Çocukların ekranlarda maruz kaldığı LGBT tehdidine karşı ailelere çağrı

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Üner Karabıyık, "Anneler ve babalar artık bu çağda evlat nöbetleri tutmak zorundalar.

İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Üner Karabıyık, "Anneler ve babalar artık bu çağda evlat nöbetleri tutmak zorundalar. Çocuklarıyla daha fazla kaliteli zaman geçirmek zorundalar. Özellikle de çocukları ekranlarla baş başa bıraktığımızda onları bir manada yetim bırakıyoruz, dijital yetimler haline geliyor çocuklar ve o dijital dünyada pek çok tehlikeye, tehdide maruz kalıyorlar." dedi.

Lgbt propagandası ve dayatmasının anlatıldığı "Gökkuşağı Faşizmi" isimli belgesel tabii dijital platformunda izleyiciyle buluşurken, belgeselde yer alan kişi ve kurumlar LGBT destekçisi kimi kesimlerin hedefi oldu.

İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Üner Karabıyık, bu duruma ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, yapım ekibinin kendileriyle temasa geçerek böyle bir projeleri olduğunu söylediklerini, vakıf olarak yapılan çalışmalarla, ortaya çıkan müktesebatla, Yüksek İstişare Heyeti ve Bilim Kurulu'ndaki akademisyenlerin destekleriyle sürece katkı sunduklarını belirtti.

Cinsizyetsizleştirme projelerini toplum geneline yaygınlaştırmak isteyenlerin çok temel bir taktik uyguladıklarını ifade eden Karabıyık, "Konuyu tamamen bireyselleştirip, LGBT bireylerle bizleri karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Biz de bunun farkındayız ve bu tuzağa düşmeyeceğiz. Yaklaşık 6 yıldır bu konuları çalışıyoruz. Başından beri özellikle dikkat ettiğimiz husus bu. Bunu niye yapıyorlar? Çünkü bireylerle bizi karşı karşıya getirdiklerinde, konuyu bireysel hak ve özgürlükler bağlamında ele almaya dair bir kurguları var. Halbuki biz burada gençlerimizi hedef alan projeye, onun arkasındaki mekanizmaya özellikle dikkat çekip o yapıyla mücadele etme kararlılığındayız."dedi.

Karabıyık, bunun küresel bir proje olarak gençleri hedef aldığını, maksadının da gençleri ailelerinden kopararak aile kurumunu zayıflatmak olduğunu kaydederek, şunları söyledi:

"Bizim son dönemde yayınladığımız bir rapor var, sosyokültürel terör. Sosyokültürel terörizm örneği olarak da LGBT aktivizmini ele alıyor bu raporumuz. 'Bölücü terör örgütünün gençleri dağa kaçırma mekanizması nasıl işliyor, LGBT aktivizmi gençlere nasıl el atıyor?' Bu soruya cevap arıyor. Raporda ortaya konan bilimsel gerçek şu, bölücü terör örgütünün gençleri dağa kaçırma metotlarıyla, LGBT aktivizmi diye masumlaştırılmaya çalışılan bu cinsiyetsizleştirme projelerini uygulayanlar, birebir aynı metotları, söylemleri uyguluyorlar ve aynı doktrinden besleniyorlar. O doktrinin de hedefinde aile kurumu var. Çünkü aileden gençleri kopardıklarında hem terör örgütüne onları taşıyabiliyorlar, dağa kaçırabiliyorlar hem de bu LGBT tuzağına düşürebiliyorlar."

"Bugüne kadar 50 gencin o alandan çıkmalarına vesile olduk"

Karabıyık, "Gökkuşağı Faşizmi" belgeselinin bu manada söz konusu mekanizmanın nasıl işlediğini, ortaya koyduğu söylemlerin altının ne kadar boş olduğunu bilimsel verilerle ortaya koymasının çok önemli olduğuna dikkati çekerek, belgeselin yayınlandığı andan itibaren çok ciddi bir ilgi gördüğünü, TRT'nin en popüler yapımlarının ilk gün izlemelerinin üzerinde bir izleme rakamına ulaştığını aktardı.

