"48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali"

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

"48.Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali" kapsamında, sansüre tepki ve 1980 askeri darbesi nedeniyle iptal edilen 1979 ve 1980 yılı Altın Portakal Festivalleri için yapılacak, "Geç Gelen Altın Portakallar" ödül töreni öncesinde, dönemin tanıklarının katılımıyla söyleşi düzenlendi.

"48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali" kapsamında, sansüre tepki ve 1980 askeri darbesi nedeniyle iptal edilen 1979 ve 1980 yılı Altın Portakal Festivalleri için yapılacak, "Geç Gelen Altın Portakallar" ödül töreni öncesinde, dönemin tanıklarının katılımıyla söyleşi düzenlendi.

Antalya Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen ve moderatörlüğünü Melike Taşkaya'nın yaptığı söyleşiye, sanatçı Tarık Akan, yapımcı-yönetmen Korhan Yurtsever, yazar Atilla Dorsay, dönemin Antalya Belediye Başkanı Selahattin Tonguç ile "Geç Gelen Altın Portakal" projesinin "fikir babası" olarak nitelendirilen Deniz Yayın katıldı.

Yazar Atilla Dorsay, organizasyonla ilgili eleştirilerini dile getirdi. Söyleşinin "Tarık Akan" tarafından yapılıyormuş gibi algılandığını, broşürlerde ve duyurularda diğer konukların isimlerine yer verilmediğini belirten Dorsay,

"Buna beceriksizlik denilmez de ne denir?" diye tepki gösterdi.

Sansür ve darbe yıllarından söz eden Dorsay, 1970'li yılların sadece sinema dünyası için değil, herkes için acı dolu olduğunu söyledi. 1977 yılında,

"Yeşilçam" sanatçıları, yönetmenleri ve yıldızlarının sansürü protesto etmek için Ankara'ya yürüdüklerini belirten Dorsay, 1979 yılında sansürlerin giderek ağırlaştığını, üç filme gelen yasak üzerine tüm yapımcıların filmlerini çektiğini ve böylece yarışmanın yapılamadığını ifade etti.

Dorsay, 1980 yılında festivalin 13 Eylül'de yapılmasının planlandığını, ancak festivalden bir gün önce askeri yönetimin hükümete el koyduğunu anımsatarak, "Festival için Antalya'ya gelen sanatçılar, burada mahsur kaldı. Sanırım benim içime doğdu, bir gün sonra geleyim demiştim" ifadesini kullandı.

Darbe döneminde politik filmler yapıldığını, bu alanda yönetmenlerin yetiştiğini, ancak bu filmlerin, yasaklanması nedeniyle seyirci önüne çıkamadığını dile getiren Dorsay, yurtdışında ödül alan filmlerin de Türkiye'de gösterilemediğini vurguladı.

"Geç Gelen Altın Portakallar" projesini büyük beğeniyle karşıladığına değinen Dorsay, "Konuşmamın başında eleştirilerim olmuştu ama bakın güzel olayları da açıkça söylüyorum. Bundan dolayı festival komitesini kutluyorum" dedi.

-"Burada bir ahde vefa, bir özür dileme var"-

Deniz Yayın da döneme ait filmleri izlediğinde oldukça keyif aldığını ve bu filmlerin sansür ve darbe nedeniyle ödüllendirilememesini üzüntüyle karşıladıklarını belirtti.

Bu filmleri hayata geçirenlerin taçlandırılması için böyle bir fikri ortaya attıklarını, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın tarafından da olumlu karşılanan projeyi hayata geçirdiklerini ifade eden Yayın, "Aslında burada bir ahde vefa, bir özür dileme var" dedi.

-"Tarihi miras"-

Dönemin Antalya Belediye Başkanı Selahattin Tonguç ise sansür ve darbe olaylarıyla ilgili anılarını paylaştı. Tonguç, Antalya'yı bir sinema merkezi yapmak istediklerini, ancak hayallerini gerçekleştiremediklerini belirtti.

Kenan Evren'e atıfta bulunan Tonguç, "O dönemde sanatçılara, sanata sansür uygulayan kişi, bugün 'Sanatçıyım' diyor" dedi. Sansürün bugün de farklı bir boyutuyla uygulandığını ileri süren Tonguç, "Bugün insanlar yazdıklarından, basmadıklarından cezaevlerine sokuluyorsa, gençlerimiz haklarını aradıkları için aylarca tutuklu kalıyorsa, 30 yıldır bir yere gelemediğimiz için üzgünüm" diye konuştu.

-Dalga geçildiğini sanmış-

"Fırat'ın Cinleri", "Kara Kafa" gibi filmlerin yönetmeni Korhan Yurtsever de sansürle ilk karşılaşmasını esprili bir dille anlattı. Amcasının stüdyosunda küçük film şeritlerini oynattığını belirten Yurtsever, babasının sinemaya girmesini istememesiyle ilk kez sansürü gördüğünü, sonra da hayatı boyunca sürekli sansürle karşılaştığını söyledi.

