Merkez Bankası Genel Kurulu

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, iç ve dış talebin dengelenmesine yönelik aldıkları politika tedbirlerinin, 2011 yılı ikinci çeyreğinden itibaren etkilerini göstermeye başladığını bildirdi.

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, iç ve dış talebin dengelenmesine yönelik aldıkları politika tedbirlerinin, 2011 yılı ikinci çeyreğinden itibaren etkilerini göstermeye başladığını bildirdi.

Başçı, Merkez Bankası 80. Hesap Dönemi Olağan Genel Kurul Toplantısında yaptığı konuşmada, 2011'de vergi gelirlerinde iktisadi faaliyetin öngörülenden daha hızlı toparlanmasıyla ortaya çıkan artış ve faiz ödemelerinde yaşanan gerilemenin kamu maliyesini olumlu yönde etkilediğini, buna ek olarak, vergi ve sosyal güvenlik prim affı kapsamında tahsil edilen ek gelirin de bütçe performansına büyük ölçüde olumlu katkı sağladığını söyledi.

İç ve dış talebin dengelenmesine yönelik aldıkları politika tedbirlerinin 2011 yılı ikinci çeyreğinden itibaren etkilerini göstermeye başladığını anlatan Başçı, mevsimsellikten arındırılmış verilerle incelediklerinde, 2011 yılı ilk çeyreğinde aşırı hızlı artan nihai yurt içi talebin, yılın geri kalanında giderek daha ılımlı bir seyir izlediğini belirtti.

Bu çerçevede, 2011 yılı ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 11,9 oranında büyüyen Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'nın (GSYİH), ikinci ve üçüncü çeyreklerde görece yavaşlayarak, sırasıyla yüzde 9,1 ve yüzde 8,4 oranında artış kaydettiğine dikkati çeken Başçı, dördüncü çeyrekte ise, Avrupa borç krizinin de etkisiyle, büyüme hızının önemli oranda yavaşladığını ve GSYİH'nin önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,2 oranında arttığını, buna rağmen, yılın genelinde, ekonomik büyümenin yüzde 8,5 düzeyinde gerçekleştiğini anlattı.

-Enflasyon-

2011 yılı sonunda, tüketici fiyatları (TÜFE) enflasyonunun, önceki yıla göre 4 puanlık bir artışla yüzde 10,45 olarak gerçekleştiğini hatırlatan Başçı, yıl içinde Türk Lirası'nda gözledikleri belirgin değer kaybının, özellikle temel mal fiyatlarına yansıyarak, enflasyondaki yükselişin ana belirleyicisi olduğunu söyledi.

Gıda fiyatlarının yıllık artış oranının son 3 yıla göre daha yüksek bir seviyede gerçekleşmiş olmasının, bu dönemde enflasyondaki artışın bir diğer nedenini oluşturduğunu vurgulayan Başçı, yılın son çeyreğinde, yıllık enflasyon oranını 1,6 puan yukarı çeken enerji fiyat ayarlamalarının ve Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) oranlarındaki yükselişin de olumsuz katkısıyla, yıllık TÜFE enflasyonunun, yüzde 5,5 olan enflasyon hedefinin belirgin olarak üzerinde gerçekleştiğini kaydetti.

Orta vadeli enflasyon beklentilerinin ise 2011 yılında genel olarak yatay bir seyir izlediğini, yıllık enflasyonda gözlenen artış ağırlıklı olarak geçici nitelikte olduğu için orta vadeli beklentilerin bu dönemde oldukça istikrarlı bir seyirde devam ettiğini anlatan Başçı, bu durumun para politikasına duyulan güven açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirildiğini söyledi. Başçı, "Bununla birlikte orta vadeli enflasyon beklentilerinin hedefimiz olan yüzde 5'in üzerinde seyretmesi, önümüzde fiyat istikrarına ulaşmak için kat etmemiz gereken önemli bir mesafe bulunduğuna işaret etmektedir" dedi.