Belgeseli izledikten sonra konuya dair farkındalığı artanların verdiği tepkilerin önlerine geldiğini belirten Karabıyık, "Bunlardan bir tanesi de cinsel kimlik karmaşası yaşayan gençlerin ve onların ailelerinin Aile Vakfımıza müracaatlarında bir artış var şu anda. Çünkü Aile Vakfımızın yetkin ekibi, uluslararası teknikler konusunda eğitimler aldı. Bu ekiple biz cinsel kimlik karmaşası yaşayanların talep etmeleri halinde onların rehabilitasyon sürecinde destek oluyoruz." bilgilerini verdi.

Karabıyık, bugüne kadar cinsel kimlik karmaşası yaşayıp bu sıkıntılı alana düşen gençlerden 50 tanesinin o alandan çıkmalarına vesile olduklarını vurgulayarak, "Kendisini LGBT birey olarak tanımlayan, bizim marjinal cinsel kimlikli vatandaş dediğimiz bu 50 genç vakfımıza müracaat ettiler. Uzman psikologlarımızla yaşadıkları cinsel kimlik karmaşasına dair süreçleri uluslararası tekniklerle ele alıp, onların bu sıkıntıdan kurtulmalarını temin ettik. Bu da çok önemli bir gerçeği ortaya koyuyor. 'Bu doğuştan geliyor, tedavi edilemez.' diyenlerin tezleri sahada fiili olarak çürütülmüş oluyor." diye konuştu.

"Dijital anne-babalar olmayı öğrenmemiz, bunun sorumluluğunu üstlenmemiz gerekiyor"

Cinsel kimlik karmaşası yaşayan ve Aile Vakfı'nda rehabilitasyon süreci yürütülen gençlerden birinin kendilerine "Annelerin ve babaların çocuklarının dünyasına daha fazla girmesi gerekiyor." önerisinde bulunduğunu belirten Karabıyık, şunları kaydetti:

"Anneler ve babalar artık bu çağda evlat nöbetleri tutmak zorundalar. Çocuklarıyla daha fazla kaliteli zaman geçirmek zorundalar. Özellikle de çocukları ekranlarla baş başa bıraktığımızda onları bir manada yetim bırakıyoruz, dijital yetimler haline geliyor çocuklar ve o dijital dünyada pek çok tehlikeye, tehdide maruz kalıyorlar. Dijital anne-babalar olmayı öğrenmemiz, bunun sorumluluğunu üstlenmemiz gerekiyor. Bunu yapmadığımız takdirde dijital dünyada çocuklarımız yalnız kalıyor, pek çok tehlike ve tehdide maruz kalıyorlar ve orada algoritmalar sebebiyle ortaya çıkan tehlikeli ortamda manipüle ediliyorlar."

Karabıyık, pornografik içeriklere maruz kalma yaşının şu anda sosyal medya sebebiyle 9'a kadar düşmüş durumda olduğuna işaret ederek, "Bu pedofili tehlikesini artırıyor. Dijital mahremiyet konusunda anne-babalarımızın çok ciddi kendilerini geliştirmeleri lazım. İstanbul Aile Vakfı da Dijital Mahremiyet Eğitimi projesini hayata geçirdi. Vakfımızın web sitesinde, YouTube kanallarında bununla ilgili akademik çok çeşitli bilgiler var. Özellikle onları izlemelerini, takip etmelerini tavsiye ediyoruz." ifadelerini kullandı.

