Bahçeli: Türkiye, Avrupa'nın güvenliği için stratejik bir gerçekliktir

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Türkiye, Avrupa için bir seçenek değil, içine düştüğü kuyuya uzanan güvenli halattır.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, " Türkiye, Avrupa için bir seçenek değil, içine düştüğü kuyuya uzanan güvenli halattır. Türkiye Avrupa'nın güvenliği, istikrarı, enerji arzı, ticaret yolları ve jeopolitik dengesi bakımından vazgeçilmez bir stratejik gerçekliktir" dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM'de partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli, Türkiye'nin NATO'da yalnızca jeostratejik konumuyla değil; tarihi birikimi, devlet tecrübesi, siyasi iradesi ve milli kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline geldiğini belirterek, "Türkiye Cumhuriyeti'nin eriştiği siyasi ve stratejik seviye, Ankara Zirvesi'nde bir kez daha tebarüz etmiştir. Bugün NATO yeni bir devrin şafağındadır. Bu devir, yalnızca savunma bütçelerinin sağına sıfırların eklenip rakamca büyütüldüğü bir devir değildir. Bu devir; kağıttaki taahhüdün fabrikada üretime, üretimin sahada kabiliyete, kabiliyetin caydırıcılığa, caydırıcılığın da barışın teminatına dönüşeceği yeni bir merhaledir. Böylesi bir çağda güvenlik; yalnızca bütçenin büyüklüğüyle değil, o bütçeyi kabiliyete çevirecek üretim sürekliliğiyle ölçülecektir. Bugün NATO'nun önündeki mevzu aslında budur. İttifak, bu yeni güvenlik çağının idrakine varmış mıdır? Külfet ve yük paylaşımını gerçek bir adalet zeminine oturtacak mıdır? Savunma sanayiini birkaç ülkenin imtiyazlı alanı gibi görmekten vazgeçecek midir? Müttefikleri arasında örtülü ambargo, lisans kısıtlaması, siyasi blokaj ve tedarik engeli gibi ittifak hukukunu yaralayan çelişkileri ortadan kaldırabilecek midir? Ankara Zirvesi, işte bu soruları NATO'nun önüne koymuştur. Türkiye namına bu saatten sonra atılacak her olumlu adım, bir lütuf değil, geç de olsa güç de olsa hakkaniyet ve hakikat ibresinin yerini bulmasıdır" dedi.

'İRAN'IN YENİDEN BOMBALANMASI, GÜVENİ SARSMIŞTIR'

NATO Ankara Zirvesi müzakereleri devam ederken, dünyanın dikkatinin bir anda Ankara ile Hürmüz Boğazı arasında bölündüğünü ifade eden Bahçeli, "Zirve devam ederken Trump, mutabakat sürecinin kendisi için bittiğini ifade etmiştir. Bu gelişme yalnızca Washington- Tahran hattında yoğunlaşan gerilim ile nükleer program başlığı altında sarmala dönen ihtilafın ifadesi değildir. Daha iki hafta önce bu kürsüden mutabakat sözlerine ilişkin duyduğumuz memnuniyeti ve fakat temkinli yaklaştığımızı söylemiş, verilen sözün nihayete ulaşmasının önemini ifade etmiştik. Devletler arasında tesis edilen mutabakatın itibar ve bağlayıcılığına vurgu yapmıştık. Diplomasinin barışa susamış insanlığın ağzına bir parmak bal çalmak için kullanılan geçici bir aldatmaca mı, yoksa savaşın yolunu kapatacak samimi ve kalıcı bir çözüm iradesi mi diye sormuştuk. Henüz kısa bir süre önce bölgeye umut veren, çatışmanın ateşini kesen ve nihai anlaşmaya ulaşılması için bir takvim ortaya koyan mutabakatın, daha bir ay geçmeden etkisizleştirilmesi, ardından İran topraklarının yeniden bombalanması, barış ihtimaline duyulan güveni sarsmıştır" dedi.

