İBB davasında itirafçı sanık Adem Soytekin savunma yaptı! Salondan "bozkurt" işareti yaparak çıktı

İBB'ye yönelik "yolsuzluk" davası devam ediyor. İtirafçı sanık iş insanı Adem Soytekin mahkemede yaptığı savunmada, "Suç örgütü üyesi değil, sorumlu bir Türk vatandaşı olarak davrandım. Ben inşaat işi yaptım, bir suç örgütünün parçası olmadım" deyip etkin pişmanlık sürecini anlattı. Soytekin duruşmaya verilen arada "Bilmeyen bilsin" diyerek "bozkurt" işareti yaparak salondan ayrıldı.
- Ekrem İmamoğlu hakkında 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
- İtirafçı sanık Adem Soytekin, savunmasında işlerinin karşılığını aldığını ve rüşvet iddialarını reddettiğini belirtti.
- Adem Soytekin, duruşma sonrası 'bozkurt' işareti yaparak salondan ayrıldı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen ‘Yolsuzluk’ soruşturması tamamlanarak 11 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlandı. İddianamede 'Örgüt lideri’ olarak adı geçen Ekrem İmamoğlu’nun; ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Rüşvet’, ‘Suç gelirlerinin aklanması’, ‘Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘Kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘Kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘Suç delillerini gizleme’, ‘Haberleşmenin engellenmesi’, ‘Kamu malına zarar verme’, ‘Rüşvet alma’, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘İrtikap’, ‘Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘İhaleye fesat karıştırma’, ‘Çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Vergi usul kanununa muhalefet’, ‘Orman kanununa muhalefet’ ve ‘Maden kanununa muhalefet’ suçlarını işlediği iddia edildi. İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
DURUŞMALARDA SEKİZİNCİ HAFTA
İlk duruşma 9 Mart Pazartesi günü görüldü. Davanın ilk duruşmasından bugüne kadar 35 kişinin savunması alındı. Cuma günü duruşma görülmezken duruşmalara haftanın 4 günü devam ediliyor.
18 KİŞİ TAHLİYE EDİLDİ
Mahkeme heyeti, sanıklardan İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, Özgür Karabat’ın şoförü Sırrı Küçük, Ağaç A.Ş. çalışanı Fatih Yağcı, iş insanı Ali Üner, iş insanı Evren Şirolu, iş insanı Ebubekir Akın, İSPER personeli Davut Bildik, Altan Ertürk, Hüseyin Yurttaş, Murat Ongun’un şoförü Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Kadriye Kasapoğlu’nun şoförü Sabri Caner Kırca, Baran Gönül, Mahir Gün, Esra Huri Bulduk, Şehide Zehra Keleş Yüksel, Başak Tatlı ve zabıta memuru Nazan Başelli’nin tahliyesine karar vermişti.
"BEN İŞ YAPAN VE YAPTIĞIM İŞİN KARŞILIĞINI ALAN BİR MÜTEAHHİDİM"
Adem Soytekin savunmasında şu ifadeleri kullandı:
"Bugüne kadar iş almak için kimsenin kapısına gitmedim. Dosyada yer alan birçok hususun temelinde, belediye görevinde kamuya yönelik yapılan okul, kreş, cami, yurt, mezar gibi yapıların tarafımızca yapılmış olması yatmaktadır. Ben rüşvet organizasyonu kuran, yöneten, aracılık eden birisi değilim. Ben iş yapan ve yaptığım işin karşılığını alan bir müteahhidim. İşimizi tamamladıktan sonra hak edişlerimizi kimi zaman nakit, kimi zaman çek olarak tahsil etmişiz. Benim bilgim ve