Müslüman karşıtlığının temelinde sömürgeci hegemonyanın sona ermesini kabullenememek var

Güncelleme:
+3 sitede yayında
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

- Siyaset bilimci ve Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS) Direktörü François Burgat: "İslamofobi'nin özünde, bir zamanlar üzerinde sömürgeci hegemonya kurduğumuz insanların bugün kendi seslerini yükseltmesi var" "(Göçmenlerin) Anneleri başörtüsü takıyordu ancak ev ya da ofis temizliğinde çalıştıkları için bu bir sorun değildi. Ancak genç bir kadın 'Profesör olmak istiyorum' ya da 'Avukat olmak istiyorum' dediği anda, birden Fransız toplumunun ve laikliğin tehlikede olduğu söylenmeye başlandı"

Fransız siyaset bilimci ve İslam dünyası uzmanı François Burgat, Avrupa'da yükselen Müslüman karşıtlığının yalnızca dini farklılıklar veya göçle açıklanamayacağını, bunun temelinde sömürgecilik döneminde kurulan güç ilişkilerinin bulunduğunu söyledi.

Anadolu Ajansına (AA) değerlendirmelerde bulunan Burgat, Müslüman karşıtlığının (İslamofobi) tarihini anlamak için Avrupa'nın eski sömürgeleriyle kurduğu ilişkiye bakılması gerektiğini belirterek, sömürgecilik döneminde Müslümanların bugünkü anlamıyla bir "tehdit" olarak görülmediğine dikkati çekti.

Burgat, "Sömürgecilik dönemine geri dönün. Müslümanlardan korkmuyorduk, Müslümanlarla rekabet içinde değildik. Çünkü onlar üzerinde tam bir hakimiyet kurmuş durumdaydık." dedi.

Avrupa'daki dönüşüm açısından asıl kırılma noktasının İkinci Dünya Savaşı'ndan ziyade sömürgeciliğin sona ermesi olduğunu söyleyen Burgat, eski sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanmasıyla Avrupa'daki "öteki" algısının da değişmeye başladığını anlattı.

Sömürgecilik döneminde Avrupa'nın kendi içindeki başlıca "öteki" figürünün Yahudiler olduğunu belirten Burgat, sömürge imparatorluklarının çözülmesiyle eski sömürgeleştirilmiş halkların bu konuma geldiğini savundu.

-"Karşılaşma artık Avrupa toplumlarının içinde"

Sömürgeciliğin sona ermesiyle Müslümanlarla kurulan ilişkinin mekansal niteliğinin de değiştiğine dikkati çeken Burgat, "Şunu da unutmayalım: Biz Cezayir'in tepelerine katedraller inşa ederken, onlar Paris'te bir cami istiyorlardı. Bir zamanlar onlar üzerinde hegemonya kuran taraftık. Bugün ise artık 'bizim dışımızda' değiller, toplumlarımızın bir parçası haline geldiler." diye konuştu.

Burgat, "Karşılaşma artık egzotik ve dışsal bir karşılaşma değil, içsel bir karşılaşmadır. Fas artık uzakta bir yer değil, Fransız toplumunun içindedir." ifadelerini kullandı.

Fransa'daki Müslüman nüfusun ülkenin ekonomik geçmişinden bağımsız düşünülemeyeceğini belirten Burgat, çocukluğunda babasının çalıştığı çelik şirketinin Fas'ın Rif bölgesine her hafta otobüs göndererek işçi getirdiğini anlattı.

"Bu insanlar Fransa'ya tesadüfen gelmediler. Onları biz getirdik." diyen Burgat, ilk kuşak göçmenlerin Fransızca konuşamadıklarını ve yazamadıklarını, bu nedenle büyük ölçüde sessiz ve görünmez kaldıklarını söyledi.

Sonraki kuşaklarla birlikte durumun değiştiğini vurgulayan Burgat, "Üçüncü, dördüncü ve beşinci kuşaklar yalnızca konuşmayı, yazmayı ve iletişim kurmayı öğrenmekle kalmadılar, aynı zamanda seslerini yükseltmeye başladılar. İşte sorun da burada ortaya çıkıyor." şeklinde konuştu.

