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin karakter mayasıdır"
Zulümlere aldırış etmeyen, fikrini mahkum etmeyen yiğitlerin hikayesidir. Demir parmaklıkları kırıp geçen, tabutluklara sığmayan yağızların sesidir. Budandıkça serpilen, bilendikçe keskinleşen dava adamlarının destanıdır. Çünkü Türk milliyetçiliği geçici heveslerin değil, ülküye adanmışların davasıdır. Türk milliyetçiliği, günü kurtarmaya memur dar kadroların değil, asırları inşa etmeye namzet olanların mirasıdır. Tarihine yaslanan, töresiyle yaşayan, terbiyesini köklerinde bulanların yegane sancağıdır. İşte bu nedenle 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin şerefli bir hatırası olmanın da üstünde bir manaya sahiptir. 3 Mayıs, MHP'yi bugüne taşıyan iradenin hangi ateşlerle sınandığının, hangi zincirlerle kuşatıldığının, hangi tertiplerle yolundan koparılmak istendiğinin başlıca timsalidir. 3 Mayıs, millet şuurunun taviz kabul etmeyen bir iradeye dönüşmesidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin yalnız bir fikir cereyanı olarak kalmayıp bir ahlak, bir şahsiyet ve bir mücadele disiplini halinde tecelli etmesidir. 3 Mayıs, devrin karanlığı karşısında sinmeyenlerin, tehdit karşısında eğilmeyenlerin, baskı karşısında susmayanların vakur duruşudur. 3 Mayıs, Türk milletinin kendi kimliğine, kendi tarihine, kendi istikbaline ve kendi manevi, milli varlığına sahip çıkma iradesinin billurlaşmış halidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin Türk gençliğinin omuzlarında yükseldiği gündür. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin karakter mayasıdır. 3 Mayıs, şahsiyet ve aidiyet iradesinin tarihi ilanıdır. 3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin silkinişi, doğrulup kendine gelişi ve derin uykulardan uyanışıdır. 3 Mayıs, hak bildiği yoldan sapmayan, karanlık çoğaldıkça korkuya kapılmayan, mahrumiyet arttıkça metanetini çoğaltanların yadigarıdır.
"MHP, Türk milliyetçiliğinin siyasetteki yegane kalesidir"
3 Mayıs 1944'te ayağa kalkan milli ruh, zaman içinde siyasi bir mecraya kavuşmuş, çok çetin yollardan geçmiş, çok çileler çekmiş, nice ülkücü genç acıyı bal eylemiş, nice Türk milliyetçisi sıratı yol eylemiştir. O gün mahkeme salonlarında direnenler sadece bir fikri savunmadılar. Tabutluklara sığdırılmak istenen bir düşünceyi bir milletin vicdanına emanet ettiler. Susmak mümkündü, geri çekilmek mümkündü; fakat onlar, Türk milliyetçiliğini bir tercih değil, bir mecburiyet olarak gördüler. Başbuğumuz Alparslan Türkeş ise o fikri, sadece müdafaa edilen bir mefküre olmaktan çıkarıp bir teşkilat iradesine dönüştürdü. Şehitlerimizin aziz hatıraları üzerine yükselen Türk-İslam davası, MHP'yle birlikte: Türk milletinin yüreğinde kökleşmiş, istikbalinde mevzilenmiştir. MHP, Türk milliyetçiliğinin siyasetteki yegane kalesidir. Milliyetçi Hareket Partisi, devletin ve milletin varlığında kendi varlığını eritenlerin burcudur. MHP, mayası bozulmamışların, tuzu kokmamışların, çizgisi eğrilmemişlerin, hedeften sapmamışların, yoldan çıkmamışların son sığınağıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, Türklük gurur ve şuurunu İslam ahlak ve faziletiyle ruhunda buluşturan dava arkadaşlarımızın tek yuvasıdır.