iradem dahilindeki kısım sadece burasıdır. Beylikdüzü Belediyesi’nin, her belediye gibi, pek çok kamu hizmetinde tahsis edilecek tesisler yaptığı bilinmektedir. Halen de bütün belediyeler bu tesisleri yapmaktadır yapmaya da devam edecektir. Genelde belediyeler, hepinizin bildiği gibi, bu tesisleri kendi kaynaklarıyla yapmazlar. Doğrudur, yanlıştır, bu ayrı bir meseledir; ancak bu tesisler genellikle bağışlarla yapılır. Adına gönüllü bağış her ne denirse densin, bu işlerin yürüyüşü böyledir. Tanışma süreci akabinde Beylikdüzü Belediyesi’nden, tamamı ihalesiz olarak yapılan bu işleri aldım ve yaptım. Benim bu tesisleri yaptığım sabittir. Nereden sabittir. Bizzat iddia makamının yazdıklarından sabittir. Bu suç değildir. Suçsa da biz bu suçu işledik, işlemeye de devam edeceğiz diyen belediye yetkililerinin beyanlarında da sabittir. Başka nereden sabittir. Rüşvet dediğini, kendisinden zorla bağış adı altında rüşvet alındığını iddia eden insanların beyanlarında da sabittir. Ben bahsettiğim işleri yaptım fakat tek başıma yapmadım. Bunların tedarikçileri, taşeronları ve yüzlerce çalışanı vardır. Şimdi geleyim bu tesisleri nasıl yaptık meselesine. Burada sistem şu şekildeydi. Belediyeye iş verilir. Örneğin, 'Şurada kreş yapacaksınız, kültür merkezi yapacaksınız, yurt yapacaksınız' denir. Devamında da hak edişlerimizin şu kişilerden, kimi zaman daire, dükkan veya çek şeklinde alınacağı söylenirdi. Bu süreçte ben devreye girdiğimde, belediyeyle ilgili kişi arasındaki adına rüşvet, bağış ya da pazarlık her ne denirse densin, süreç çoktan bitmiş, taraflar anlaşmış olurdu. Ben işimi yaparım. Ben burada sadece yaptığım işlerin karşılığını alıyorum. Dediğim gibi, ben iş bu aşamaya gelene kadar sürece dahil olmam.
"SUÇ ÖRGÜTÜ MENSUBU DEĞİL, SORUMLU BİR TÜRK VATANDAŞI GİBİ DAVRANDIM"
İddianame boyunca üzerime yüklenmiş hususlar, tarafımca gerçekleştirilen ve büyük ölçüde kamu yararına olan işlerin karşılığında tarafıma yönlendirilen firmalardan hak edişlerimi tahsil etme usulü ve yöntemlerine ilişkindir. Oysa ben bu ödemelerin tamamını gizlemedim. Tam tersine, soruşturma aşamasında bizzat kendim anlatmış, belgeleriyle dosyaya sunmuş biriyim. Eğer benim suç gizlemek, delil saklamak, ilişkileri örtmek gibi bir niyetim olsaydı, bugün dosyada eylem olarak yazan birçok husus zaten benim sunduğum belge ve beyanlarla da ortaya çıkmazdı. Bugün dahi benim tavrım, bir suç örgütü mensubu tavrı değil; gerçeğin ortaya çıkmasını isteyen sorumlu bir Türk vatandaşı tavrıdır. Ayrıca dosyada aleyhimde yer alan bazı kişilerin beyanlarının teknik ve maddi delillerle çeliştiği de açıktır. Benimle hiç görüşme kaydı bulunmayan, ortak baz kaydı olmayan, üstelik tarih anlatımlarıyla kendi içinde çelişen, hiç tanımadığım kişilerin soyut beyanlarıyla çok ağır isnatlar kurulmaktadır"
"ETKİN PİŞMANLIK" SÜRECİNİ ANLATTI
