CHP Grup Toplantısı... Özgür Özel: "4 Mayıs'ta CHP 81 İldedir, 973 İlçededir. Yolumuz Açık Olsun, Yolun Sonu İktidardır"
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında, “Bu düzeni değiştirmek için millete bir sandık lazımdır. O sandık için sonuna kadar mücadele edeceğiz. O sandıklara milletle birlikte yorulmadan koşacağız. Oy oy, zarf zarf, sandık sandık kazanacağız. Köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir kazanacağız. İnsan insan, umut umut, mücadele mücadele kazanacağız. Biz bu milletin ferasetine ve adaletine güveniyoruz. Onlar iktidarı değiştirecekler. Biz bu ülkenin makus kaderini değiştireceğiz. 4 Mayıs’ta CHP 81 ildedir, 973 ilçededir. Yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun. Yolun sonu iktidardır, yolun sonu selamettir” dedi.
(SON) (TBMM) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında, "Bu düzeni değiştirmek için millete bir sandık lazımdır. O sandık için sonuna kadar mücadele edeceğiz. O sandıklara milletle birlikte yorulmadan koşacağız. Oy oy, zarf zarf, sandık sandık kazanacağız. Köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir kazanacağız. İnsan insan, umut umut, mücadele mücadele kazanacağız. Biz bu milletin ferasetine ve adaletine güveniyoruz. Onlar iktidarı değiştirecekler. Biz bu ülkenin makus kaderini değiştireceğiz. 4 Mayıs'ta CHP 81 ildedir, 973 ilçededir. Yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun. Yolun sonu iktidardır, yolun sonu selamettir" dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM'de partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:
"Bir ülkede adalet olmazsa refah olmaz. Yabancı yatırımcı gelmez, ekonomik kriz bitmez. Ülkede yatırım ortamını, barış ortamını dinamitliyorlar. 19 Mart darbesinin üstünden 406 gün geçti. 86 milyon kaybetti. Bu darbenin ne işçiye ne emekçiye ne emekliye ne çiftçiye ne esnafa bir faydası yok. Kadına da, gence de, memura da faydası yok. Türkiye'yi her alanda geriye götürüyor. Ülkemizi dış tehditlere karşı zayıflatıyor. Fevkalade siyasi olan bu dava, yaprak yaprak dökülüyor. Tel tel dökülüyor. Her gün bir dürüst insan bir iftiracıyı püskürtüyor, bir itirafçıyı mahcup ediyor. Her gün bir doğru, bir yalanı çürütüyor. Geçen hafta İBB Davası'nı gördük, hep beraber izledik. O geçen hafta yaşananlardan sonra artık ortada yandaş basın yok. 10 aydır bu mevzuların üstünde tepinen yandaş kanallar nerede? Alsana arkaya Silivri'deki mahkemeyi, geç önüne, al eline mikrofonu anons çeksene, yollasana muhabirini, yapsana haberini. 'Bugün Ekrem İmamoğlu'na söylenen suçlar ispatlandı' diye. Tek bir ispat yok. Ne var biliyor musunuz? 'Ben öyle gördüm. Ben öyle görmedim. Gördüm yazmışlar, duymuştum. Kimden duyduğumu da unutmuştum. Burada bir şey söyleyemeyeceğim. İfademi geri çekiyorum.'"
"D avanın temel taşıyıcı kolonları olan 14 itirafçı , dün itibarıyla ifadelerini geri çekti"
Bakın dün Aziz İhsan Aktaş davası. Duruşmada dün iki gizli tanık dinlendi. Söylediği söz ortada, kimliği gizli. Yüzünü başka yerden yansıtıyorlar, buzluyorlar, sesini değiştiriyorlar. Yani söylediği sözü tekrar etmek için her konfor sağlamış. Gizli tanığın adı Yaprak ve kendisine sorulan soruya şu cevabı veriyor: 'Anlattıklarım sadece duyduklarımdan ibarettir. Bir şey görmedim. Savcılıkta yazıya döküldü. Altını imzaladım. Başka bildiğim bir şey yoktur.' Bunun ifadesiyle insanlar tutuklu. Gizli tanık XYZ49QP, savcı hangi psikoloji içindyse o sırada gizli tanığa bu ismi vermiş. Gizli tanık şunu söylüyor dün: 'Bizzat gördüğüm bir usulsüzlük yoktur. Kulaktan duyduklarımı anlatmıştım.' Bunlar davanın temel taşıyıcı kolonları. Önce bunların ifadeleriyle tutukluyorlar. Sonra bu ifadeleri doğrulatacak şekilde milleti iftiraya zorluyorlar. İşte iki gizli tanığın bunları söylediği bu davada, 14 itirafçı, dün itibarıyla ifadelerini geri çektiler. Yani siz bunların her birini geçen sene nisan, mayısta, haziranda, temmuzda 'bir itirafçı daha' bütün gece oturmuşlar, üstünde tepinmişler o kanalda, bu kanalda. Şimdi bu söylenenlerin hepsi yalan çıkıyor. Bu arkadaşlara soruyorlar, 'Sen yalan söyledin.' 'E ne yapalım? Siyasette yalan olur' diyor. Siyaseti yapanlar yalan atıyor, yalan attırıyor, iftira attırıyor da sen gazetecisin kardeşim. Biri, 'Beni de kandırmışlar. Savcılıktan duydum' diyor. Biri, biraz tepesi atmış; 'Gelen bilgi notu hala WhatsApp'ta duruyor. Savcıya inanmayacaktım da kime inanacaktım' diyor.
