ANALİZ - 2026 ABD ara seçimleri yaklaşıyor: Kongre'yi kim kazanacak?
- İsrail meselesi, ABD için devasa bir fay hattına dönüştü. İçinde kültürel, askeri, siyasi ve dini dinamikleri barındıran meselede, duruşunu baştan kurgulayabilen parti hangisi olacak? Bu sorunun yanıtı, Kongre'yi kimin yöneteceğini belirleyecek.
Amerikalı akademisyen Dr. Adam McConnel, İsrail meselesinin yaklaşan ABD ara seçimlerine ve ülke siyasetinin geleceğine etkisini AA Analiz için kaleme aldı.
***
ABD ara seçimlerine iki aydan az süre kaldı. Çağımızdaki her Amerikan seçimine abartılı söylemlerin damga vurduğu söylenebilir. Ancak 2026 ara seçimleri eşi benzeri görülmemiş gerilimlere sahne oluyor.
ABD'de iktidardaki başkanlar ve partileri ara seçimlerden genelde yara alarak çıkar. Nitekim Donald Trump'ın kamuoyu desteği de ikinci döneminin henüz ilk yılındaki bir başkan için tarihi diplerde seyrediyor [1]. Üstelik bu dönemin ilk yılı, ilk döneminden bile çalkantılı geçti. Yönetimin üst kademelerinde koltuklar yine sürekli el değiştiriyor. Trump'ın sabahın erken saatlerinde attığı bir tweet'le ya da kameralar önünde ayaküstü yaptığı fevri açıklamalarla aldığı öngörülemez kararlar, tüm dünyada piyasaları ve toplumları sallamaya devam ediyor.
Trump ABD'de, DOGE'u [2] "bürokratik devletin", ICE'ı [3] ise sıradan halkın üzerine sürdü. Öte yandan sekiz savaşı bitirdiğini iddia etse de daha çok ocak ayı başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu Karakas'tan alması ve 28 Şubat'ta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile güçlerini birleştirerek İran'a saldırmasıyla konuşuluyor. Tahran'la altı aydır devam eden savaş, ABD ekonomisindeki enflasyonist eğilimleri, özellikle de mutfak giderleri ve akaryakıt gibi günlük masrafları iyice artırdı. Trump ve Cumhuriyetçiler, kasım ayındaki sandıklardan Kongre'nin kontrolünü alarak çıkarlarsa, Trump tercihlerinin meşruiyet kazandığını ve haklı çıktığını düşünecek. Son yirmi aydır zaten felç olmuş durumdaki Kongre ise en azından 2029'a kadar komada kalmaya devam edecek.
İşler pek parlak değil
Ne var ki, ABD'nin iki büyük partisi de kasım seçimlerinde zafere yürüyor gibi görünmüyor. Başkan Trump'ın tahmin edilemeyen, şahsi karar alma tarzı, partisi için adeta iki ucu keskin bir bıçak niteliğinde. Anketlerdeki giderek kötüleşen tabloya rağmen taban seçmeni arkasında duruyor ve bizzat işaret ettiği adaylar sandıkta genelde başarılı oluyor [4]. Fakat her adayın kendi bölgesinde mücadele ettiği seçim dinamikleri farklı. Nitekim bazıları Trump'la araya mesafe koymanın sandıkta kendi lehlerine olacağının bilincinde [5]. En az bunun kadar kritik bir başka nokta ise geçmişte Trump'a destek veren üst düzey isimlerden oluşan hatırı sayılır bir grubun, ABD'nin İsrail politikası yüzünden kendisiyle köprüleri atmış olması. Üstelik Cumhuriyetçilerin genç seçmen tabanının büyük bir kısmı da bu kopuşta onlarla birlikte hareket etmiş görünüyor [6].
Demokratların durumu ise çok daha vahim. 2024 seçimlerindeki yenilgi süreci boyunca Demokratlar, yönünü kaybetmiş ve lidersiz bir görüntü sergiledi. Genç, yükselen isimler ile (genellikle Clinton, Biden veya Obama çevrelerine yakın) gelenekçi kıdemli kadrolar arasındaki kuşak çatışmasıyla bölünen Demokratik Ulusal Komite (DNC) [7], mevcut stratejisinde ısrar etmeye karar verdi. Bunun sonucunda, önce Başkan Joe Biden aday oldu, ardından yarıştan çok geç çekildi ve parti tabanının değil, doğrudan parti yönetiminin kararıyla yerine Başkan Yardımcısı Kamala Harris getirildi. Nihayetinde Demokratlar sadece başkanlığı kaybetmekle kalmadı, Temsilciler Meclisi'nin kontrolünü de yitirdi.
Seçimlerin hemen ardından suçlu arayışı başlasa da 2026 ara seçimlerine yalnızca iki ay kala ortada ne bir netlik var ne de hayata geçirilmiş bir yeniden yapılanma. Demokratlar arasındaki politika ve strateji odaklı kuşak anlaşmazlığı hız kesmeden sürüyor. Parti liderliği yaşlı ve etkisiz kalmaya devam ederken, DNC'nin 2024'te neyin yanlış gittiğini dürüstçe masaya yatırmayı reddetmesi partinin üzerine karanlık bir gölge düşürüyor [8]. Demokratlar, Cumhuriyetçi Parti'deki Trump kaynaklı kaostan siyasi bir kazanç sağlamak yerine, dışarıya asgari düzeyde bir "birlik" görüntüsü verebilmek için bile her gün büyük bir mücadele veriyor.
