Gerek iş hayatında gerekse özel yaşamda, bireylerin ve kurumların belirli ilke ve kurallar çerçevesinde hareket etmesi; huzurlu bir yaşamın, güçlü ilişkilerin ve sürdürülebilir başarının temel şartlarından biridir.
Bana göre başarılı insanların ve güçlü kurumların mutlaka açık olması gereken üç temel alan vardır: iletişim, fikir ve değişim.
Bu üç kavramı dile getirmek oldukça kolaydır. Asıl zorluk, bunları günlük hayatın ve iş yaşamının doğal bir parçası hâline getirebilmektedir.
İletişime Açık Olmak
İletişim sadece konuşmak değildir. Ses tonu, beden dili, mimikler, kullanılan kelimeler ve hatta dinleme şekli bile iletişimin ayrılmaz parçalarıdır. İnsanlar, karşılarındaki kişinin gerçekten iletişime açık olup olmadığını çoğu zaman sözlerinden çok davranışlarından anlarlar.
İş hayatında ne söylediği tam anlaşılmayan, düşüncelerini açık ifade edemeyen veya sürekli kapalı mesajlar veren kişilerle sağlıklı iletişim kurmak oldukça zordur. Böyle kişiler zamanla çevrelerinden uzaklaşırken, açık, samimi ve net iletişim kurabilen yöneticiler ve çalışanlar güven kazanır ve daha fazla dikkate alınırlar.
Bir çalışanın veya yöneticinin pozisyonu ne olursa olsun; dış görünümüne özen göstermesi, güler yüzlü olması, nezaket kurallarını benimsemesi, içten davranması ve göz teması kurarak iletişim kurması büyük önem taşır. Çünkü çoğu zaman söylenen söz kadar, o sözün nasıl söylendiği de etki oluşturur.
Fikirlere Açık Olmak
Yöneticilerin en sık düştüğü hatalardan biri, ekiplerinin kendileri gibi düşünmesini beklemeleridir. Oysa işletmelere değer kazandıran şey, aynı fikirde olan insanlar değil; farklı bakış açıları sunabilen insanlardır.
Gerçek liderler, toplantılarda ve bire bir görüşmelerde herkesin düşüncesini rahatça ifade edebileceği bir ortam oluştururlar. Demokratik bir çalışma kültürü yalnızca çalışanların motivasyonunu artırmaz, aynı zamanda yöneticilerin daha doğru kararlar almasını da sağlar.
Çalışanlardan düzenli olarak fikir almak ve uygulanabilir olanları hayata geçirmek, aidiyet duygusunu güçlendirir. İnsanlar, fikirlerinin dikkate alındığını gördüklerinde kurumun başarısını kendi başarıları olarak görmeye başlarlar.
Bilginin kimden geldiğinden çok, işletmeye ne kazandırdığı önemlidir. Kendi doğrularına körü körüne bağlı kalan yöneticiler zamanla gelişimi kaçırırken, farklı düşüncelerden beslenebilen yöneticiler hem kendilerini hem de kurumlarını ileri taşırlar.
Değişime Açık Olmak
İş dünyasında değişmeyen tek gerçek değişimin kendisidir. Buna rağmen insanlar, alıştıkları düzeni terk etmekte çoğu zaman zorlanırlar. Yeni yöntemlere karşı direnç göstermek doğal olsa da, bu direncin kurumun gelişimini engellemesine izin verilmemelidir.
Başarılı yöneticiler, değişimi çalışanlarına zorla kabul ettirmeye çalışmak yerine onları sürece dahil ederler. İstişare eder, görüşlerini alır ve değişimin bir parçası olduklarını hissettirirler. İnsanlar katkı sundukları değişimi sahiplenmeye daha istekli olurlar.
Geçmişte küçümsediğimiz veya gereksiz gördüğümüz birçok uygulamanın, yıllar sonra işletmelere önemli avantajlar sağladığını hepimiz görmüşüzdür. Bu nedenle yeniliklere peşin hükümle yaklaşmak yerine, onları değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Elbette değişime direnç gösteren çalışanları ikna etmek kolay değildir. Ancak doğru iletişim, sabır ve güven ortamı oluşturulduğunda bu direnç zamanla azalacaktır.
İletişime kapalı olanlar yalnızlaşırken, fikirlere kapalı olanların gelişimi yavaşlamaktadır. Bu kişi ve kurumlar değişime de kapalı olunca, etrafının gerisinde kalırlar.
Unutulmamalıdır ki sürdürülebilir başarı, her şeyi bildiğini düşünenlerin değil; öğrenmeye, dinlemeye ve değişmeye açık olanların eseridir.