'SALDIRILAR DURDURULMALIDIR'

Bahçeli, hadiselerin sırasını tersine çevirmemek gerektiğine işaret ederek, "İran, mutabakatın tarafıyken saldırıya uğramıştır. İran şehirleri bombalanmış, İran vatandaşları hayatlarını kaybetmiş, ülkenin egemenlik sahası askeri müdahalenin hedefi olmuştur. Bu gerçek görmezden gelinerek Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazını kapatma yönünde daha sonra aldığı kararları, öncesinde hiçbir gelişme yaşanmamış gibi müstakil bir saldırganlık başlığı altında değerlendirmek doğru, hakkaniyetli ve vicdanlı bir yaklaşım olmayacaktır. Sebebi sonuç, sonucu sebep gibi göstermek; hakikati baş aşağı çevirmekten başka bir anlama gelmeyecektir. İran'ın ülkesine yönelen saldırılar karşısında güvenliğini koruma, egemenlik haklarını müdafaa etme ve milletinin can emniyetini sağlama hakkı vardır. Hiçbir devlet, imza attığı mutabakatın kendisini koruyacağına inanırken ansızın bombalanmayı sineye çekmek mecburiyetinde değildir. Hiçbir millet, topraklarına düşen bombaları sükunet telkinleriyle karşılamak zorunda değildir. Hürmüz'de oluşan tabloyu, İran'ın sebepsiz ve keyfi bir tasarrufu gibi takdim etmek gerçeklerin yalnızca yarısını anlatmaktır. Hürmüz'deki kilitlenmenin anahtarı da kaynağı da mutabakatın bozulduğu yerde aranmalıdır. Müzakere masasının hükmü korunup askeri yöntemlere müracaat edilmeseydi bugün Hürmüz Boğazı'nın kapanmasını değil, nihai anlaşmanın hangi esaslar üzerinde yükseleceğini konuşuyor olacaktık. Bu nedenle öncelikle saldırılar durdurulmalı, mutabakatın ihlal edilen hükümleri yeniden işler hale getirilmeli, taraflar karşılıklı yükümlülüklerine riayet etmelidir. Barış kapısı kısa süre önce aralanmıştır. Bu kapıyı yeniden kapatan gelişmelerin üzerine soğukkanlılıkla gidilmelidir. Barışın önüne düşen gölgeyi kaldırma sorumluluğu, mutabakatın taraflarına aittir. ABD, askeri müdahalenin müzakereyle bağdaşmayan sonuçlarını görmeli ve verdiği taahhütlerin gereğine dönmelidir. İran da Hürmüz'deki geçişlerin yeniden emniyet içinde yürütülmesini sağlamalıdır. Hürmüz'den yükselen gerilim, daha büyük bir felakete dönüşmeden durdurulmalıdır" ifadelerini kullandı.

'HAKİKATİN ADI TÜRKİYE'DİR'

Bahçeli, Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakere sürecine değinerek, "Avrupa'nın stratejik geleceği yeniden masaya yatırılmalı ve hakkaniyetli bir gelecek planı oluşturulmalıdır. Çünkü bugün Avrupa'nın karşı karşıya bulunduğu sorunlar, artık eski ezberlerle yönetilemeyecek kadar ağırlaşmıştır. Enerji arz güvenliğinden düzensiz göçe, savunma kapasitesinden demografik daralmaya, tedarik zincirlerinden ekonomik rekabete kadar uzanan geniş bir alanda Avrupa yeni bir yol ayrımına gelmiştir. Bu yol ayrımında görmezden gelinmesi mümkün olmayan bir hakikat vardır; o hakikatin adı da Türkiye'dir. Ukrayna sahasından Karadeniz'e, Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya kadar uzanan geniş jeopolitik kuşakta Türkiye'nin bulunmadığı hiçbir güvenlik denklemi kalıcı olamayacaktır. Türkiye'nin hesaba katılmadığı hiçbir enerji koridoru sürdürülebilir olmayacaktır. Türkiye'nin dışarıda bırakıldığı hiçbir bölgesel istikrar projesi başarıya ulaşamayacaktır. Bu durum bir temenni değil, değişen dünyanın ortaya çıkardığı stratejik bir gerçektir" diye konuştu.