" Bu yargı çetesi ve talimat aldıkları siyasetçiler , her hukuksuz adımların tek tek not alındığını sakın unutma sınlar"
O yüzden artık bu meseleler bambaşka bir boyuta, bin yıldır söylediğimiz ve büyük kararlılıkla anlattığımız şekilde arkadaşlarımızın haklılığına, bu iktidarın kendinden sonraki iktidara darbe yapma hevesine ve Cumhurbaşkanı'nın kendinden sonraki cumhurbaşkanına engel olma çabasının açıkça ortaya çıkmasına kanıtlanmasına dönüşmüştür. Ateşle oynayan elini yakar. Ateşle oynayan evini yakar. Yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar. Bu yargı çetesi ve talimat aldıkları siyasetçiler, her hukuksuz adımların tek tek not alındığını sakın unutmasınlar. Biz bize yapılan iyiliği de kötülüğü unutmayacağız. Devlet de unutmaz millet de unutmaz. Son yıllarda liyakatsizliklerle elde tuttuğunuz ve mahcup ettiğiniz bu devlet, köklü bir devlettir. Bu topraklarda bin yıllık devlettir. Son Cumhuriyet'i 103 yıllık, kuruluşu Sivas Kongresi'ne dayanan bir devlettir bu devlet. O yüzden bugün üç beş şaklabanın yaptığı işleri ne devlete ne millete mal etmeyiz ama bu devletin hafızasını da kimse hafife almasın. Bunu da bir kere daha hatırlatırız. Şerefli yargı mensupları ve emniyet mensuplarının da bu hafızaya güvenmelerini, bu hafızanın onların ortaya koydukları tutumu, sonu bazen görevden alma, bazen haksız hainler, bazen tnezili rütbeler olabilir. Ama şunu görmek lazım ki şerefli yargı mensuplarının, emniyet mensuplarının da güvencesi bu devletin hafızasıdır. Bu devletin kurucu CHP'nin bu devlete ihanet etmeyenlere göstereceği vefasıdır.
" İ ktidar olduğumuzda devri sabık yaratmayacağız "
İktidar olduğumuzda devri sabık yaratmayacağız, AK Parti'ye oy atanı, üye olanı, o dönemde iş bulanı asla suçlamayacağız. İşin buralara varacağını, bu çirkinliklere geleceğini kim bilebilirdi? Ama bu aşamada hala haysiyet cellatlığı yapanları, hala kanunsuz emir verenleri, kanunsuz emre uyanları, cübbesinin olmayan düğmesini eliyle ilikleyip, el pençe divan durup oradan 'aferin' bekleyenleri, verdiği kararlarla makam kapanları asla ve asla unutmayacağız. Bu ülkeye demokratik olgunluğu, barışı ve kardeşliği getireceğiz. Yargı çetesini ve hamilerini unutmazken bunların dışında suça bulaşmamış, kötü niyeti olmayan ama bir dönem bu partiyle ilişkisi olmuş herkese de temiz bir sayfa açacağız. Bundan da kimsenin şüphesi olmasın.
" Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suretiyle darbe yapma suçunun dokunulmazlık olarak yorumlamayacağını bildiririz"
'Bu iktidar kime özeniyor' derseniz özendiklerinin en başında artık kötü bir taklit gibi duran Brezilya örneği vardır. Brezilya'da diktatör Bolsonaro, rakibini siyasette yenemeyince yargı silahını çekmiştir. Brezilya'da Bolsonaro, karşısında aday olacak olan Lula'yı yolsuzluk suçlamasıyla hapse atmıştır. Suçlama, kumpas kurularak sonradan ispatlanacak bir kumpasla üç tane villayı Lula'nın kendi üstüne geçirme iddiasıdır. Lula'nın kendini, oğlunu ve avukatı hapse atmıştır. Bu tanıdık hikayede, bu hapse atma işlemini gerçekleştiren hakim Moro, bu işlemleri yaptıktan hemen sonra, Bolsonaro tarafından Brezilya Adalet Bakanlığı'na atanmıştır. Bu kadar korkunç bir benzerlik, adeta Brezilya'daki o otoriter rejimin Türkiye'de aynen kopyalanmasının bir sonucudur. Bugün Moro'nun dokunulmazlık zırhı altında Brezilya'da parlamenter olduğunun altını çizmek isterim. Ancak Türkiye'de hangi dokunulmazlık zırhı altına girerseniz girin, Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suretiyle darbe yapma suçunun asla ve asla dokunulmazlık olarak yorumlamayacağını şimdiden bildiririz.
