İnsanoğlunun mala, mülke, yemeğe, içmeye, makama ve itibara olan arzusu tarih boyunca var olmuştur. Çoğu zaman sahip olduklarımızla yetinmek yerine daha fazlasını isteme eğilimindeyiz. Elbette gelişmek, ilerlemek ve daha iyi şartlara ulaşmak doğal bir istektir. Ancak bu istek ölçüsünü kaybettiğinde açgözlülüğe dönüşebilmektedir.
Şükretmek ve eldeki nimetlerin kıymetini bilmek birçok insan için kolay değildir. Bu nedenle sürekli daha fazlasını kazanma, daha büyük bir makama ulaşma veya daha fazla servet elde etme çabası içinde oluruz. Bazen gerçekten ihtiyaç duyduğumuz için değil, sadece sahip olma hırsıyla dünya nimetlerine yöneliriz.
Nereye Kadar?
Servetin, makam sevgisinin ve dünya zevklerinin bir sınırı olmalıdır. Hayatın süresi bellidir. Futbol benzetmesiyle ifade edecek olursak, maç doksan dakikadır ve çoğumuz bu maçın ilk yarısını ya da uzatma dakikalarını oynamaktayız. Buna rağmen birçok insan hâlâ hiç bitmeyecekmiş gibi daha fazlasının peşinde koşmaktadır.
Oysa hayatın sonunda ne kadar mal biriktirdiğimizden çok, nasıl yaşadığımız, kimlere fayda sağladığımız ve arkamızda nasıl bir iz bıraktığımız önemlidir.
Maçı Kaybettirebilir
Kontrolsüz hırs ve açgözlülük birçok insanın ciddi zararlar görmesine neden olabilmektedir. Daha fazla kazanma uğruna sağlıklarını, ailelerini, dostluklarını ve hatta hayatlarını kaybeden insanların sayısı az değildir.
İnsan bazen ulaşamayacağı hedeflerin peşine takılıp mevcut imkanlarını da kaybedebilmektedir. Atalarımız bu gerçeği çok güzel atasözleriyle anlatmıştır. “Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur” ve “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” sözleri, aşırı hırsın ve tamahkârlığın insanı nasıl zarara uğratabileceğini açıkça ifade etmektedir.
Günümüzde iş hayatında, ticarette ve sosyal yaşamda bu sözlerin ne kadar doğru olduğunu sıkça görmekteyiz.
En Tehlikeli Durum
Bazı insanların serveti ve gücü arttıkça kanaatkârlığı değil, tamahkârlığı da artabilmektedir. Sahip olduklarıyla mutlu olmak yerine sürekli daha fazlasını istemek, zamanla kişinin karakterini ve çevresiyle olan ilişkilerini olumsuz etkileyebilmektedir.
Açgözlülük yalnızca maddi kayıplara yol açmaz; insanın vicdanını, huzurunu ve itibarını da zedeleyebilir. Daha fazlasını elde etme uğruna adalet duygusunu kaybetmek, başkalarının hakkını gözetmemek ve sadece kendi çıkarını düşünmek kişiyi toplum içerisinde yalnızlaştırabilir.
Başarılı olmak, çalışmak ve kazanmak elbette değerlidir. Ancak bunların yanında kanaatkâr olabilmek, şükredebilmek ve sahip olduklarımızın kıymetini bilmek de en az onlar kadar önemlidir. Çünkü açgözlülük insanı hiçbir zaman tatmin etmez; elde edilen her şey bir süre sonra yetersiz görünmeye başlar.
Gerçek zenginlik, sadece sahip olunan malın çokluğu değil; gönlün huzuru, vicdanın rahatlığı ve insanın elindekilerle mutlu olabilmesidir.