Cumhuriyetçilerde olduğu gibi, Demokratlar arasındaki iç çekişmelerin merkezinde de ABD'nin İsrail politikası yer alıyor. Partinin yaşlı ve ılımlı kanadı İsrail'e yönelik geleneksel desteğin sürmesini savunurken, genç ve ilerici kesim ABD yardımlarının kesilmesini talep ediyor [9]. Bu tablo, İsrail'e yönelik politikaların Amerikan siyasetinin her iki tarafını da esir alan başat bir meseleye dönüştüğünü gösteriyor.
Amerikan siyasetinde eksen kayması mı?
ABD'nin iki büyük partisinin aynı anda böylesine derin bir ideolojik buhrana sürüklendiği son dönem 1920'lerdi. Bir zamanların ilerici gücü olan Cumhuriyetçi Parti, o yıllarda Warren G. Harding ve Calvin Coolidge yönetimlerinin elinde sanayicilerin ve finans devlerinin muhafazakar kalesine dönüşmüştü. Nitekim Başkan Herbert Hoover'a düşen, Ekim 1929'da ülke ekonomisi yerle bir olurken olan biteni çaresizce izlemek olacaktı.
İşte bu ekonomik enkaz, New York Valisi Franklin Delano Roosevelt'i ulusal siyaset sahnesine taşıyan yolu açtı. Roosevelt, başkanlık koltuğuna oturduğunda, bir zamanların muhafazakar Demokrat Partisi'ni 1930'lar boyunca işçi sınıfının ve sıradan halkın haklarını savunan liberal bir yapıya dönüştürdü ve bu yeni kimliği partinin adeta kalbine işledi. O dönemden bugüne Demokratlar, geleneksel siyasetin omurgasını oluşturan sosyo-ekonomik meselelere odaklanırken, Cumhuriyetçiler sandıktan çıkabilmek için giderek artan bir şekilde kültür savaşlarına ve karizmatik liderlere sığındı.
Amerikan siyasetine İsrail damgası
Amerika'nın İsrail politikası, kağıt üzerinde bir dış politika meselesi gibi görünse de aslında her iki partinin de tarihsel kodlarına derinlemesine işlemiş durumda. Demokrat Başkan Harry S. Truman'ın 1948'de ABD adına İsrail'i resmen tanımasının ardındaki asıl motivasyon, yaklaşan seçimlerdeki oy kaygısıydı. Cumhuriyetçi Parti'nin Evanjelik tabanı ise modern İsrail Devleti'nin varlığını öteden beri kendi inançlarının kilit taşı olarak görüyor.
Özetle, Washington'ın İsrail politikası on yıllardır Amerikan iç siyasetinde hep ağırlığı olan bir başlık oldu, fakat hiçbir zaman ülkenin siyasi ikliminin tam merkezine bu denli oturmamıştı. Kasım ara seçimlerine doğru gidilirken, her iki parti de İsrail meselesi yüzünden kelimenin tam anlamıyla bir iç savaş yaşıyor. Üstelik bu konu, tüm Amerikan toplumu için devasa bir fay hattına dönüşmüş durumda. İçinde böylesine hayati kültürel, askeri, siyasi ve dini dinamikleri barındıran bu meselede, kendi duruşunu yeni baştan ve en başarılı şekilde kurgulayabilen parti hangisi olacak? Bu sorunun yanıtı, büyük ihtimalle önümüzdeki on yıl boyunca Kongre'nin anahtarını kimin cebinde taşıyacağını da belirleyecek.
[1] https://www.reuters.com/world/us/trump-approval-drops-35-republican-support-softens-reutersipsos-poll-finds-2026-05-19/
[2] Hükümet Verimliliği Departmanı (DOGE). DOGE'un, 2025'in sonlarına doğru diğer devlet kurumlarının bünyesine devredilerek fiilen sonlandırıldığı anlaşılıyor: https://time.com/7336327/doge-disbanded-elon-musk/
[3] Göçmenlik Kontrol ve Muhafaza (ICE). Kurum, 11 Eylül 2001'de New York'ta gerçekleştirilen saldırıların akabinde kurulan İç Güvenlik Bakanlığı (Department of Homeland Security) bünyesinde faaliyet göstermektedir.
[4] https://www.nytimes.com/interactive/2026/08/26/us/politics/trump-primary-midterms-endorsements.html
[5] https://apnews.com/article/midterm-elections-republicans-trump-popularity-disapproval-95f59e3ab09f5ee0e68349530ff8c8ea
[6] https://thehill.com/opinion/congress-blog/politics/6072170-conservative-shift-israel-generation/
[7] Demokrat Ulusal Komitesi. Partinin merkezi yönetim organı.
[8] https://www.nytimes.com/2026/05/22/opinion/dnc-autopsy-ken-martin.html
[9] https://www.nytimes.com/2026/08/06/us/politics/democratic-party-socialists-moderates.html
[Dr. Adam McConnel, Amerikalı bir akademisyendir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.















