Londra: İngiliz Basınında Bugün

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

İngiliz basınında bugün, İsrail'in 2 askerinin kaçırılması ardından Lübnan'da başlattığı operasyon, Irak'ta gittikçe tırmanan mezhep çatışmaları, dün törenle resmen açılan Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı, İngiltere'de unvanların kredi ve bağışlar karşılığında verildiğine dair iddialar öne çıktı.

İngiliz basınında bugün, İsrail'in 2 askerinin kaçırılması ardından Lübnan'da başlattığı operasyon, Irak'ta gittikçe tırmanan mezhep çatışmaları, dün törenle resmen açılan Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı, İngiltere'de unvanların kredi ve bağışlar karşılığında verildiğine dair iddialar öne çıktı.

BBC'nin Türkçe internet sitesi "http://www.bbc.co.uk/turkish/" adresinde yer alan basın özetlerine göre, İsrail'in saldırısını "orantısız, tehlikeli ve yok edici" diye niteleyen Guardian, "Yapılanlar herhangi bir ülkenin meşru müdafaa hakkının çok ötesinde" yazdı. Guardian'da yazan David Hirst, "Lübnan bir gecede kendisini yeniden 25 yıldır maruz kaldığı bir durumda buldu. Başkalarının savaşının verildiği bir meydan" diye yazdı. Hirst, İsrail'in Lübnan Hükümeti'ni sorumlu tutup hedef almasını eleştirerek, "Lübnan'ı suçlamak, Filistin lideri Mahmud Abbas'ı daha önce Gazze'de kaçırılan İsrail askeri nedeniyle suçlamak kadar beyhude. Hizbullah, Lübnan'da devlet içinde bir devlet. Milisleri Lübnan ordusundan daha güçlü. Başka bir kimliği ve başka bir gündemi var. Hizbullah bu saldırı için kendi hükümetine danışmadı, ama böylesi iddialı ve tehlikeli bir adımı İran ve Suriye'ye danışmadan yapmış olması imkansız. İsrail ise ektiğini biçiyor. Kendisini daha önce Lübnan batağından 18 yılda çıkaran İsrail, geride Hizbullah'ı bıraktı. Suriye ve İran kadar İsrail de örgütün kurulmasını sağlayanlardan biri olarak gösterilebilir. Üstelik yeni Gazze cephesinde de Hamas'ı ve diğer İslamcıları da olduklarından daha güçlü düşmanlar haline getiriyor" ifadelerini kullandı. Kapağında saldırıların fotoğrafı altında, "İsrail'in Gazabı" manşetini atan Independent'ın Beyrut'taki muhabiri Robert Fisk, "Dün sabah gördüğümüz saldırılar İsrail'in 'terörle savaş'ıydı. Olmert askerlerinin kaçırılmasından Lübnan'ı sorumlu tuttu, ama Olmert de herkes de Fuad Siniora'nın hükümetinin değil Hizbullah, tek bir militan üzerinde bile denetimi olmadığını biliyor. İsrail en az Avrupa'daki kadar güvenli olan Beyrut Havalimanı'nı vururken, burasının Hizbullah'a silah nakli için başlıca çıkış noktası olduğunu savundu. Oysa aradıkları buysa, Şam Havalimanı'na bakmalıydılar. Hoş bunu kendileri de biliyor. Yani hep terör, terör, terör deniyor. Lübnan bir kez daha Ortadoğu'nun efsanevi terör merkezi olarak adlandırılıyor, tabii Gazze ile birlikte. Bir de Batı Şeria... Ve Suriye... Ve tabii Irak, bir de İran... Ve Afganistan ve kim bilir başka kim?" yazdı.

"İSRAİL HENÜZ NİHAİ ÇÖZÜMÜN BEDELİNİ ÖDEMEYE HAZIR DEĞİL"