" Sen yargı görevini bıraktın, yürütmeye geldin. Yürütmenin içine yargı yetkileri yazamazsın"
Bu darbeyi yapanlar, bir yandan da kendilerini aklama paniği içindeler. Haksız zenginleşmeleri, yolsuzluklarını kapatma peşindeler. Bir yandan yeni göreve gelmişler ve geldikleri görevde anayasa tanımaz, yetki sınırlarını tanımaz bir şımarıklık içindeler. Adeta şöyle: Suç işlemiş, sırtı sıvazlanmış, ele avuca sığmaz bir keratayı istediği başka bir tarafa götürüyorsun. 'Onu da isterim, bunu da isterim' diyor. Elinde tuttuğu her şeyi de birlikte götürmek istiyor. Şimdi Adalet Bakanlığında, yedi yeni daire başkanlığı kurmaya kalkışmak ve bunları her bir tanesi aslında Cumhurbaşkanlığı 1 No'lu Kararnamesi'nin 39'uncu Maddesi kapsamında Adalet Bakanlığı'nda olmayan, her birisi İçişleri Bakanlığının yetki alanlarına giren bu yerleri kurmaya kalkmak, sözle 'kurdum' demek ama bir yanda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin olmaması tut ki olsun ki devletin aklı, zihni, vicdanı, İçişleri Bakanlığı'nın yetkilerinin Adalet Bakanlığı'na alınmasın mahsurları ki Anayasa'da 'kuvvetler ayrılığı' yazıyor. Yasama, yürütme, yargı ayrıdır. Sen yargı görevini bıraktın, yürütmeye geldin. Yürütmenin içine yargı yetkileri yazamazsın. Anayasa'da olmayan, İstanbul'da fiilen yaptığın Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı gibi bir görevi kendine ihdas edemezsin.
"G ülistan Doku talimatını vermediğini biliyoruz. Ama o yalancı bilgi notu talimatını bal gibi sen verdin"
Burada tehlikeli ya da çok tehlikeli bir iş yapılmaktadır. Tehlikeli kısım; eski yetkilerini bırakmak istemeyen, en tepe tarafından şımartılmış, ne yaptığını bilmeyen birinin kendi için ve özellikle geçen günlerde olduğu gibi Tunceli'deki Gülistan Doku cinayeti… Orada bir buçuk yıldır -arkadaşlarım defalarca rapor ettiler- pırıl pırıl, gencecik bir savcı var; Tunceli Başsavcısı. Kadın, Cumhuriyet'in yetiştirdiği ve hepimizin gurur duyacağı bir başsavcı çalışıyor. Bir buçuk yıldır kafayı takmış, 'Gülistan Doku cinayetini çözeceğim' diyor. Emeklerinin karşılığını bir yerde görüyor, ipin ucunu yakalıyor, cesaretle çekiyor, 'Sökülsün, nereye giderse gitsin' diye. O gün Adalet Bakanlığı'dan bilgi notları servis ediliyordu: 'Bakanımızın talimatıyla oldu.' Yapma ya? 'Sayın Bakan'ın kararlılığı sonuç verdi.' Bak sen. 'Sayın Bakan 'Ucu nereye giderse gitsin" dedi. Bir de bunu bold ve italik yazmış. '...Önceki dönemlerden farklı olarak…' Kimi suçluyor? Abdülhamid Gül'ü suçluyor. Daha önceki bütün Adalet Bakanlarını, son 10 yılda görev yapmış olanları suçluyor. "Nereye ucu dokunursa' talimatını vermiştir.' Bu haberleri her yerde tak tak çıktı. O bilgi notunu ifşa ettik. Ertesi gün, 'Talimatı ben vermedim.' Hangisini vermedin? Gülistan Doku talimatını vermediğini biliyoruz. Ama o yalancı bilgi notu talimatını bal gibi sen verdin. Kimin emrinde çalışıyor o uyuşturucudan bilmem ne olan, eski görevi dezenformasyon olan, yan odada duran yetkisiz yetkili? Bilmiyor muyuz? Bilmiyor mu basın mensupları kim olduğunu, kimin ne yaptığını?
