Doç. Dr. Şafak Öztürk’ten meme kanseri uyarısı: “Ailemde yok demeyin”

Meme kanserinin yalnızca aile öyküsü bulunan kadınlarda görüldüğü yönündeki inanışın doğru olmadığını belirten İzmir Özel Can Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Şafak Öztürk, yaş, hormonal süreçler ve yaşam tarzının da risk üzerinde etkili olduğunu söyledi. Öztürk, düzenli kontroller ve erken tanının hayat kurtardığını vurguladı.
Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser türleri arasında yer alan meme kanseri, her yıl binlerce kadını etkiliyor. Uzmanlar, hastalığın yalnızca ailesinde meme kanseri öyküsü bulunan kişilerde görüldüğü yönündeki yaygın inanışın gerçeği yansıtmadığını belirtiyor. İzmir Özel Can Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Şafak Öztürk, meme kanserinde farkındalık oluşturmanın ve düzenli kontrolleri ihmal etmemenin büyük önem taşıdığını ifade etti. Meme kanseri riskinin birçok farklı faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkabileceğini belirten Öztürk, kadınların kendilerini risk grubunda görmeseler bile düzenli sağlık kontrollerini aksatmaması gerektiğini söyledi.

MEME KANSERİ RİSKİ SADECE GENETİK FAKTÖRLERLE SINIRLI DEĞİL
Doç. Dr. Şafak Öztürk, meme kanseri riskinin yalnızca aile öyküsüne bağlı olmadığını vurgulayarak yaş, hormonal süreçler, yaşam tarzı alışkanlıkları ve bireysel sağlık geçmişinin de önemli rol oynadığını belirtti. Özellikle ailesinde meme kanseri öyküsü bulunmayan kadınların kendilerini tamamen güvende hissetmelerinin yanlış bir yaklaşım olduğuna dikkat çeken Öztürk, bu düşüncenin düzenli kontrollerin ertelenmesine neden olabildiğini ifade etti. Uzmanlara göre erken yaşta adet görmek, geç menopoza girmek, ilk doğumu ileri yaşlarda yapmak ya da hiç doğum yapmamış olmak gibi hormonal süreçlerle ilişkili faktörler de meme kanseri risk değerlendirmesinde dikkate alınıyor. Kadınların yaşam boyu östrojen hormonuna maruz kalma süresinin artması, meme dokusu üzerindeki etkinin de uzamasına yol açabiliyor.
YAŞ İLERLEDİKÇE RİSK ARTIYOR, YAŞAM TARZI BELİRLEYİCİ OLABİLİYOR
Meme kanserinin her yaşta görülebileceğini belirten Doç. Dr. Öztürk, özellikle 40 yaş sonrasında düzenli kontrollerin daha da önemli hale geldiğini söyledi. Yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda bazı görüntüleme yöntemlerinin değerlendirmeyi zorlaştırabildiğini belirten Öztürk, bu nedenle kişiye özel tarama programlarının oluşturulmasının önem taşıdığını ifade etti. Yaşam tarzı alışkanlıklarının da risk üzerinde etkili olduğunu dile getiren Öztürk, menopoz sonrası kilo artışı, obezite, hareketsiz yaşam, sigara kullanımı ve düzenli alkol tüketiminin meme kanseri açısından risk faktörleri arasında yer aldığını söyledi. Bu nedenle sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesinin koruyucu sağlık yaklaşımında önemli bir yer tuttuğunu belirtti.
ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR: “KORKULMASI GEREKEN ŞEY TARAMA DEĞİL”
Meme kanserinde en güçlü avantajın erken teşhis olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Şafak Öztürk, düzenli mamografi ve gerekli görüntüleme yöntemleri sayesinde henüz elle hissedilemeyecek kadar küçük oluşumların bile tespit edilebildiğini ifade etti. Erken tanının hem tedavi sürecini kolaylaştırdığını hem de başarı oranlarını artırdığını belirten Öztürk, her kadının risk durumuna göre takip edilmesi gerektiğini söyledi.
Kadınların sağlık kontrollerini ertelememesi gerektiğini vurgulayan Öztürk, şu ifadeleri kullandı:
“Erken farkındalık, meme kanserinde sürecin çok daha farklı yönetilmesine katkı sağlayabiliyor. Kendiniz için ayıracağınız bu özel zaman, sağlığınız için değerli bir farkındalığa dönüşebilir. Çünkü korkulması gereken şey tarama değil, geç fark etmektir.” Uzmanlar, meme kanserine karşı bilinçli olmanın, düzenli kontroller yaptırmanın ve olası belirtileri göz ardı etmemenin sağlıklı bir yaşam için büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.













