Güzel ülkemde yine bir futbol sezonu başladı ve futbolseverlerin beğenisine sunuldu. Daha ilk haftadan itibaren çeşitli sesler yükselmeye başladı. Stadlarda yaşananlardan memnun olanı bulmak ise oldukça zor. Herkes bir şeylerden şikâyetçi.
Dünya futboluna baktığımızda da benzer sorunların yaşandığını görüyoruz. Ancak ben, ülkemizde artık kronik hale gelmiş bazı sorunlardan planlı, kararlı ve kalıcı bir şekilde kurtulmamız gerektiğini düşünenlerdenim.
Sporu Yönetenler
Gerek devlet bürokrasisinin, gerekse futbolun başındaki özerk kuruluşların görevlerini gereği gibi yerine getirmeleri, görevlerini yapmayan veya yapamayan yöneticilerin de gerektiğinde görevden el çektirilmeleri Türk futboluna önemli katkılar sağlayacaktır.
Bazen açıkça yaşanan haksızlıklarda ve kötü olaylarda futbolu yönetenleri yeterince görünür şekilde sorumluluk alırken göremiyoruz. Böyle durumlarda bütün sorumluluk hakemlerin üzerine bırakılabiliyor ve asıl sorunların üzeri kapatılabiliyor.
Elbette hakemlik konusunda Türk futbolunun ciddi problemleri vardır. Ancak yaşanan her problemin sorumluluğunu yalnızca hakemlere yüklemek, esas sorunların çözümünü de geciktirmektedir.
Hakemler ve Tarafsızlık
Her şeyden önce futbolun en önemli unsurlarından biri olan hakemlikte tarafsızlık kadar tarafsızlık algısının da korunması gerekir.
Bir hakemin hangi takımı desteklediğinin kamuoyu tarafından bilindiği bir ortamda, o hakemin aynı takımın maçında görevlendirilmesi dahi başlı başına ciddi bir tartışma konusu oluşturabilir.
Hakemlerimizin de bizim gibi duyguları ve aidiyetlerinin olması gayet doğaldır. Bu ne kadar doğalsa; bir hakemin gönül verdiği takımın maçında görev yapmasının kamuoyunda şüphe oluşturması çok doğaldır.
Üstelik geçmişte hakemlik yapmış kişilerin daha sonra televizyon ekranlarında taraftarlığını açıkça ortaya koyduklarını ve destekledikleri takımlar hakkında taraflı yorumlar yaptıklarını görüyoruz. Bu durum ister istemez geçmişte yönettikleri maçlarda neler yaptıklarının sorgulanmasına yol açıyor.
Futbolda güveni korumak için tarafsızlık şüphesinin ortadan kaldırılması gerekir.
Yorumcular
Türk futbolunun gelişmesine, futbol kültürünün yükselmesine ve ülkemizin dünya futbolunda saygın bir konuma gelmesine katkı sağlamak yerine, taraftarı oldukları takımın ve taraftarlarının duymak istediklerini söyleyen yorumcular futbolumuza ciddi zarar vermektedir.
Elbette herkesin bir takımı desteklemesi mümkündür. Ancak yorumculuk başka, taraftarlık başka bir iştir. Yorumcunun görevi kendi takımını savunmak değil, doğruyu ve yanlışı ortaya koyabilmektir.
Bir pozisyon kendi takımının lehine olduğunda başka, rakip takımın lehine olduğunda başka değerlendirme yapmak; futbolseverlerin zaten azalmış olan güvenini daha da zedelemektedir.
Menfaat Grupları
Futbolun ekonomik büyüklüğü arttıkça, futbolun etrafında oluşan menfaat grupları da büyümektedir.
Güçlü takımların yanında durarak ekonomik veya sosyal çıkar sağlayanlar, bahis ve kumar üzerinden büyük gelirler elde etmeye çalışanlar, yayın gelirlerini her şeyin önünde tutanlar, futbol kulüplerinin yönetimlerini kişisel çevre ve itibar oluşturmak için kullananlar futbolun gerçek değerine zarar vermektedir.
Çok büyük kitleleri ilgilendiren futbol; kişisel çıkarların, siyasi hesapların, ekonomik menfaatlerin veya taraftar baskısının aracı haline gelmemelidir.
Taraftar Ayrışması
Bence Türk futbolunun en acı görüntülerinden biri de; karşı takım taraftarlarının aynı maçta, aynı tribünde bir arada bulunamamalarıdır.
21. yüzyılda karşı takım taraftarlarının maçlara alınmaması, hatta aynı statta yan yana oturamaması başta devlet yöneticilerimiz, futbol yöneticilerimiz ve biz futbolseverlerin üzerinde büyük bir sorumluluk ve vebaldir.
Biz çocuklarımıza sporun dostluk, kardeşlik, mücadele, disiplin, iyi ahlak ve centilmenlik olduğunu anlatırken; statlarda rakip takım taraftarını düşman gibi görüyorsak burada ciddi bir çelişki var demektir.
Rakip takım, bizimle aynı oyunu seven, aynı heyecanı yaşayan ve farklı renklere gönül vermiş insanlardan oluşur. Asla bizim düşmanımız değildir.
Türk futbolunun önünde çok ciddi sorunlar vardır. Ancak bu sorunların hiçbiri çözülemeyecek sorunlar değildir.
Bunun için öncelikle futbol yönetiminde liyakat, hesap verebilirlik, şeffaflık ve tarafsızlık esas alınmalıdır.
İnsanımız statlarda küfür, kavga ve düşmanlık değil; mücadele, rekabet, saygı, ahlak ve kardeşlik görmelidir.
Türk futbolunu kurtaracak olan yalnızca dünya yıldızı futbolcular veya teknik direktörler değildir.
Her şeyden önce, daha iyi bir futbol kültürüne, daha adil bir yönetime ve daha bilinçli bir taraftar anlayışına ihtiyacımız var.










