Greenpeace'den "Balık Çiftlikleri" Tepkisi

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Greenpeace Akdeniz Denizler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı, Taşınması Kararı Alınan Balık Çiftliklerinin, Daha Çözüme Kavuşmadan, Kirlenen Bölgeler Rehabilite Edilmeden ve Yalnızca Mesafe ve Akıntı Kriterlerine Dayalı Olarak Balık Çiftlikleri Yapılmasının Endişe Verici Olduğunu Söyledi.

Greenpeace Akdeniz Denizler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı, taşınması kararı alınan balık çiftliklerinin, daha çözüme kavuşmadan, kirlenen bölgeler rehabilite edilmeden ve yalnızca mesafe ve akıntı kriterlerine dayalı olarak balık çiftlikleri yapılmasının endişe verici olduğunu söyledi.

Dökmecibaşı, Mersin Gazeteciler Cemiyeti'nde (MGC) düzenlediği basın toplantısında, Mersin'e kurulması planlanan balık çiftlikleriyle ilgili olarak düşüncelerini dile getirdi. Son 2 yıldır Türkiye'nin oldukça önemli gündem maddelerinden biri haline gelen su ürünleri yetiştiriciliğiyle ilgili olarak hem Mersin'deki sivil toplum örgütlerinin bu konudaki görüş ve çalışmalarına destek vermek hem de Greenpeace'in bu konudaki görüşlerini dile getirmek istediklerini belirten Dökmecibaşı, bu yılın başında Greenpeace'in, dünyada balıkçılık sektöründeki önemli konulardan biri olan "Akuakültür" konusunda bir rapor yayınladığını vurguladı. "Akuakültür Endüstrisinin Sürdürülebilirliği ile Yüzleşmek" adlı raporda, Türkiye'nin gündeminde oldukça önemli bir yer alan akuakültür sektörünün nasıl gelişmesi gerektiği ve bu sektörün ve balıkçılığın sürdürülebilirliğinin nasıl olması gerektiğine dair birtakım kriterlerin belirlendiğine dikkat çeken Dökmecibaşı, "Bu konuda bir öneri paketinin hazırlandığı bir rapor. Bu rapor dünya genelini ele alan bir rapor, ancak Türkiye'de de hızla büyüyen bir sektör olduğu için oldukça önemli bir yer tutuyor. Dünyada her yıl su ürünleri sektöründe yüzde 9 oranında artış yaşanmakta. Bu da dünyanın artan nüfusu ve artan gıda talebinin, balık stoklarının eksilmesi nedeniyle karşılayabilmek amacıyla oluşturulmuş bir sektör. Ancak, son yıllarda gıda talebini karşılamanın ötesinde aslında bir lüks tüketim sektörü haline gelmiş durumda, bu da çeşitli sorunlara yol açmakta. Öncelikli olarak, dünyada bir kere doğal stokların hızla ve aşırı bir şekilde tüketilmesi ve deniz kaynaklarının da bu oranda yok edilmesi sonucu, ne yazık ki bu şekilde yetiştiricilikle aradaki açık kapatılmaya çalışılıyor" dedi.

Öncelikli olarak 'sürdürülebilirlik' denildiğinde, doğal stokların, doğal kaynakların sürdürülebilirliğini sağlanması gerektiğine işaret eden Dökmecibaşı, bunu sağlayamadıktan sonra yetiştiricilikle de başka yöntemlerle de gıda talebini karşılanmasının mümkün olmayacağını, bu nedenle öncelikli olarak Türkiye'de de bu anlayışın doğru yerleşmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye'de su ürünleri sektörünün sürdürülebilir hale getirilmesi için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın bir politika oluşturması, sürdürülebilir balıkçılık çerçevesinde ele alması gerektiği kanaatinde olduklarının altını çizen Dökmecibaşı, şöyle konuştu:

