Berlin'de Sol Parti ilk kez birinci oldu, AfD Mecklenburg-Vorpommern'de zirveye çıktı
Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekleBerlin ve Mecklenburg-Vorpommern'deki 20 Eylül 2026'da yapılan eyalet seçimlerinde AfD Mecklenburg-Vorpommern'de yüzde 38,2 ile birinci oldu; CDU ise yüzde 4,9 ile baraj altında kaldı. Berlin'de Sol Parti yüzde 25,9 ile ilk kez birinci çıkarken merkez partilerin eridiği görüldü.
Akademisyen Doç. Dr. Nurgül Bekar, 20 Eylül 2026'da Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern'de gerçekleştirilen eyalet seçimlerinin sonuçlarını ve bu seçimlerin Alman siyasetinin geleceğine olası etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.
***
20 Eylül 2026'da Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern'de gerçekleştirilen eyalet seçimleri, Almanya'nın son yıllarda geçirdiği siyasi dönüşümün önemli bir aşamasını ortaya koydu. İki eyalette sonuçlar birbirinden oldukça farklı olsa da geleneksel merkez partilerinin siyasal ağırlığı azalırken seçmenin farklı yönlerdeki alternatiflere daha fazla yöneldiği görülüyor. Mecklenburg-Vorpommern'de Almanya için Alternatif partisi (AfD) yüzde 38,2 ile birinci olurken Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 35,5'te kaldı. Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) bu seçimlerde yüzde 4,9 ile yüzde 5'lik seçim barajının altında kaldı. Berlin'de ise Sol Parti yüzde 25,9 ile birinci parti oldu. CDU yüzde 18,8, AfD yüzde 16,3, Yeşiller yüzde 14,3 ve SPD yüzde 12,1 oy aldı.
AfD, 6 Eylül Sachsen-Anhalt seçimlerinde yüzde 43,8 ile birinci olmuştu. Kısa bir zaman aralığında iki Doğu Almanya eyaletinde yüzde 40 civarında oy oranlarına ulaşılması, ayrıca Batı Alman eyaletlerinde de iki haneli oy oranlarına sahip olması AfD'nin artık Almanya siyasetinde kalıcı olduğunu göstermesi açısından büyük öneme sahip. Bu sonuçlar aynı zamanda Almanya'da İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk defa, göçmen karşıtı ve milliyetçi aşırı sağ söylemin ne denli güçlendiğini gösteriyor. Bu çerçevede AfD'nin her seçimde daha sağlam bir seçmen tabanı oluşturduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak parti bu desteği Berlin'de alamamış görünüyor. AfD burada da önceki seçime göre önemli bir artış gösterse de Sol Parti'nin oldukça gerisinde kaldı. Üstelik, AfD ile diğer partiler koalisyon kurmak istemediği için partinin oy oranının hükümet etmeye dönüşeceğini söylemek zor.
Sol Parti'nin yükselişi
Berlin seçimlerinin asıl siyasi önemi Sol Parti'nin performansında ortaya çıkıyor. Parti özellikle konut, kira ve sosyal politika başlıklarını merkeze alan bir kampanya uyguladı ve oylarını artırarak yaklaşık yüzde 26 civarındaki oy oranıyla Berlin'de ilk defa birinci çıktı. Berlin'deki yüksek konut maliyetleri ve yaşam giderlerinin, Sol Parti'nin politika öncelikleriyle örtüşmesi bu başarıda etkili oldu. Diğer bir etkenin de genç seçmenin sol partiye yönelmesi olduğunu söyleyebiliriz, zira Berlin'de de Almanya'nın birçok eyaleti gibi seçmen yaşı 16 yaşa indi. Bu kapsamda Sol Parti'nin başbakan adayı olarak seçim kampanyasının merkezinde yer alan Türk kökenli Elif Eralp'in rolü siyasi açıdan özellikle dikkat çekici. Eralp, seçim sonrasında Berlin'i yönetmek istediğini ve büyük konut şirketlerinin kamulaştırılması yönündeki seçim vaadini uygulamaya koyacağını açıkladı. Ancak aldığı oy oranı tek başına hükümet kurmaya yetmiyor, dolayısıyla kimin hükümet kuracağını koalisyon görüşmeleri belirleyecek.
Merz ve CDU'nun geleceği
Şansölye Friedrich Merz ve CDU açısından seçim sonuçları daha olumsuz bir tablo çiziyor. Mecklenburg-Vorpommern'deki barajın altında kalan sonuç, CDU'nun herhangi bir eyalet parlamentosunda sandalye kazanamama ihtimali bakımından, tarihi önem taşıyor. Bu, 1949'dan bu yana parti açısından bir eyalet seçimindeki en düşük sonuç olarak değerlendiriliyor. Üstelik bu sonuç Sachsen-Anhalt'taki tabloyla birleşiyor. Orada AfD yüzde 43,8'e çıkarken CDU yüzde 17,2'de kalmıştı. Bu bağlamda, Merz'in liderliğindeki CDU'nun özellikle Doğu Almanya'da AfD karşısında ciddi bir seçmen kaybıyla karşı karşıya olduğu görülüyor.