"Büyük davalar sadece dışarıdan gelen saldırılarla sınanmaz"
Dün Türklüğü ve Türk milliyetçiliğini mahkum etmeye kalkışanlarla bugün MHP'ye saldıranlar aynı habasetin, aynı husumetin, aynı hesaplaşma hırsının peşindedir. Sonuç yine değişmeyecektir. Çünkü bu hareketin kökleri Türk'ün binlerce yıllık ülküsündedir, bu hareketin mazisi ülkücü şehitlerimizin aziz hatıralarıyla yazılmıştır, bu hareketin dayanağı büyük Türk milletidir. MHP ayaktaysa Türk milletinin geçmişi çiğnenemeyecek, şehidinin kanla suladığı toprağı kirletilemeyecek, bayrağı indirilemeyecek, ezanı susturulamayacaktır. Dava yalnız yürekte taşınarak yaşamaz; hayata geçirilerek yaşar. Milletle ve devletle buluşmayan bir iddia tarihte kök salamaz. Bu sebepledir ki Türk milliyetçiliği bir nizam arayışıdır, bir devlet tasavvurudur, bir medeniyet iddiasıdır. Bugün aynı ülküye gönül vermiş kimi dava arkadaşlarımızın farklı mecralara savrulmuş olması, davanın yükünün ne kadar ağır olduğunu göstermektedir. Büyük davalar sadece dışarıdan gelen saldırılarla sınanmaz; içeride büyüyen tereddütlerle de sınanır. Ancak bilinmelidir ki milliyetçilik, aynı ülküye, aynı istikamete, aynı kader duygusuna tutunarak güç kazanır. Türk milliyetçiliğini geçmişe hapsetmeye çalışanlarla onu hamasi sloganlara indirgeyenler aynı yanlışa düşmektedir. Çünkü milliyetçilik, bir milletin hafızasını, haysiyetini ve kendi kaderini tayin hakkını aynı çizgide buluşturan yüksek bir farkındalık halidir. Bugün Türk dünyası yeniden toparlanıyorsa, yıllarca hayal sayılan ülküler somut karşılık buluyorsa, önümüzde yeni bir safha açılmış demektir.
"Yorulup kenara çekilenlere sitemimiz yoktur"
Bu yüzden 3 Mayıs, bir anma günü içinde sınırlandırılamaz; 3 Mayıs bir aynadır. ve herkes o aynada kendine şu soruyu sormak mecburiyetindedir: Bu dava benim için bir sözden mi ibarettir, yoksa uğruna bedel ödenecek bir mesuliyet midir? Unutmayalım ki bu dava hatırlayanların değil, taşıyanların davasıdır. Tarih de göstermektedir ki bu yürüyüş yorulanlarla sürmez; yükü omuzlayanlarla devam eder. Yorulup kenara çekilenlere sitemimiz yoktur. Zira yükümüz ağırdır. Ancak gönlü hala bizimle atan, gözü hala bu ocakta olan her kardeşimiz için soframızın yeri de gönlümüzün yeri de bakidir. Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş'in ifadesiyle, 'Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin'. Biz de diyoruz ki; bayrağı yere düşürmeyen, ocağına sırt çevirmeyen, ülküsünü menfaatin önüne koyan her dava arkadaşımızın yeri bellidir. Çünkü bu ocak, sadakati unutmayanların, vefasını kaybetmeyenlerin, yönünü bu ülküden ayırmayanların ocağıdır. ve bilinmelidir ki Türk milliyetçiliği dün nasıl dimdik ayaktaysa bugün de aynı azimle ayaktadır; devletini ve milletini sahipsiz bırakmayacaktır. Gökte güneş kararmadıkça, ay yere düşmedikçe, sular toprakları kaplamadıkça MHP'nin Türk milletine adanmış çizgisi değişmeyecek, değiştirtilemeyecektir. Bu vesileyle başta Başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere Türk milliyetçiliğinin merhum ve muhterem abide şahsiyetlerini, 3 Mayıs 1944 davasının fedakar ve ölümsüz kahramanlarını rahmet, minnet ve hasretle anıyor; 82 sene öncesinin aynı ruh ve heyecanıyla Türk ve Türkiye Yüzyılı'na yürüyüşümüze omuz veren dava arkadaşlarımın 3 Mayıs Milliyetçiler Günü'nü kutluyorum."