"Şoför Mehmet" filminin broşürlerinde "Şoför Memet" yazdığını, filmin

"h" harfini eklemeden sansürden geçemediğini dile getiren Yurtsever, Almanya'da çektiği "Kara Kafa" filminin de Türkiye'ye geldiğinde 27 dakikasının kesildiğini, yurt dışına çıkarılmasının yasaklandığını belirtti.

Sinema dünyasındaki sansürden sonra yurtdışında yaşamaya başladığına değinen Yurtsever, "Geç Gelen Altın Portakallar" için arandığında "Dalga geçildiğini sandığını" söyledi. Yurtsever, duygularını şöyle ifade etti:

"Bir telefon geldi, 'Kara Kafa filminizi Antalya festivalinde göstermek istiyoruz' denildi. 'Biri dalga geçiyor, alay ediyor' diye düşündüm. Çünkü telefondaki ses, genç bir sesti. 'Benimle dalga geçeceğin en son olay bu olur, daha devam edersen küfür ederim' dedim. Bir gün sonra ise bir bayan aradı. Bayanın söylediklerinden sonra konuşamadım, ağladım."

Bu organizasyondan önce sinemayı bırakmayı düşündüğünü, ancak şimdi kararını değiştirdiğini vurgulayan Yurtsever, "Bu yaştan sonra sinemaya dönmeye karar verdim" dedi. Yurtsever'in bu kararı salondakiler tarafından alkışla karşılandı.

"Uyuyan devi uyandırdık" diye espri yapan Deniz Yayın da, böyle bir karara vesile oldukları için mutlu olduğunu söyledi.

Atilla Dorsay ise Korhan Yurtsever'in yaklaşık 30 yıldır yurtdışında yaşadığını belirterek, "Ama Türkçen mükemmel. Ben de seni bundan dolayı kutluyorum" dedi.

-Tarık Akan-

Söyleşide son sözü, duygusal filmlerin yanı sıra toplumsal konuları da beyaz perdeye taşıyan "Beyaz perde" yapıtlarının usta oyuncusu Tarık Akan aldı.

Yurtsever gibi kendinin de sansürle çok uğraştığını belirten Akan, Yılmaz Güney ile yaptıkları iki projenin doğuşundan söz etti.

Akan, 1980'de cezaevinde olan Yılmaz Güney'in, annesinin hastalığı nedeniyle bir hafta izin aldığını, İstanbul'da "Dağ" ve asıl adı "Bayram" olan "Yol" filmlerinin anlaşmalarını yaptıklarını bildirdi.

Tarık Akan, şunları söyledi:

"(Yol) filmini sansür kuruluna götürdüğümde, tabii önce kurul heyetine baklavalar filan götürdük, onlara filmin 'Geceyarısı Ekspresi"ne karşı yapılmış bir film olduğunu, hapishanelerin güzel olduğunu falan anlattık. Film sansürden geçti, gece yarısı Yılmaz Ağabey'i aradım ve haberi verdim."

"Dağ" filmini de üç gün sonra kurula sunduğuna değinen Akan, ancak bu filmin sansürden geçmediğini belirtti. Bu nedenle içinde bir burukluk oluştuğunu dile getiren Akan, sansürden geçmeyen filme ilişkin şöyle konuştu:

"Muş'un bir köyünde çekiliyor. 50-60 hanelik bir köy. Kışın yollar kapanıyor, elektrik yok. İnekleri dahi bağırtmıyorlar, çığ gelir diye. O köyde dağ da aşılamıyor, çığ gelir diye. Benim çocuk hasta, ölmek üzere. Bu dağı aşmam gerek. Üç kişilik ekip kuruyorum, köy aşağıda kaybolmadan benim çocuk ölüyor. Ama öldüğünü yanımdakilere belli etmiyorum. Dağa çıkıyorum, karşı tarafa geçiyorum. Dağı geçiyorum ama çocuğum da öldü. Yanımdakiler de dağı geçince farkına varıyorlar. Duygu yüklü bir film. İşte bu film sansürden geçmedi."

-Akan'ı duygulandıran kitap-

Soru-cevap kısmında Hüseyin Poyraz isimli bir izleyici, 4 yıl önce Londra'da aldığı "1001 Film" adlı kitapta dünyada çekilmiş 1001 filmin detaylarının yer aldığını, bu kitapa Türkiye'den "Yol" filminin alındığını söyledi.

Tarık Akan da Poyraz'ın, imzalayarak hediye ettiği kitabın kendini duygulandırdığını vurguladı.

Söyleşinin ardından Tarık Akan, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın adına Deniz Yayın'a plaket verdi.

- ANTALYA

Kaynak: AA