Vakfın bu alandaki çalışmalarından da bahseden Karabıyık, saha araştırmaları, her yıl düzenledikleri ve alanında uzman kişileri bir araya getiren çalıştaylar ve akademik camianın çalışmalarını paylaştığı uluslararası sempozyumlarla çalışmalara yön verdiklerini, buradan çıkan verilerle stratejik planlarını yaptıklarını, stratejik hedeflerini belirlediklerini ve o hedeflere ulaşmaya dönük faaliyet planlamaları yaptıklarını anlattı.

Karabıyık, Aile Yılı kapsamında 9 stratejik hedef belirlediklerini, bu hedeflerden öne çıkan en önemli projenin problemli ekran sürelerini kısaltmak olduğunu kaydederek, "Bunun için İstanbul Valiliği ile beraber Valilik Ödev Evleri'nde hem anne babalara hem de çocuklara problemli ekran kullanımını azaltmaya dönük Ekran Koçluğu Desteği veriyoruz." dedi.

Bunun yanı sıra aile dostu ekosistemin güçlenmesini çok önemsediklerini belirten Karabıyık, "Çünkü aileye yönelen bu tehditler birbirinden bağımsız gibi görünen ama pek çok kaynaktan, farklı mecralardan koordine bir şekilde yöneliyor. Sanat dünyası, iş dünyası, akademi dünyası, sivil toplum üzerinden bu çarpık ideoloji ve doktrinlerin topluma zerk edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bunlardan en somutu toplumsal cinsiyet ideolojisi." şeklinde konuştu.

"Kadın hakları konusundaki toplumun hassasiyetini istismar ediyorlar"

Karabıyık, "Toplumsal cinsiyet eşitliğini bize kadın erkek eşitliği diye takdim ettiler. Ama bunun ne kadar büyük bir yalan ve kandırmaca olduğunu Paris 2024 Olimpiyatlarında gördük. İtalyan kadın boksörün karşısına Cezayirli biyolojik erkek boksörü çıkarttılar ve o kadın boksör ringde şiddete maruz kaldı, istismara uğradı ve madalyası gasp edildi. Paris 2024 Olimpiyatları bu gerçeği tüm dünyanın gözleri önüne serdi. Açılış seremonisindeki rezalete hiç girmiyorum bile." ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler raportörlerinin 900'den fazla kadın sporcunun madalyasının, biyolojik erkekler tarafından toplumsal cinsiyet ideolojisi sebebiyle gasp edildiğini raporladıklarını aktaran Karabıyık, "Bu savrulma o kadar üst seviyeye çıktı ki bir sistem bozumundan söz edebiliriz. İskoçya'da yaşandı bu vaka, benzer vakalar Kanada'da ve Amerika'da da var. Kadınlara tecavüz ediyor, mahkeme sürecinde diyor ki 'Ben kadın olmaya karar verdim.' Toplumsal cinsiyet ideolojisi sebebiyle o mahkumu kadın hapishanesine koyuyorlar. Orada birkaç kadına daha tecavüz ediyor. Sistem bozumu dediğimiz husus bu." şeklinde konuştu.

Karabıyık, toplumsal cinsiyet ideolojisinin ülkeleri, devletleri ve toplumları savurduğu noktaya dikkate çekerek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bunun kadın erkek eşitliği olmadığını bilmek zorundayız ve şuna karşı çok dikkatli olmalıyız. Sözde kadın hakları savunucuları toplumsal cinsiyet ideolojisi üzerinden LGBT propaganda ve dayatmasında kalkan görevi görüyorlar. Kadın hakları konusundaki toplumun hassasiyetini istismar ediyorlar. O yüzden bizim medeniyet değerlerimizden beslenen yeni bir kadın hakları savunuculuğu çerçevesi ortaya koymamız gerekiyor. Bu feminist çizgide, aşırı marjinal sol örgütlerin tasallutundaki sözde kadın hakları savunuculuğunun da ikiyüzlü tutumunu herkesin fark etmesini sağlamamız gerekiyor."

Kaynak: AA / Hamdi Dindirek - Güncel
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.