Burgat, "Anneleri başörtüsü takıyordu ancak ev ya da ofis temizliğinde çalıştıkları için bu bir sorun değildi. Ancak genç bir kadın 'Profesör olmak istiyorum' ya da 'Avukat olmak istiyorum' dediği anda, birden Fransız toplumunun ve laikliğin tehlikede olduğu söylenmeye başlandı." ifadelerini kullandı.

"İslamofobi'nin merkezinde sömürgeci hegemonya var"

Burgat, "İslamofobi'nin özünü anlamak gerekir. Müslümanlar, üzerinde sömürgeci hegemonya kurduğumuz halkların bugün en görünür ve en örgütlü sembollerinden biri." değerlendirmesinde bulundu.

Fransa'daki mevcut siyasi iklimi de bu tarihsel çerçevede değerlendiren Burgat, ülkede Müslüman karşıtlığının aşırı sağın sınırlarını aşarak devlet politikalarına yansıdığını savundu.

"2020'de İslamofobik söylem devlet söylemine dönüştü"

Fransa'da 2004'te devlet okullarında başörtüsünün yasaklanmasından ziyade 2020'yi kritik bir dönüm noktası olarak gördüğünü vurgulayan Burgat, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Les Mureaux kentinde yaptığı konuşmaya işaret etti.

Burgat, "İslamofobik söylem daha önce aşırı sağla sınırlıydı. 2020'de bu söylem devletin söylemine dönüştü. Muhalefetteki aşırı sağın İslamofobik söyleminden, Müslümanları ayrıştıran bir devlet söylemine geçtik." ifadelerini kullandı.

Fransız hükümetinin geçmişte silahlı mücadeleyi savunan az sayıdaki Müslümanın eylemlerini kriminalize ettiğini belirten Burgat, bu tarihten sonra "bir azınlığın eylemlerinin değil, Müslümanların çoğunluğunun fikirlerinin kriminalize edilmeye başlandığını" savundu.

"Beyaz üstünlükçülüğünün can çekişmesi"

Fransa ve Avrupa'da Müslüman karşıtlığının gerilemediğini savunan Burgat, yeni "ayrılıkçılıkla mücadele" düzenlemelerinin de bu eğilimin sürdüğünü gösterdiğini söyledi.

Meselenin yalnızca sağ siyasetle sınırlı olmadığını aktaran Burgat, Avrupa solunun da sömürgecilik ve Filistin konusunda çelişkiler taşıdığını ifade etti.

Burgat, sorunun temelinde sömürgecilik döneminde kurulan üstünlük ilişkisinin sona ermesini kabullenmekte yaşanan güçlüğün bulunduğunu ileri sürerek, "Üzerinde sömürgeci üstünlük kurduğumuz insanların bugün kendilerini ortaya koymasını kabul etmiyoruz." dedi.

Dekolonizasyonun merkezindeki meselenin de bu olduğunu dile getiren Burgat, "Dekolonizasyonun en sert meselesi, beyaz insanın kendi üstünlüğünün sona ermesini istememesidir. Cezayir'den Trump'a kadar bütün bu sorunsalı tek bir ifadeyle özetlemem gerekirse, buna 'beyaz üstünlükçülüğünün can çekişmesi' derdim." ifadelerini kullandı.

"Dekolonizasyon tek sesliliğin sona ermesidir"

Dekolonizasyonun yalnızca siyasi bağımsızlık üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini anlatan Burgat, Batı'nın "evrensel olanı" tanımlama konusundaki hakimiyetinin de sorgulanması gerektiğini söyledi.

"Birden fazla ses, birden fazla hikaye istiyoruz." diyen Burgat, "Bir ya da iki yüzyıldır yalnızca tek bir kültürün evrenseli üretme hakkına sahip olduğu varsayılıyor. Sizler, Araplar, Türkler, genel olarak Müslümanlar, camilerinizin şekliyle, pencerelerinizin biçimiyle tanımlanıyorsunuz. Fakat tıbbın ne olduğunu, mimarlığın ne olduğunu tanımlama hakkına sahip değilsiniz. Size 'geleneksel tıp' ya da 'halk sanatı' gibi kategoriler bırakılıyor." diye konuştu.

Burgat, "Dekolonizasyon, birçok sesin yeniden ortaya çıkmasına, yarışmasına ve evrenselin üretilmesine katılmasına imkan tanımaktır. Tek sesliliğin sona ermesi gerekir." değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: AA
Haberler.com
2000

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.