Soytekin, "Dosyada ifade veren müteahhitlerin ifadeleri basında yer almaya başladı. O dönem avukatlarımdan biri olan ve belediye tarafındaki vekillerle de irtibatı bulunan Onur Büyükhatipoğlu aracılığıyla bu durumun izah edilmesini istedim. Basında haberler çıktığını, bazı müteahhitlerin bana belediyeye yaptığım işlerin hak edişleri olarak verdikleri çek ve taşınmazları rüşvet olarak verdiklerini söylediklerini, bunun ise beni çok rahatsız ettiğini ifade ettim. Bunun böyle olmadığını, bunu en iyi belediye vekillerinin bildiğini, bu konuda bir açıklama yapılması gerektiğini belirttim. Böyle bir açıklama beni ailem, medya ve kamuoyu karşısında doğru şekilde konumlandıracaktı. Onur Bey, belediye tarafıyla görüştüğünde böyle bir açıklamanın yapılmayacağını bana iletti. Bunun üzerine 'Madem öyle, bunları kendim açıklarım' dedim. İşte benim etkin pişmanlık sürecim böyle başladı. Yaptığım tüm işlerin, hak edişlerimin karşılığı olarak aldığım bedellerin rüşvet olarak yansıtılması ve bunu en iyi bilen belediye yetkilileri tarafından bu konuda yalnız bırakılmam üzerine kendimi aileme ve kamuoyuna anlatma motivasyonuyla bu sürece başladım. Ben İstanbul’un farklı belediyelerinde çalışmış birisiyim. 2023 yılında, 6 Şubat depremi sonrası bir toplantıda benden 100 konteyner istendi. 30 tanesi için anlaştık. Sonrasında, afet yönetimi nedeniyle konteyner bulmakta zorlanınca, ilgili belediyenin yönlendirdiği firmayla anlaştık. Parasını gönderdik. Firma konteynerleri üretti ve Adıyaman’a teslim etti. Şimdi sormak istiyorum. Benim müteahhite verdiğim çekler veya konteyner için üretici firmaya yaptığım ödemeler rüşvet midir, irtikap mıdır. Elbette değildir. Çünkü bunu rızamla yaptım. Üstelik neyi, ne zaman, ne kadar ve hangi yöntemle bağış olarak vereceğime de ben karar verdim" dedi.
"SÖYLEDİKLERİ GERÇEĞİ YANSITMAMAKTADIR"
Adem Soytekin savunmasında ayrıca, "Deniz İstanbul’dan 3 bağımsız bölümün bana devri yapılmıştır. Bunun rüşvet olarak gösterilmesini kabul etmiyorum. Söz konusu daireler o dönem yaptığım işlere karşılık alınmıştır. Bu daireler Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) binasının tadilatı karşılığında verilmiştir. Hakkımdaki iddia Dursun Keleş’in beyanlarına dayanmaktadır. Söyledikleri gerçeği yansıtmamaktadır. Dosyada Dursun Keleş’i aradığıma dair HTS kaydı yoktur. Dursun Keleş’in yalan ifadesi yüzünden Ekrem Bey adına baskı ve şantaj yapan biri gibi gösterildim" dedi.
Soytekin savunmasının devamında, "Mehmet Pehlivan benim söylediklerime 'Yalan ve hayal ürünü toplantı' diyor. O toplantı yalan değil, bal gibi de yapılmış. Bunu ben değil kendi tarafları da söylüyor. Kendi vekilleri de çıkıp bu toplantının yapıldığını ve ayrıca benim yaptırdığımı söylüyorlar. Hem böyle bir toplantı yok diyeceksin hem de siz toplantı yapıldığını kabul edeceksiniz. Dönüp dolaşıp aynı yere geliyorsunuz. Ali Nuhoğlu ifadesinde, Pehlivan ile 4-5 kez görüştüğünü ve Pehlivan’ın mal varlığında tedbir olup olmadığı sorduğunu söyledi. Benim söylediğim şeyler doğrulanıyor. Buna rağmen çıkıp dediklerime yalan diyorsunuz. Ortada yalan değil, sizin görmediğiniz bir gerçek var. Ali Nuhoğlu’na tedbir geldiğini söyleyen de Pehlivan’ın kendisi" dedi.
"BOZKURT" İŞARETİYLE SALONDAN AYRILDI
Duruşmaya Adem Soytekin'in savunmasının ardından ara verildi. Soytekin “Bilmeyen bilsin” deyip “bozkurt” işareti yaparak salondan ayrıldı.


