'TÜRKİYE'NİN YERİ AVRUPA'NIN BEKLEME SALONU DEĞİLDİR'

Bahçeli, Avrupa Birliği'nin uzun yıllardır bu gerçeği görmek yerine günü kurtaran siyasi reflekslerle hareket etmeyi tercih ettiğine işaret ederek, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin üyelik süreci teknik kriterlerden çok siyasi ön yargılarla değerlendirilmiştir. Açılması gereken fasıllar bloke edilmiş, yerine getirilmesi gereken yükümlülükler ertelenmiş, verilen sözler tutulmamış, Türkiye'nin haklı beklentileri sürekli başka gündemlerin gölgesinde bırakılmıştır. Bu yaklaşım yalnızca Türkiye'ye değil Avrupa'ya da zarar vermiştir. Çünkü Avrupa Birliği, Türkiye'yi bekleme odalarında tutarken kendi stratejik ufkunu daraltmıştır. Türkiye'yi dışarıda bırakarak Avrupa'nın daha güçlü olacağını düşünenler, bugün karşı karşıya kaldıkları güvenlik ve istikrar sorunlarına dönüp bakmalıdır. Avrupa, her geçen gün daha fazla stratejik belirsizlikle karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci artık yalnızca üyelik müzakereleri başlığı altında ele alınabilecek bir mesele olmaktan çıkmıştır. Mesele, Avrupa'nın kendi geleceğini nasıl tasavvur ettiğidir. Mesele, Avrupa'nın jeopolitik gerçeklerle yüzleşip yüzleşmeyeceğidir. Mesele, Avrupa'nın stratejik aklı ile ideolojik önyargıları arasında hangi tercihi yapacağıdır. Görüşümüz açıktır; Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri karşılıklı saygı, egemen eşitlik ve hakkaniyet temelinde ilerlemelidir. Türkiye ne bir yükümlülükten kaçmaktadır ne de bir ayrıcalık talep etmektedir. Türkiye yalnızca kendisine karşı dürüst olunmasını istemektedir. Türkiye yalnızca çifte standartların son bulmasını istemektedir. Türkiye yalnızca ortaklık hukukunun gereğinin yerine getirilmesini istemektedir. Elbette Gümrük Birliği'nin güncellenmesi önemlidir. Elbette vize serbestisi sürecinin tamamlanması önemlidir. Elbette ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi önemlidir. Ancak bunlardan daha önemli olan husus, Avrupa'nın Türkiye'yi artık geçici ihtiyaçların hatırlandığı, kriz zamanlarında kapısı çalınan, işler normale döndüğünde ise yeniden ötelenen bir ülke gibi görme alışkanlığından vazgeçmesidir. Türkiye'nin yeri Avrupa'nın bekleme salonu değildir. Türkiye'nin yeri stratejik kararların şekillendiği masalarda hak ettiği ağırlıkla bulunmaktır."

'TÜRKİYE AVRUPA İÇİN BİR SEÇENEK DEĞİL'

Bahçeli, bu çerçevede son günlerde Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in Türkiye'nin Avrupa güvenlik mekanizmalarındaki rolünü Adalar Denizi'ndeki ihtilaflara bağlayan açıklamalarının son derece vahim olduğunu, Avrupa'nın güvenliğini Atina'nın dar siyasi hesaplarına mahkum etmenin ne akılcı ne de sürdürülebilir olmadığını söyledi. Bahçeli, "Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkiler üçüncü ülkelerin ön yargılarına, seçim hesaplarına veya tarihi korkularına rehin bırakılamaz. Hiçbir ülke kendi ikili sorunlarını Avrupa'nın müşterek güvenlik gündemi gibi sunma hakkına sahip değildir. Hiçbir başkent Türkiye'nin meşru hak ve menfaatlerini tartışma konusu yapamaz. Türkiye'nin milli hakları müzakere masalarında pazarlık unsuru değildir. Türkiye'nin egemenlik hakları herhangi bir siyasi şantajın konusu olamaz. Bu hususta tavrımızın değişmesi söz konusu dahi olamaz. Ancak burada altını özellikle çizmek istediğim konu, bu tartışmayı yalnızca Yunanistan veya belirli ihtilaflar düzeyine indirgememektir. Çünkü burada yatan niyet, söze dökülenden daha büyüktür. ve Avrupa'nın yeni dünya düzeninde nasıl bir konum alacağı bu niyete ortak olup olunmadığının sınanmasıdır. Avrupa Türkiye ile birlikte mi hareket edecek, yoksa eski önyargıların esiri olarak mı kalacak? Önümüzdeki yıllar bu sorunun cevabını verecektir. Fakat hangi şart altında olursa olsun değişmeyecek bir gerçek varsa o da şudur; Türkiye Avrupa için bir seçenek değil, içine düştüğü kuyuya uzanan güvenli halattır. Türkiye Avrupa'nın güvenliği, istikrarı, enerji arzı, ticaret yolları ve jeopolitik dengesi bakımından vazgeçilmez bir stratejik gerçekliktir. Bu gerçeği kabul edenler kazanacaktır. Görmezden gelenler ise değişen dünyanın setlerine er ya da geç çarpıp dağılacaktır" diye konuştu.

