Ömer Aydın Yazıları

Ömer Aydın
Ömer Aydın
Yazarın Profili
04.09.2026 23:40

Maç Seyrederken Kaybettiğimiz Ahlak

Haber Detay Image

Geçenlerde bir tatil beldesinde çocuklarımla birlikte iki Süper Lig takımımızın futbol müsabakasını seyrediyorduk. Bu yaşıma kadar, taraftarı olduğum takım başta olmak üzere birçok futbol ve basketbol müsabakasını gerek statlarda gerekse ekran karşısında seyrettim. Bu vesileyle, az ya da çok hepimizde bulunan bazı özelliklerimizi sizinle paylaşmak istedim.

Öncelikle futbol takımlarının taraftarlarının önemli bir bölümünün müsabakaları seyrederken kendilerinden geçtiğini ve ağızlarından çıkan birçok kelimenin farkında olmadığını, el ve kol hareketleri ile içerisinde bulundukları durumu ifade etmek isterim. Aslında hepimiz bunu biliyoruz. “Böyle bir konuyu yazmaya ne gerek var?” diyebilirsiniz. Ancak bence tam da bu nedenle yazmalı ve birbirimizle bu konular hakkında daha çok konuşmalıyız.

İki grup maç seyrediyor ve futbolun oyun akışı normalin dışına çıktığında, köy kahvehanesindeki birbiri ile uzak veya yakın akraba olan seyircilerin de genel ahlak anlayışımızın dışına çıkabildiğini görmek zor olmuyor.

Hakeme, rakip takımın futbolcularına, hatta kendi takımının yöneticilerine ve oyuncularına ağza alınmayacak kötü sözlerle hitap edildiğini hem işitsel, hem de görsel olarak kahvehanede görebiliyorsunuz. Dikkatimi çeken hususlardan biri de bazı seyircilerin kendi takımının futbolcularına dahi ağır hakaretlerde bulunmasıydı.

Ortam o kadar sert ve gergin bir hâle geliyor ki, müdahale etmek neredeyse mümkün görünmüyor. Oysa aynı insanlarla maç dışında konuşsanız, belki de büyük bir çoğunluğunun böyle bir ruh hâline bürünmediğini, hatta birçoğunun günlük hayatında küfür ve hakaret içeren bir iletişim biçimini hiç kullanmadığını görebilirsiniz.

Aslında düzeltici bir faaliyet olarak; yaşanan bu olaylar kaydedilmeli, kahvehanede bulunan tüm ekibe -özellikle de kötü hareketleri sergileyenlere- izlettirilmelidir.

Peki, maç sırasında ne oluyor?

Rekabetin ve kazanma arzusunun yoğunluğu, normal hayatta kabul edemeyeceğimiz bazı davranışları sanki o an için mübah hâle getiriyor. İnsan, kendisini ait hissettiği takımın başarısını kendi başarısı; başarısızlığını ise kendi başarısızlığı gibi algılayabiliyor. Rakip takımın oyuncusu, hakem veya hatta kendi takımının yöneticisi ve oyuncusu, bir anda öfkenin hedefi hâline gelebiliyor.

Asıl düşündürücü olan ise bütün bunların çocukların ve gençlerin bulunduğu ortamlarda yaşanmasıdır.

Çocuklar, büyüklerin davranışlarını yalnızca söyledikleri sözlerle değil, sergiledikleri tutumlarla da öğrenirler. Bir çocuğa “küfür etme, rakibine saygı göster” demek kolaydır. Fakat aynı çocuk, yanında bulunan yetişkinlerin bir futbol maçı sırasında hakeme veya rakip oyuncuya ağır hakaretler ettiğini gördüğünde, söylenen söz ile yaşanan davranış arasındaki çelişkiyi nasıl anlayacaktır?

Hayatını bu kötü maruz kalma ile devam ettirecek ve belki de aynı hareketleri o da tekrarlayacaktır. Bunun için toplu alanlarda, statlarda bu konulara yüksek düzeyde önem verilmelidir.

Elbette futbol bir rekabet oyunudur. Takım tutmak, heyecanlanmak, üzülmek, sevinmek, hakeme veya oyuncuya yapılan bir hataya, faule, yanlış verilen karta tepki göstermek son derece doğaldır. Hatta sporun güzelliği biraz da bu duygularda saklıdır. Ancak rekabetin olduğu yerde ahlakın, törenin, saygının ve ölçünün ortadan kalkması kabul edilebilir bir durum değildir.

Bence burada asıl sorgulamamız gereken futbol değil, bizim rekabet anlayışımız ve yozlaşan ahlakımızdır. Kazanma arzusu belli değerlerimizin asla önüne geçmemelidir.

Hayatın birçok alanında da benzer durumlarla karşılaşmıyor muyuz? Bir işi kazanmak, rakibimizi geçmek, daha fazla para kazanmak, daha başarılı olmak veya kendi düşüncemizi kabul ettirmek uğruna normal şartlarda yapmayacağımız bazı davranışları meşru görmeye başlayabiliyoruz.

Oysa insanın karakteri, sadece sakin ve rahat zamanlarda değil; öfkelendiği, kaybettiği, haksızlığa uğradığını düşündüğü ve rekabetin en yoğun olduğu anlarda ortaya çıkar.

Belki de futbol maçlarını sadece futbol olarak görmemek gerekiyor. Bir maç sırasında gösterdiğimiz davranışlar, çocuklarımıza, çevremize ve hatta kendimize dair önemli ipuçları veriyor.

Yıllardır klasikleşmiş bir cümlem var: “En iyi kişilik analizi futbol müsabakalarını statlarda ve ekran karşısında seyrederken yapılır”.

Takımımızın kazanmasını istemek hakkımızdır. Hakemin kararını eleştirmek de hakkımızdır. Rakibin iyi veya kötü oyununa kızmak da insanî bir tepkidir.

Ama bütün bunları yaparken ahlakımızı, dilimizi ve insanlığımızı kaybetmemek ve iyi bir örnek olmak da bizim sorumluluğumuzdur.

Çünkü sonuçta maç bir şekilde biter. Ama çocukların ve gençlerin zihninde, o gün gördükleri davranışların izleri ve o ortam kalabilir. Onun için her zamankinden daha fazla bu tür ortamlarda dikkat etmeliyiz veya bu tür ortamlarda maç seyretmeyi hak edinceye kadar maçları tek başımıza seyretmeliyiz.

Yazarın Yazıları