Financial Times da, askeri deneyimi olmayan İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in iktidarını kanıtlamak üzere büyük baskı altında olduğuna dikkat çekerek haberi, "Şimdilik Savunma Bakanı Peretz ve Olmert, kaçırmalarla gururu yaralanan ordu komutasının dilediğini yapmasına izin vererek kredi kazanmaya çalışıyor; ama önümüzdeki gün ve haftalarda Olmert'in çok hassas bir çizgide yürümesi gerek. Olmert hem militan grupların taleplerine boyun eğmiş görünmemeli hem de İsrail'i daha geniş bir savaşa sürüklememeli. Çünkü her iki senaryo da koalisyon hükümeti için tehdit oluşturuyor" satırlarıyla duyurdu. Olmert'in özel bir pozisyonu olduğu görüşüne katılan Daily Telegraph ise, "Hem Lübnan'dan hem Gazze'den çekilme kararı alanlar iki eski generaldi: Ehud Barak ve Ariel Şaron. Şimdi, bu iki cephede oyunun kurallarını değiştirmek üzere bir savaş verme görevi Olmert'in sınanmamış hükümetine düştü. Bu savaşların ilk kurbanı da Olmert'in Batı Şeria'dan tek taraflı çekilme planı olacak gibi görünüyor" yazdı. Gazete, İsrail'de bu ilk günlerde oluşan birlik beraberlik ruhunun da süremeyebileceği uyarısında bulundu. İsrail'in eski Dışişleri Bakanı Şlomo Ben Ami de, gelişmelerin Batı Şeria'dan çekilme fikrini kamuoyuna kabul ettirmenin güçleşeceğine katılıyor. Ben Ami, Financial Times gazetesinden yayımlanan yazısında, Olmert'i, siyasi olarak sadece Hamas ile bir anlaşmaya varmanın kurtaracağını savundu.

"Olmert planını kurtarmak istiyorsa, bunu Hamas hükümeti ile koordinasyon içinde yapmak zorunda. Bu da Gazze'de süren savaşı, kaçırılan askerin çok ötesinde unsurları içeren bir anlaşmaya varmak üzere bir fırsat olarak kullanmaktan geçiyor. Hamas uzun vadeli geçici bir anlaşma fikrine, Mahmud Abbas liderliğindeki FKÖ'den daha yakın duruyor. Filistin Kurtuluş Örgütü nihai sonuca odaklandığı için ara bir çözümü görüşmeye yanaşmazken, Hamas bu ihtimali değerlendirebilir. İsrail henüz nihai çözümün bedelini ödemeye hazır değil. Hamas da iki devlet çözümünü kabul edecek şekilde ideolojisinden tavizler vermeye... Böyle bir anlaşma Hamas'a da iktidara geldiğinden bu yana gördüğü tecrit davranışından kurtulma fırsatı verir. Böylece Hamas, seçilmesinin asıl nedeni olan, halkının ihtiyaçlarını karşılama gündemini uygulamak için ortama kavuşur."

"ÇÖZÜM NEREDE?"

Lübnan'daki gerginliğin çözüm yolları konusunda da çeşitli öneriler ve senaryolar var. Guardian, "Kriz, müzakerelerle 3 İsrail askerine karşılık mahkumların salıverilmesi şeklinde sonlanabilir. Ama bunun için de ABD Başkanı Bush, Olmert'e saldırıları durdurup arabuluculuk yolları araması gerektiğini söylemeli" diye yazdı. Yine aynı gazetede yazan Simon Tisdall ise bu noktaya gelinmesinde Bush'un vurdumduymazlığının etkili olduğu yorumunu yaptı.

"İsrail üzerinde başka kimsenin sahibi olmadığı bir nüfuzu bulunan ve Ortadoğu sürecinin hamisi durumundaki Amerika, müdahale etmekte isteksiz. Bush'un net bir tavır ortaya koymayan açıklamaları genel olarak İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in hem askerleri kurtarma, hem de Hamas ve Hizbullah'a mümkün olan en fazla zararı verme çabalarına destek olarak algılanıyor. Ama bu tavır, Amerika'nın bölgede dürüst arabulucu olmayı istemediği ya da bunu beceremediği görüşünü pekiştirecektir. Amerika'nın bu olayın başlıca kahramanları üzerinde nüfuzu yok. Hamas hükümetiyle de Suriye ile de temas kurmuyor. İran ile gerginlik ise iyice dibe vurmuş durumda. Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan gibi geleneksel müttefikler bile teröre karşı savaş söylemi dolayısıyla Amerika'ya yabancılaştı. İsrail'i ise sadece Bush yönetimi dizginleyebilir. Ama bundaki isteksizliği çarpışmaların çabuk son bulmayacağını, Washington'un kalıcı bir bölgesel çözüm için güvenilir görülmesinin iyice güçleşeceğini gösteriyor."

Independent'ta yazan Adrian Hamilton, bu hafta sonu yapılacak G8 Zirvesi'nin bu yolda iyi bir fırsat oluşturacağı görüşünde.

"G8 liderleri bu hafta sonu kaygı oluşturan konular üzerinde genel açıklamalar yapmanın ötesinde faydalı bir şey yapmak istiyorlarsa, bu konuya eğilmeli. G8'in planladığı üzere, enerji güvenliği, petrol fiyatları İran'ın nükleer programı ve uluslararası terör gibi başlıkları, tüm bunların temelinde kaynayan Ortadoğu kazanının olduğunu kabul etmeden tartışması, saçmalık olur. Bu kazan şu anda herkesin suratına patlama tehlikesi meydana getiriyor. G8 liderleri barışı dayatamaz. Ama tarafları birbirlerinden uzaklaştırıp, sınırlarının gerisine dönmeye ikna edebilir."

