Kandar: Evren, Bir Gün Dahi Olsa Cezaevine Gireydi

20 yıl Diyarbakır Cezaevi'nde yatan Urfalı Hamit Kandar, "Evren ölmeden önce, bir günlüğüne de olsa cezaevine gireydi" diye konuştu.
12 Eylül Darbesi'nin baş mimarı olan Kenan Evren'in ölümünün ardından mağdur ettiği insanlar yeniden o günleri hatırladı.
Hakkında idam kararı verilen ve devamında 20 yıl hapis yatan Hamit Kandar, defalarca Evren hakkında suç duyurusunda bulunmuş, hiç pes etmemiş. Tüm amacı ise, yaşadıklarını anlaması için bir günlüğüne de olsa Evren'in cezaevine girmesiymiş.
12 Eylül darbesinin mimarı, 7'nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren, geçen hafta cumartesi akşamı yaşamını yitirdi.
İnsan hakları sicili açısından Türkiye'nin en karanlık döneminin baş aktörü olan Evren'in ölümünün ardından kimi olumlu kimi olumsuz eleştiriler yapılırken, 12 eylül darbesiyle yaşananlar bir kez daha gündeme geldi. 12 eylülün yaşayan mağdurları yaşadıkları o kabus dolu günleri Gazete İpekyol'a anlattı. O dönem hakkında idam kararı verilen Hamit Kandar, "Evren bu ülke için arkasında iyi bir şeyler bırakmadı ama ben kendisi için rahmet diliyorum" derken, 20 yıl sürgün hayatı yaşayan Halil Albay ise, "Ben ona hakkımı helal etmiyorum. Öbür dünyada onun yakasına yapışacağım" diye konuştu. Vahap Yayan da, evinde Yılmaz güney'in fotoğrafı bulunduğu için işkencelerle dolu 5 yıllık bir hapis süreci yaşadığını belirtti.
KANDAR: CEZAEVİNDE SORUŞTURMADAKİ İŞKENCEYİ ARADIM
Hamit Kandar, PKK hükümlüsü olarak hakkında idam kararı verildi ve 20 yıl cezaevinde hapis yattı. Diyarbakır Cezaevindeki işkence dolu günlerini ve darbe dönemindeki olayları anlatan Kandar, Türkiye'nin bir daha böylesi bir süreci yaşamamasını dilerken, bugünlerde Diyarbakır Cezaevi'ndeki işkenceli yılların yeniden akıllarına geldiğini belirtti. 12 eylülün anlamını kendileri açısından anlatan Kandar, şöyle konuştu: "12 Eylül döneminde ben PKK saflarındaydım. 12 Eylül ilan edildiği zaman yine Urfa'da örgüt içindeydim. 1981 yılının birinci ayının 19'unda yakalandım. Urfa'da ilk olarak 59 gün soruşturma altında kaldım. Ardından yine bu cezaevinde bir fiil 20 yıl yattım. Yattığım süre boyunca Urfa'daki soruşturma günlerimi arar oldum. Çok kötü işkencelere maruz kaldım. Çünkü Diyarbakır'daki işkence bir gün değil üç gün değil yıllar boyunca sürdü. Saklayacağım hiçbir şey yok. PKK kadrosuydum, mahkemeye çıktığımda siyasi savunmamı gerektiği gibi yaptım. Diyarbakır'da direnişi ve ihaneti iç içe yaşıyorduk. Cezaevinde normal bir erin karşısında 'emret' diyorduk, mahkemeye gittiğimizde de albay, binbaşılara ise gereken düşüncemizi söylüyorduk. Her ne kadar normal erin karşısında 'emret komutanım' desek de mahkeme de 7. Kolordu komutanı karşısında siyasi savunmamı gerektiği gibi yapıyordum. Bunun için ihanet ile direnişi iç içe yaşadık. Bu uzun süre sürdü. 4 yıl boyunca böyle devam etti.
'EVREN BU HALKA ACIDAN BAŞKA BİR ŞEY VERMEDİ'
Bu esnada Kenan Evren ve diğer darbe yapan komutanlar Türkiye'yi en azından 30 yıl geriye götürdü. Yüzlerce insan bunların verdiği direktiflerle işkencelerden geçirilip can verdi. Diyarbakır'da benim kaldığım 4 yıl içinde 61 kişi yaşamını yitirdi işkenceden. Bu tamamen o komutanların emriydi. Tüm bunlar Türkiye halklarına hiçbir zaman yarar getirmedi, çok büyük zararlar getirdi. Ve önceki gün öldüğünü duyduk. Allah ona rahmet eylesin. Ne yazık ki bu isim kendi halkına üzüntü ve acıdan başka bir şey vermedi. Bilim düşmanı idi. Onun emri ile binlerce kitap yakıldı.
