Ahmet Şık Avrupa Parlamentosu'nda Konuştu

Ahmet Şık Avrupa Parlamentosu'nda Konuştu
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Gaztecei Ahmet Şık, Avrupa Parlamentosu'nda düzenlenen toplantıda konuştu, kendisine yöneltilen soruları yanıtladı.

Gaztecei Ahmet Şık, Avrupa Parlamentosu'nda düzenlenen toplantıda konuştu, kendisine yöneltilen soruları yanıtladı.

Konuşmasının başında Ahmet Şık, "Kiminizin diplomatik yollarla, kiminizin hukuk ve demokrasi normları üzerinden yönelttiği eleştirilerle ve bazılarınızın esir tutulduğumuz Silivri'deki o soğuk duvarların arasında içimizi ısıtan ziyaretleriyle yaşadığım haksızlığın son bulmasından sonra, yeniden özgürlüğün tadını çıkardığım şu günlerde karşınızdayım. Hepinize merhaba diyerek bu çabalarınız için teşekkür ediyorum. Beni terörist, düşüncelerimi ifade etmeye çalıştığım kitabımı da terör örgütü propagandası

olarak niteleyenler umarım bugün biraz da olsa utanıyorlardır" dedi.

Tutuklamaları eleştiren Şık, "Bugün Türkiye'de sivilleşme, demokratikleşme, geçmiş dönemin darbeleriyle, 12 Eylül ile hesaplaşma gibi yalanlar havalarda uçuşurken Türkiyeli meslek örgütlerine göre 102, çeşitli uluslararası basın örgütlerine göre de 50 ila 80 arasında gazeteci demir parmaklıklar ardında. Zaten benim burada bulunma nedenim de yakın zamana dek o tutsaklardan birisi olmamdı" diye konuştu. Türkiye'de gazeteciliğin yargılandığını öne süren Şık sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şu kesin ki sanıklarının gazeteciler olduğu davaların birçoğunda sadece gazeteciler yargılanmıyor. Bizzat gazetecilik faaliyetleri yargılanıyor. Gazetecilik faaliyetlerinin yargılamadığı yalanına rağmen açılan soruşturma ve davalarda tıpkı bana olduğu gibi tutuklu birçok meslektaşıma da savcılar ve hakimler esas olarak mesleğimizle, haber kaynaklarımızla ilgili sorular sordular. Türkiye'de sadece gazetecilerin ifade özgürlüğü ve mesleki faaliyetleri değil, bir toplumun bilgiye ulaşma özgürlüğü

engelleniyor. İfade özgürlüğü yasal kılıf uydurularak bir kez daha ihlal ediliyor. Yasaların koruması altında olan, gazetecinin haber kaynağının gizliliği ortadan kaldırılıyor. Haberciliğin, gazetecilik faaliyetlerinin sınırlarını, yazılacak kitapların konusunu, polisler, savcılar, siyasetçiler belirlemek istiyor. Oysaki gazetecinin susturulması halkın susturulması demektir. ve sessizlik sadece totaliter rejimlerin, korku ve baskıyla hükmünü sürdüren iktidarların vazgeçilmez silahıdır. O halde soruyorum; bu

kuralların geçerli kılınmaya çalışıldığı ülkemin rejiminin adına demokrasi mi, yoksa adaleti ortadan kaldırarak endişe ve paranoyanın topluma hakim kılınmak istendiği bir korku diktatörlüğü mü diyeceğiz?"

Vaclav Havel'in "Güçsüzün Gücü" başlıklı makalesinden alıntı yapan Şık, 1978'de Çekoslovakya'da yazılmış olan şeylerin günümüz Türkiye'sine uyduğunu iddia etti.

Türkiye'de hukukun bizzat kargaşaya neden olduğunu öne süren Şık, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ne acı ki adalet, adaletsizliğin suretinde görünür kılınıyor ülkemde. Görevi kargaşaya son vermek olan hukukun kendisi bizzat kargaşa yaratıyor. Çözüm diyerek ürettiği her çare yeni bir hukuki kargaşanın, çifte standardın ve hak ihlalinin nedeni oluyor. Türkiye'de soruşturmaların, davaların ve mahkeme kararların bu kadar çok tartışıldığı ve herkesin üzerinde akıl yürüttüğü ve elbette adalet duygusunun bu kadar çok zedelendiği böyle bir dönem yaşanmamıştır. Türkiye'de isimlerini sayamayacağım kadar çok

gazeteci yazdıkları kitaplar, haberler ve çektikleri görüntülerden; Ragıp Zarakolu gibi ömrünü demokrasi ve barış mücadelesine adamış bir yayıncı yasal bir partinin siyaset akademisinin kokteylinde açılış konuşması yapmaktan; Büşra Ersanlı gibi bir akademisyen toplumsal cinsiyet konulu ders vermekten; elma soymak için dahi çakı taşımamış olan, çocuk kitapları kaleme alan, Kürt sorununa barışçıl çözüm aramayı kendine dert edinen Muharrem Erbey gibi insan hakları savunucusu bir avukat şiddet

kışkırtıcılığından; öğrenciler konser bileti satmak ya da parasız eğitim talep etmekten; köylüler yaşadıkları yerlerdeki doğa tahribatına neden olacak baraj projelerine karşı çıkmaktan terörist olarak cezaevinde. Hatta pişmanlık duyduğunu açıklasa da geçmişinde işkencecilik sicili bulunan, milliyetçi bir polis müdürü de esasında yazdığı bir kitaptan görünüşte ise sosyalist bir örgütün üyesi olmaktan tutuklu bulunuyor.

Genel anlayışı yansıtan bu saydığım bir kaç örnekten kolaylıkla

terör örgütü ve terörist bulan Türkiye yargısı, kanı hala kurumayan Hrant Dink'in cansız bedeninden devletin kendisinin bizatihi katil olduğu bilindiğinden olsa gerek ne terör örgütü ne de terörist bulamıyor. Bulmak istemiyor.Anlayacağınız Türkiye'de ülkeyi yönetenlerin vatandaşlarına layık gördüğü ceza adalet sisteminin yarattığı hukuki sorunlar yüzünden artık yargısız, soruşturmasız, davasız geçen bir tek günümüz yok. Her gün hem şaşkınlığımıza ve hem de öfkemize bir yenisini ekleyen absürdlüklerle karşı

karşıyayız."

Sorunların mevcut adalet sistemiyle çözülmesinin mümkün olmadığını savunan Şık, yargı mekanizmasını ve hukukçuları ise şu sözlerle eleştirdi:

"Türkiye'de her dönemde güç ve iktidarı elinde tutanın oyuncağı haline gelen, her zaman taraflı ve her zaman siyasal tutum almış olan ve hiçbir zaman bağımsız olmadığını bildiğimiz yargı mekanizması, düşünce ve ifade özgürlüğünün ekseninde yaşanan haksızlıkların baş sorumlularından biridir. Daha net söylemek gerekirse, hoşa gitmeyen her sözü, beğenilmeyen her davranışı ve eylemi terör faaliyeti olarak değerlendiren Türk Ceza Kanunu - BRÜKSEL

Kaynak: İhlas Haber Ajansı