" Erdoğan'dan yüz bulup yapıyorsa kötüdür. Erdoğan buna yol verip bunları yaptırmaya niyetleniyorsa çok daha kötüdür"
Şimdi tehlikeli olan bunun kendine 'PR yapayım' derken yetki aşımlarıdır. Buna devlet bir 'dur' der, bir akıl 'dur' der. Daha tehlikeli olan rejimin bu kullanışlı aparatı yeni bir yetki ve yeni bir fazda konumlandırıyor oluşudur. O zaman çok daha büyük tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu Erdoğan'dan yüz bulup yapıyorsa kötüdür. Erdoğan buna yol verip bunları yaptırmaya niyetleniyorsa o zaman çok daha kötüdür. Ama şu kadarını söyleyelim: Faili meçhul cinayet, en büyük derdimiz. Bunun üstüne savcılarımız, hakimlerimiz gider. Yeter ki gerekli güvenceyi veriniz. İçişleri Bakanlığı'nın kahraman polisleri, emniyet müdürleri ve daire başkanlarının yetki alanları bellidir. Bunlara 'İçişleri'nde bu işler olmuyor. Ben bunu Adalet Bakanlığı'ndan adli kollukla, şunla-bunla yapacağım' demek bu ülkedeki herkese hakarettir.
" İçişleri Bakanı'na ve Ankara Valisi'ne söyleyecek bir sözüm yoktur. Görevlerini devlet adamı gibi yapmışlardır"
Bir de bir küçük notum var: Ben normalde burada bu sözümü bitirmeden önce o Ayaş Kaymakamı, düne kadar olanı, böyle batırıp, ezip ezip, sonra da dönüp İçişleri Bakanı'na, Ankara Valisi'ne bir sürü şey söyleyebilirdim. Şimdi söyleyemem. Asla söyleyemem. Çünkü dün Ankara Valisi, o hadsizlik olduğunda ilk o paylaşımı cuma günü kaldırtan, dün yeni hadsizliğe anında müdahale eden Ankara Valisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin Ankara Valisi gibi çalışmıştır. İçişleri Bakanı kendisinin birçok uygulamasıyla ilgili eleştiri haklarım saklı olmak üzere, Ayaş Kaymakamı'na soruşturma açıp onu tenzili rütbeyle yolladığında bu vakitten sonra benim İçişleri Bakanı'na ve Ankara Valisi'ne söyleyecek bir sözüm yoktur. Görevlerini devlet adamı gibi yapmışlardır. Kendilerini kutluyorum. Doğruya 'doğru' demek, yanlışa 'yanlış' dediğin günkü sözün ağırlığını korur. Biz neyi eleştiriyorsak; devletle parti ayrımının ortadan kalkmasını eleştiriyoruz. AK Parti bizi icraatta, belediyecilikte, onda, bunda geçiyor da ona mı laf ediyoruz? Ama devleti bir partinin emrine, partiyi bir devletin yönetimine getirmeye kalkarsanız, kaymakamlarınız ilçe başkanlığına soyunursa, valiler il başkanı gibi davranmaya başlarsa işte biz kıyameti orada kopartmaktayız.
" 4 Mayıs'ta CHP 81 ildedir, 973 ilçededir"
Yaşadığımız her sorunun hiç şüphesiz tek kaynağı, AK Parti'nin kara düzenidir. Bu düzeni değiştirmek için millete bir sandık lazımdır. O sandık için sonuna kadar mücadele edeceğiz. O sandıklara milletle birlikte yorulmadan koşacağız. Oy oy, zarf zarf, sandık sandık kazanacağız. Köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir kazanacağız. İnsan insan, umut umut, mücadele mücadele kazanacağız. Doğudan batıya, kuzeyden güneye tutmadık el, gitmedik köy, varmadık hiçbir yer bırakmadan tüm gönüllere gireceğiz, tüm kulaklara konuşacağız, tüm gözlere bakacağız. Biz bu milletin ferasetine ve adaletine güveniyoruz. Onlar iktidarı değiştirecekler. Biz bu ülkenin makus kaderini değiştireceğiz. Bir kez daha. Yürüyeceğiz dört mevsim yedi bölgeye, yürüyeceğiz günden geceye. Biz Türkiye ittifakıyla, Türkiye'nin bütün demokratlarıyla birlikte kazanacağız. 4 Mayıs'ta CHP 81 ildedir, 973 ilçededir. Yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun. Yolun sonu iktidardır, yolun sonu selamettir."