'BİR GÜNLÜĞÜNE DE OLSA CEZAEVİNE KONULMASINI İSTERDİM'
Benim mahkemem 16 yıl sürdü, Diyarbakır cezaevinde. Dünyanın hiçbir yerinde bir mahkemenin 16 yıl sürdüğü yoktur. Bunu bize yaşattılar. Beni rehin tuttular. Sonra 1996 yılının 6'ncı ayında benim idam kararım onaylandı. Ardından bu karar Yargıtay tarafından bozuldu. Bozulmasına rağmen bir nevi rehin tutuldum. Ben o yönden de hiçbir zaman diz çökmedim ve rehin olmadım. Bunun bedeli neyse ödedim. Ve bu son dönemlerde bu işin sonunu bırakmadım. Hukuk çerçevesinde dilekçeler vererek Kenan Evren hakkında suç duyurusunda bulundum. 3 defa mahkemeye çıktım yargılanması için. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na başvurdum.
Benim düşüncem bir günde olsa cezaevine götürülmesi idi. Bende biliyordum 65 yaşında bir insan cezaevine alınmaz ama bir gün dahi olsa cezaevine götürülmesini istiyordum.
Bugün vefat etmiş. Bu dünyadan öbür dünyaya göç etmiş. Allah rahmet eylesin diyorum ama arkasında iyi bir şeyler bırakmadı. Kendisini lider olarak gördüğü bu halka iyi bir şey bırakmadı."
ALPAY: HAKKIMI HELAL ETMİYORUM
Darbe döneminde cezaevine atılan diğer bir isim ise İbrahim Halil Alpay. Darbe döneminin ardından 20 yıl sürgün hayatı yaşayan Albay, Evren'in ölümü ile ilgili "Ben ona hakkımı helal etmiyorum. Öbür dünyada onun yakasına yapışacağım" dedi.
Yaşadıklarını kısa bir şekilde anlatan Albay, "Ben bir öğretmenim. 12 Eylül darbesi olduğu zaman gelip beni okuldan aldılar. Eski Kız Meslek Lisesi'nin bulunduğu yere beni götürdüler ve orada 20 gün yattım, işkence gördüm. Ardından beni Diyarbakır'a gönderdiler. Geri kalan yıllarımı 20 yıl boyunca sürgün olarak yaşadım. Onun yargılanmasını istiyordum, yargılanmadı" diye konuştu.
YAYAN: NEREDE BİR GENÇ VARSA ALIP GÖTÜRDÜLER
O dönemi yaşayan isimlerden Vahap Yayan ise, 12 Eylül döneminde ikamet ettiği mahalleye gelen askerlerin evinde Yılmaz Güney'in fotoğrafı olduğu için kendisini götürdüklerini söyledi. 5 yıl 5 ay cezaevinde kalan Yayan da işkencelere maruz kaldığını aktararak o karanlık dönemi şu sözlerle anlattı: "Geldiler bizim mahalleye ve her evi arıyorlardı. Bizim evi aradılar bizim evde yılmaz güneyin bir resmi vardı. Siyah beyaz yarım metre boyunda. Bunu suç teşkil ettiler. Sonra bir yüzbaşı geldi evimizin önüne. Askere sordu ve asker 'ev temiz. Bir kişi var getirelim mi' dedi. Yüzbaşı da 'Genç mi getir o zaman' dedi. Meğerse genç olanların hepsini götürüyorlardı. O zaman 25 yaşındaydım ben. 12 Eylülün 12'nci günü idi. Beni evimden götürdüler ve 5 yıl 5 ay cezaevinde kaldım. Hilvan, Siverek grubundan katliamını benim üzerime yıkmak istediler. Ama böyle bir ilişkim olmadığı için beraat ettim.
'KARDEŞİMİ İŞKENCE EDE EDE ÖLDÜRDÜLER'
Sonra iki kardeşimi de götürdüler. Bizi Diyarbakır Cezaevi'ne attıktan sonra hepimize işkence yaptılar. İlk işkencede bir baktım ki kardeşimin her tarafı kanlar içerisinde. Kardeşime koğuşta konuşulanları gidip askeri erkana söylemesini istemişler. Kardeşimde bunu da kabul etmeyince işkenceye maruz bırakmışlar. Sonra kardeşimi askeri hastaneye götürdüler ve doktor oradan geri gönderdi. Doktor kardeşime 'seni burada yatırırsam burada bir gün dahi yaşayamazsın. Bir günde seni öldürürler' demiş.Sabaha karşı kardeşim tekrardan fenalaştı ve yaşamını yitirdi. Bizi esas duruşta yatırıyorlardı. Kardeşim o kadar işkence gördükten ve hasta olduktan sonra bunu kahkahalar atarak esas duruşu bozdu diye coplarla vurarak öldürdüler. 'Bir komünist daha öldü' dediler ve köşeye attılar. Kardeşimi kül tablası olarak kullanmışlar. Üzerinde sigara söndürmedik yer bırakmamışlardı.