Daily Telegraph ise uluslararası toplumun Lübnan hükümetine baskı uygulaması gerektiği kanısında. Gazete konuyla ilgili olarak, "Birleşmiş Milletler 2004'te aldığı 1559 sayılı kararla Suriye askerlerinin çekilmesini ve Lübnan'daki silahlı güçlerin silahsızlandırılmasını istemişti. Suriye askerlerini çekti, ama Hizbullah Lübnan'ın egemenliği ile adeta alay ediyor. Dünya dün her iki tarafa da itidal çağrısı yaptı, ama sözlerin ötesine geçip bu kararın tam olarak uygulanması sağlanmalı. Lübnan'ın tam bir egemenliğe kavuşamaması Ortadoğu'da istikrarsızlık meydana getiriyor. Hem Güvenlik Konseyi hem de Annan'ın bölgeye sevk ettiği heyet, Hizbullah'ın bu karara meydan okuduğu gerçeğine yoğunlaşmalı" ifadelerine yer verdi.

"IRAK'TA ETNİK TEMİZLİK"

Times, Ortadoğu'daki gelişmelerin gölgesinde kalmış görünen Bağdat'taki şiddet olaylarına dikkat çekiyor. Gazetenin Bağdat'taki muhabiri James Hider, buradaki çevirmeninin ve şoförünün artık Bağdat'ta bir can pazarını yaşadığını şu satırlarla anlattı:

"Son 3 yıldır çevirmenimiz olan Ali, Salı gecesi beni arayıp, iki mezhebin beraber yaşadığı mahallelerinde silahlı kişilerin gezdiğini anlattı. Komşularıyla hararetli bir bilgi alışverişi içindeydiler. Gelen Şii mi, Sünni milisler miydi? Sünni olan Ali'nin soyadı Şii olduğunu düşündürebilecek bir isim. Kayınbiraderininki ise şüpheye bırakmayacak bir Sünni adı. Bu nedenle kapıya gelenlerin Şii olduğunu anlarlarsa kapıyı Ali açacak, Sünniler ise kayınbiraderi. Diğeri ise saklanacak. B planları ise daha basit; bir düzine kardeşin beraber yaşadığı ve bol silah bulunan 50 metre ötede bir komşu evine koşacaklar, her gece karanlık sokaklarda yaşanan ölümüne çatışmalardan birine girecekler. Iraklı bir gazeteci bana geçenlerde 'Saddam Hüseyin 148 kişiyi öldürdüğü için yargılanırken, şimdi hükümetteki partilere bağlı olan milislerin neredeyse hemen her gün bu kadar insanı öldürüyor olması traji-komik değil mi?' dedi. Iraklılar buna gülecek halde değil. Herkes çantalarını toplayıp ülkeden nasıl kaçabileceğini düşünüyor. Iraklılar şu anda dünyadaki en büyük yeni göç akınını oluşturuyor ve bu kaçış daha yeni başlıyor olabilir."

Gazete başyazısında Irak Hükümeti'nin bu konuda tavrını daha fazla sertleştirmesi gerektiğini belirterek, "Sokaklarda denetim artık 'etnik temizlik' niyetindeki milislerin elinde. Irak bazı açılardan gitgide eski Yugoslavya'ya benziyor. Eski diktatörlüğün silinip atılmasıyla geçmişe dayanan husumetler kontrolden çıktı. Dizginlenen intikam duyguları ölümcül şekilde dışa vurulur oldu. Başbakan Nuri El Maliki bu döngüyü tersine çevirmek için kararlılık gösteriyor ama girişimleri henüz sonuç getirmedi. Hükümetin daha sert, daha hedefe odaklı ve aktif davranması gerek. 644 bin vatandaşı zaten ülkeyi terk etmiş olan ülkede Iraklılar ölüm timlerinin insafına bırakılmamalı" ifadelerini kullandı.

Daily Telegraph dün törenle resmen açılan Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı'nı: "uzun yoldan giden mühendislik harikası" olarak niteledi.