Erdem Başçı, bu noktada orta vadeli enflasyon görünümüne ilişkin güncel değerlendirme ve öngörülerini, olası riskler ve politika önlemleri ile birlikte, 26 Nisan 2012 tarihinde yayımlayacakları Enflasyon Raporu'nda ayrıntılı bir şekilde kamuoyu ile paylaşacaklarını hatırlattı.

-Para Politikası Kararları ve Uygulamaları-

Küresel kriz sonrasında gelişmiş ülke merkez bankalarının krizin etkilerini sınırlamak amacıyla uyguladıkları parasal genişleme politikalarının, birçok gelişmekte olan ülkede olduğu gibi Türkiye üzerinde de önemli yansımaları olduğunu ifade eden Başçı, bu dönemde, kısa vadeli yurt dışı finansman imkanlarının bol ve düşük maliyetli olarak sağlanabilmesinin, hızlı kredi genişlemesine ve Türk Lirası'nın giderek değerlenmesine yol açarak, 2010 yılının ikinci yarısından itibaren makro finansal risklerin ve dış dengesizliklerin birikmesini başlatan en önemli etken olduğunu söyledi.

Başçı, "Kısa vadeli sermaye girişlerinin iç ve dış talebin büyüme hızlarındaki ayrışma eğilimini hızlandırması cari işlemler açığının tarihimizde görülmemiş düzeyde artmasına neden oldu" dedi.

2010 yılının son çeyreğinden itibaren, söz konusu makro finansal riskler karşısında ekonominin kademeli olarak daha sağlıklı bir büyüme kompozisyonuna yönlendirilmesini amaçlayan politikaları uygulamaya başladıklarını hatırlatan Başçı, şöyle konuştu:

"Bu çerçevede, bir yandan kısa vadeli faizleri düşük tutarak çok kısa vadeli sermaye girişlerini caydırmayı, diğer yandan zorunlu karşılık oranlarını artırarak kredi artış hızını ve iç talebi kontrol altında tutmayı hedefleyen bir stratejiyi uygulamaya koyduk. Buna ek olarak, finansal sistemin yükümlülük vadelerinin uzatılmasını da finansal istikrarı destekleyici bir amaç olarak benimsedik. Bu doğrultuda, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını, 2010 yılının Aralık ve 2011 yılının Ocak ayında aldığımız kararlarla, yüzde 7'den yüzde 6,25'e düşürdük. Buna ek olarak, aynı dönemde, gecelik borçlanma faizini de azaltarak faiz koridorunu genişlettik ve gecelik piyasada oluşan faiz oranlarının politika faiz oranından daha düşük seviyede oluşmasına izin verdik. Böylece, gecelik piyasa faizlerinde aşağı yönlü oynaklığın artmasını sağlayarak, çok kısa vadeli sermaye girişlerinin Türk Lirası üzerinde yol açtığı aşırı değerleme baskısını ortadan kaldırdık.

Aşırı hızlı kredi genişlemesine karşı ise 2011 yılının Ocak, Mart ve Nisan aylarında aldığımız kararlarla, Türk Lirası zorunlu karşılık oranlarının ağırlıklı ortalamasında önemli derecede bir artış sağladık. 2011 yılının Ağustos ayından itibaren Avro Bölgesi borç sorununun giderek derinleşmesi sonucunda artan küresel yavaşlama riskinin, gerek iç gerekse dış talebi olumsuz etkileyebileceğini öngördük. Bu doğrultuda, 4 Ağustos'ta olağanüstü bir toplantı düzenleyerek, politika faizinde 50 baz puan indirime gittik. Buna ilave olarak, risk iştahının daha da bozulması halinde dengeleyici likidite tedbirlerinin etkili bir şekilde devreye girmesini sağlamak amacıyla gecelik borçlanma faizini yükselterek faiz koridorunu daralttık. Ayrıca, bankacılık sisteminin likidite ihtiyacını azaltmaya yönelik olarak Türk Lirası zorunlu karşılık uygulamalarında da sektörü destekleyici yönde düzenlemeler yaptık."

- ANKARA

Kaynak: AA