Berlin'de ise farklı bir problem ortaya çıkıyor. CDU yüzde 18,8 ile ikinci olmasına rağmen Sol Parti, Yeşiller ve AfD'nin güçlü performansı karşısında merkez sağın başkentteki alanının daraldığı görülüyor. Bunun Merz'in siyasi kariyeri açısından doğrudan bir sonuca işaret ettiğini söylemek için henüz erken. Merz seçim sonuçlarını "felaket" olarak nitelendirse de görevinden ayrılmayacağını ve reform programını sürdüreceğini açıkça belirtti. Dolayısıyla kısa vadede asıl soru liderlik değişikliğinden ziyade CDU'nun bu sonuçlara nasıl cevap vereceğidir. Ekonomik performansın iyileştirilmesi, yaşam maliyetleri, göç politikası ve AfD karşısında izlenecek strateji, Merz'in federal düzeydeki siyasi konumunu belirleyecek başlıca alanlar olacak.
SPD, Yeşiller ve BSW nasıl konumlandı?
SPD açısından da sonuçlar dikkat çekici. Parti Mecklenburg-Vorpommern'de güçlü kalmasına rağmen AfD'ye birinciliği kaptırdı, Berlin'de ise yalnızca yüzde 12 oy alabildi. Yeşiller, Berlin'de önemli bir aktör olmaya devam ederken Mecklenburg-Vorpommern'de seçim barajını zor geçebildi. Bu farklılıklar, Almanya'nın parti rekabetinin giderek daha fazla bölgesel özellik kazandığını gösteriyor. Aynı parti, farklı eyaletlerde birbirinden oldukça farklı siyasi koşullarla karşılaşabiliyor.
Sosyal Adalet ve Ekonomik Anlayış İttifakının (BSW) konumu da bu parçalanmanın başka bir boyutunu oluşturuyor. Parti Sachsen-Anhalt da barajı geçebildi ama 20 Eylül seçimlerinde barajın altında kaldı. Ekonomik ve sosyal politikalarında sola yakın, göç ve bazı kültürel konularda daha muhafazakar bir çizgi izlemesi ve Rusya-Ukrayna Savaşı ile silahlanma konularında ana akım partilerden ayrılması, BSW'yi klasik sağ-sol eksenine tam olarak oturmayan bir aktör haline getiriyor. 2025 federal seçiminde yüzde 5 barajını çok küçük bir farkla aşamaması nedeniyle Parlamento dışında kalan parti, varlığını sürdürebildiği ölçüde Almanya'daki siyasi parçalanmanın önemli unsurlarından biri olmaya devam edebilir.
Almanya siyasetini neler bekliyor?
Bütün bu gelişmeler Almanya'da siyasetin dönüştüğüne işaret ediyor. Almanya'da bir yandan aşırı sağ hızla güçlenirken diğer yanda Berlin'de Sol Parti'nin başarısı ve SPD'nin gerilemesi, CDU'nun özellikle Doğu'daki kayıpları ve BSW'nin baraj çevresindeki varlığı, geleneksel merkez partilerinin seçmeni eskisi kadar kolay birleştiremediğini gösteriyor. Bu nedenle, 20 Eylül seçimlerinin en önemli sonucu bir partinin diğerine karşı elde ettiği başarıdan ziyade, Almanya'nın parti sistemindeki merkezkaç dinamiklerin güçlenmesi olarak görülebilir.
Bu gelişmeler aynı zamanda 2029'da yapılması öngörülen bir sonraki federal seçimin zeminini oluşturuyor. Bu çerçevede Almanya'daki merkez partilerin seçmeni yeniden kazanıp kazanamayacakları ve aşırı sağcı AfD'nin yükselişini engelleyip engelleyemeyecekleri önümüzdeki üç yılın siyasetinin en belirleyici unsurları olacak. Bu bağlamda son eyalet seçimleri 2029'da yapılacak seçimlerin sonuçlarını öngörmek için elbette yeterli değil. Ancak İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana iki büyük merkez parti etrafında şekillenmiş geleneksel Alman siyasetinin şimdilerde kayda değer bir değişim yaşadığını söyleyebiliriz.
[Doç. Dr. Nurgül Bekar, Akademisyendir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.