"Yaklaşık bin 700 kilometre uzunluğundaki dağları ve bin 500 su yolunu aşan Bakü-Ceyhan Boru Hattı 21. yüzyılın ilk mühendislik harikası olarak niteleniyor. Dün açılan bu boru hattı Ortadoğu dışındaki en büyük petrol rezervlerinin yattığı düşünülen Hazar Havzası'nın kıymetli kaynaklarını Akdeniz'in kıyısına taşıyor. Taşınan her varil petrolün Azerbaycan'dan Ceyhan'daki terminale gelmesi yaklaşık 1 yıl sürüyor. Büyüklüğü ise ticari değil jeopolitik nedenlere dayanıyor. ABD'nin Rusya ve İran seçeneklerini reddi sonucu hat şimdi, komşusu Ermenistan ile savaş halindeki Azerbaycan'dan yola çıkıp, ayrılıkçı hareketlerin bulunduğu Gürcistan'ı geçip, Türkiye'nin sorunlu Kürt bölgeleri etrafında geniş bir yaya çizerek nihayet güneye iniyor. Bu projenin siyasi unsurları o kadar baskındı ki, Amerika'nın Gürcistan'daki gül devrimine desteğinin, önceki rejimin projeden soğumasının yol açtığı bile öne sürüldü. Bu projeye paralel bir doğal gaz boru hattı da bu yıl tamamlandığında Rusya'nın gaz rezervlerini siyasi nüfuz için kullanması zorlaşmış olacak."

"UNVAN TARTIŞMASI SÜRÜYOR"

İngiliz iç siyasetine, unvanların kredi ve bağışlar karşılığında verildiği iddiaları hakkındaki yolsuzluk soruşturmaları bugün de gündeme hakim oldu. Times, unvanların kredi ve bağışlar karşılığında verildiği şeklindeki yolsuzluk soruşturmaları kapsamında Tony Blair'in de polise bilgi vereceğini duyurdu. Gazete, böylece Blair'in görevdeyken polisin görüşmeyi talep ettiği ilk başbakan olacağını vurguladı. Gazeteye göre, 2 ay içinde gelmesi beklenen görüşme talebi, başbakanın yaz tatilini karartacak. Times konuyla ilgili olarak, "Blair ve idari işler sorumlusu Jonathan Powell'a, sonbahardaki parti kongresi öncesinde partiye 5 milyon sterlinin üzerinde bağış yapan 4 işadamına unvan teklif edildiği iddiaları hakkında ne bildikleri sorulacak. Polisin bir yolsuzluk soruşturması kapsamında görüştüğü son başbakan 1920'lerde Lloyd George'du. Zaten onun unvanları satması ardından 1925'te bu uygulama yasayla suç haline getirilmişti. Tüm bu yaşananlar hukuki olmaktan çok siyasi. Tony Blair'in polis tarafından davet edilmeden bildiklerini anlatması, bunların korkunç bir hata olduğunu itiraf etmesi ve lordların atanması sürecini düzenleyecek adımlar atması akıllıca bir hareket olur" ifadelerine yer verdi. Guardian ise polisin bu konuda resmen dava açılabileceğini yazdı. Gazete haberi, "Şimdiye dek, bir iddianame hazırlanırsa, suçlamaların unvanların satılması ya da kredilerin beyan edilmemesi konusunda olacağı düşünülmüştü. Komplo suçlamasının kanıtlanması ise daha kolay olabilir. Polis bu konuda şimdiye dek 48 kişiyle görüştüklerini, 3 kişinin ise işbirliğini reddettiğini söyledi" şeklinde yazdı. Guardian'da yazan Polly Toynbee, "skandal Blair'in ihmalinin bir yan ürünü" diyerek, başbakanı siyaset ve seçim yasalarında reform yapmadığı için eleştirdi.

"Blair, kamuoyunda hayal kırıklığı meydana getiren siyasete yeniden hayat verebilme fırsatını kaçırdı. Milyonerlerin parasıyla güçlenip, lehindeki bir seçim sisteminden faydalanırken, demokraside gitgide büyüyen sorunlara hiç kafasını yormadı. Nisbi temsil sistemi yerel ve ulusal siyasete bu hayat öpücüğünü verebilir."

Times'ta yazan Tom Hattersley de, "Parayı verenler cömertlikleri için unvan istemiş olsun ya da olmasın, sonuçta hiç kimse karşılıksız para vermez. İşçi Partisi eski ilkelere dönmeli. Yani herhangi bir ideolojik taahhüt altına girmeden milyonlarca sterlin veren işadamlarından uzak durmalı. Bu kişiler unvan değilse de partinin iyi niyetini satın alıyor. İşçi Partisi'nin iyi niyeti satılık olmamalı" ifadelerine yer verdi. Bu arada Independent, İşçi Partisi'nin 25 milyon sterlini bulan rekor bir borç içinde olduğunu duyurdu. Gazeteye göre bunda 10 yıl kadar önce 408 bin olan parti üyelerinin sayısının 198 bine gerilemesi etkili oldu. Süren soruşturmanın ise üyelerin mali katkılarını iyice baltalayabileceği düşünülüyor.

Kaynak: İhlas Haber Ajansı