'DARBECİLERİN YASASI VARKEN NASIL YARGILANACAKLAR?'
Darbeler nasıl yargılansın şimdi. Darbecilerin yaptığı yasa yürürlükte iken nasıl darbeciler yargılanabilir ki? Her gelen iktidar bu anayasayı eleştirdi ama iktidar olduktan sonra bu yasa işlerine geliyor. Kenan Evren'in yasası yürürlükteyken bu nasıl yargılansın?
'BERFO ANA İLE MAHKEMEYE ÇIKTIK'
Aradan yıllar geçti ve biz şikayetçi olduk. Ankara'ya gittik Kenan Evren için. Mahkemeye çıktık, çünkü kendisine dava açmıştık. Berfo ana o ilerleyen yaşı ile gelmişti ama Kenan Evren gelmemişti. Kenan Evren zaten pentagon'un bir uzantısıdır bu ülke için. Son olarak Allah ona rahmet eder mi etmez mi ben onu bilemem."
BABAOĞLU: DARBE BU ÜLKEYİ 100 YIL GERİYE GÖTÜRDÜ
O dönemin son tanıklarından Cemal Babaoğlu ise, darbenin ülkeyi 100 yıl geriye götürdüğünü savunanlardan. Darbe dönemi anayasasının yürürlükte olması nedeniyle toplum olarak acıları hala yaşadıklarını belirten Babaoğlu, o döneme ait şunları kaydetti:
"1980'de gözümüzü bir sabah açtığımızda darbe olduğunu öğrendik. Akabinde memleketin tüm aydın, demokrat insanlarının üzerine büyük bir baskı oluştu. Türkiye adeta bir açık cezaevine dönüştürüldü. İnsanlar toplama kampı haline getirilen cezaevlerine götürüldü. Sadece Diyarbakır'da 70 kişi işkenceden katledildi. Bunlar muhalif farklı görüşlerinden dolayı katledildi. Aradan 35 yıl sonra yine baktığımız zaman darbenin mimarı Kenan Evren Türkiye'yi 100 yıl geriye götürdü.
'12 EYLÜL MAĞDURLARINA İTİBARLARI VERİLMELİ'
Evren yaşamını yitirdi ama düşüncesi kurum ve kuramları ile birlikte hala yürürlüktedir. Toplum olarak hala bu darbenin sancıları ile uğraşıyoruz. Devlet bununla da yüzleşmedi. Bir daha böyle darbelerin olmaması için devletin bu yüzleşmeyi yapmalıdır. 12 Eylül darbe mağdurlarından özür dilenmeli, bunlara itibarları iade edilmelidir. 12 eylül darbesi ülkemizi totaliter bir rejim haline getirdi.
Her gelen iktidarda bu darbe yasasının getirdiği o lükse pervasızca da kullandı. 12 Eylül tüm hak ve özgürlükleri kısıtladı.
12 Eylül'ün getirdiği anayasa her gelen iktidara mükemmel şekilde yetki veriyordu. Keyfi bir yönetim şekli olduğu için her gelen iktidar bunu kullandı. Gelen iktidarlar başka ülkelerdeki darbe yasalarını her ne kadar kınadılarsa da bu ülkedeki darbe yasası ile ülkeyi yönetmeye devam ettiler.
Gencecik fidanları idama götürdüler. Bu insanlar tertemiz, dünya ölçeğinde bir görüşleri vardı, toplumda barışçıl bir düşünceye sahip insanlardı. Bunların idam edilmesi ile ülkenin hayat damarları kesildi.
'İDAMI ONAYLAYANLAR İNSAN OLAMAZ'
İdamı onaylayanlar insan olamaz. Darbecilerin tüm yasalarını çöp tenekesine atmak lazım. Yoksa şahısları yargılamak hiçbir anlam ifade etmez. Yargılamak demek onun kuralını değiştirmektir. Şuan şekilci bir şekilde bunları yargılıyoruz diyoruz ama onun yasası ile onu yargılamak bir aldatmacadan öteye geçmez hiçbir zaman."
(Kaynak: Gazeteipekyol)




