"Bu anlamda da şu anda özellikle Muğla bölgesinde 2 yıldır yaşanan çok ciddi çevre ve insan sağlığı sorunlarının hepimize bir ders olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle de Mersin ve İskenderun'da yapılması planlanan balık çiftliklerinin sivil toplum örgütleri tarafından büyük bir endişeyle karşılanması da oldukça anlaşılır bir durum. Çünkü Türkiye'de bu konuda yaşanan sıkıntılar ve özellikle balık çiftliklerinin yoğun olduğu bölgedeki çevre kirliliği sonucu yerel ekonomiye olan zararını da göz önünde bulundurduğumuzda aynı hataların tekrarlanmaması için sivil toplum örgütleri haklı olarak çok ciddi ve büyük bir mücadele vermeye çalışıyorlar. Biz de bu konuda destek veriyoruz. Çünkü ne yazık ki Türkiye'de herhangi bir sektörün büyümesi istenen bir şey olmakla birlikte doğru adımlarla yapılmadığında daha sonra bedelini kamuoyu ve yerel ekonomiler ödüyor." Greenpeace Akdeniz Denizler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı, Türkiye'deki sorunla ilgili olarak en önemli önerilerinden birincisinin; Çevre ve Orman Bakanlığı'nın 2 yıl önce hazırlamış olduğu tebliğde belirttiği kriterlerin artırılması ve sürdürülebilirlik kapsamında sürdürülebilirliği temel alan kriterler belirlenerek bunun tekrar hazırlanması olduğunu, ancak ondan sonra yeni yatırımlara izin verilmesi gerektiğini kaydetti. Şu anda Türkiye'de kriter olarak sadece kıyıdan uzaklık, derinlik ve belli bir akıntı hızının öngörüldüğünü ve bu şartlara uyan yeni yatırımlara her yerde izin verildiğini hatırlatan Dökmecibaşı, "Oysa ki, ne yazık ki bu kriterler balık çiftliklerinin yaratmış olduğu sorunları minimuma indirmekten uzak, yetersiz kalmakta, bilimsel olarak da tüm dünyada yeni birtakım kriterler yoluyla yeniden belirlenmekte. Dünyada artık su ürünleri yetiştiriciliği sertifikasyon sistemine tabi tutuluyor, ekolojik çiftlik anlayışı yerleşirken, biz sadece bir sektörü büyütmek adına tekrar aynı hataları yapmak ve aynı sıkıntıları çekmek durumunda kalmamalıyız. Bu kriterler arasında mesafe, akıntı hızı, yapılacak yerin seçiminin yanında aynı zamanda kullanılacak teknolojilerin, yemlerin doğallığı, yetiştirilecek balığın ve deniz ürünlerinin yerel türlere uygunluğu, hastalıklara karşı önlemlerin doğal yollarla alınması gibi birtakım farklı kriterler de koyduk bu rapora. Ancak bunlar sağlandığı takdirde sürdürülebilir bir akuakültürden ve yetiştiricilikten bahsedebiliriz. Yer seçimi konusunda da şu anda ne yazık ki, bahsettiğim 3 kriter baz alınarak Türkiye'nin boş kalan diğer kıyılarına yatırım yapılmak niyetinde. Oysa bu kadar eksik veriyle, bu kadar eksik yaklaşımla diğer kıyılarımızda da aynı sorunların yaşanmasına tabii ki sivil toplum kuruluşları ve kamuoyu izin vermeyecektir" şeklinde konuştu.

Mersin ve İskenderun bölgesinin, balık stokları ve deniz ürünleri açısından Doğu Akdeniz'in en verimli alanlarından olduğunu ifade eden Dökmecibaşı, dolayısıyla buralardaki önemli ticari türlerin yumurtlama alanlarında, Akdeniz'in önemli türlerinin yaşam alanlarında, örneğin deniz kaplumbağası, Akdeniz foku gibi lluşturması, sürdürülçok önemli türlerin yaşam alanlarından balık çiftliklerinin kesinlikle uzakta olması gerektiğini kaydetti. Mersin ve İskenderun'un oldukça önemli bir yumurtlama alanı içerdiğini belirten Dökmecibaşı, dolayısıyla yer seçimlerinin sadece kıyıdan uzaklıkla kısıtlanmaması, bu tür kriterlerin de göz önüne alınması gerektiğini ancak, bu konuda da birtakım sözler verilmesine karşın ne yazık ki daha önce yaşanan tecrübelerden, sözlerin tutulmadığının, bu tür kriterlerin göz önüne alınmadığının ve yatırımların kamuoyuna yeterli bilgi verilmeden yapıldığının gözlemlendiğini söyledi. Bundan sonraki adımlarda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı'nın çok daha dikkatli olmaları gerektiğini, özellikle Doğu Akdeniz gibi son derece hassas deniz yapısına ve çok önemli stoklara sahip bölgelerde bu konunun çok daha farklı bir şekilde ele alınıp, gerekiyorsa bu bölgelere yapılmaması, yapılacak yerlerin çok ciddi kriterlerle seçilmesi gerektiğini anlatan Banu Dökmecibaşı, "Koruma alanı olarak ilan edilmiş veya böyle bir potansiyeli olan alanlarda da balık çiftlikleri yapılması kabul edilemez. Bu bütün dünyada da böyledir. Örneğin Aydıncık bölgesi fok koruma alanıdır. Fok koruma alanı içerisinde, daha önce koruma altına alınmış bir bölgede balık çiftliği gibi riskli yatırımlar yapılamaz. Sivil toplum kuruluşlarının buradaki mücadelesine destek vermenin dışında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı'na, bu konuda sivil toplum kuruluşlarını da dahil edecekleri bir çalışma hazırladıktan sonra yeni yatırımların önünü açmaları gerektiğini tavsiye ediyoruz. Çünkü aynı kamuoyu mücadelesi ve baskısı buralarda da karşılarına çıkacak. Muğla'da yaşanan sorunlar burada da yaşanacaktır, bu kaçınılmazdır. Şu anda ne yazık ki alınan kararlar ve çalışmalar sivil toplumun bilgisi dahilinde yapılmamaktadır" diye konuştu.

Şu anda böyle bir çalışma olmadığına göre bu yatırımların beklemesi gerektiğini ifade eden Dökmecibaşı, daha Muğla bölgesindeki sorunlar halledilmeden ve oradaki rehabilitasyon çalışmaları yapılmadan, yani firmaların sorumluluklarını üstlenmeden yeni bölgelere yatırım yapmalarına izin verilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

(ÖT-MT-ÖZ-Y)

Kaynak: İhlas Haber Ajansı