'FETÖ, KİRLİ BİR MAŞADIR'

Bahçeli, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü'nün 10'uncu yıl dönümüne değinerek, "15 Temmuz'u yalnızca FETÖ'nün kalkışması olarak değerlendirmek yetersizdir. 15 Temmuz, Çanakkale'yi geçemeyenlerin başka yollar aramasıdır. 15 Temmuz, Milli Mücadele'de dize getiremediklerini içeriden çözme teşebbüsüdür. 15 Temmuz, Sevr'i kabul ettiremeyenlerin farklı yöntemlerle aynı hedefe ulaşma arayışıdır. 15 Temmuz, Türk milletinin bağımsız yaşama iradesine karşı yürütülen uzun ve karanlık mücadelenin yeni bir cephesidir. FETÖ denilen ihanet yapısı ise bu karanlık hesabın yalnızca taşeronu ve sahaya sürülmüş kirli bir maşasıdır. Bu habis örgüt yıllarca eğitim kisvesi altında büyümüştür. Hizmet söylemi altında kadrolaşmıştır. İnanç istismarıyla taraftar devşirmiştir. Hayır görüntüsü altında hıyanet biriktirmiştir. Milletimizin temiz duygularını sömürmüş, devletimizin imkanlarını kullanmış, kurumlarımızın içine sızmış ve nihayet fırsatını bulduğunu düşündüğü anda Türk devletine silah doğrultmuştur. Türk milleti o gece bir kez daha tarih yazmıştır. ve tarihe şu notu düşmüştür; bu millet esir yaşamaz. Bu millet teslim olmaz. Bu millet iradesini vesayet odaklarına bırakmaz. Bu millet devletini terör örgütlerine teslim etmez" dedi.

'YARIN BAŞKA YOLLAR DENEYENLER OLABİLİR'

Bahçeli, FETÖ ile mücadelenin geçmişte kalmış bir mesele olmadığına işaret ederek, "FETÖ tehdidinin tamamen ortadan kalktığını düşünmek ciddi bir yanılgıdır. İhanetin yöntem değiştirmesi, ihanetin sona erdiği anlamına gelmez. Tehdidin görünmez hale gelmesi, tehdidin yok olduğu anlamına gelmez. Dün himmet adı altında örgütlenenler vardı. Bugün başka maskelerle ortaya çıkmak isteyenler olabilir. Dün eğitim kisvesi kullananlar vardı. Bugün farklı alanlarda benzer yöntemlere başvuranlar olabilir. Dün devletin mahrem yapılarına sızmaya çalışanlar vardı. Yarın başka yollar deneyenler olabilir. Bu sebeple devlet hafızasının diri tutulması, kurumsal tedbirlerin tavizsiz sürdürülmesi ve milli şuurun canlı tutulması hayati önemdedir. Unutulmamalıdır ki, millet hafızasını kaybettiği gün tehditler yeniden güç kazanır. Tarih şuuru zayıfladığı gün fitne odakları yeniden cesaret bulur. Milli birlik duygusu aşındığı gün Türkiye'nin karşısındaki hesaplar yeniden hareketlenir. Bu sebeple 15 Temmuz'un hatırasını yaşatmak yalnızca geçmişe saygı değildir. Aynı zamanda geleceğe karşı sorumluluktur. Aynı zamanda devletimize karşı görevdir. Aynı zamanda milletimize karşı vefadır. 15 Temmuz'un bize verdiği derslerden biri de şudur; Türkiye'nin bekası günlük siyasi hesapların üzerindedir. Devletin varlığı geçici tartışmaların üzerindedir. Milli güvenlik, partiler üstü bir konudur. Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı her türlü görüş ayrılığının üzerindedir" dedi.

Kaynak: Demirören Haber Ajansı
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.