Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde işletme sahiplerinin endişelenmesi kadar doğal bir şey olamaz. Faaliyet gösterilen sektörün daralması, ülkenin ekonomik olarak sıkıntılı bir dönemden geçmesi ve piyasalardaki belirsizlikler, işletme sahiplerinin zihninde birçok soru oluşturur:
“Batıyor muyuz?”
“Ortam ne zaman normale döner?”
“Dövizin durumu ne olacak?”
“Nakitte mi kalalım, mala mı dönelim?”
“Küçülmeli miyiz?”
Bu soruların çoğalması son derece doğaldır. Ancak kişiliğimizi de dikkate alarak, bu soruların oluşturduğu endişeden kurtulmak ve sağlıklı kararlar verebilmek, işletmelerin geleceği açısından çok daha önemlidir.
Çünkü ekonomik kriz dönemlerinde en büyük tehlikelerden biri, piyasadaki genel olumsuzluğu kendi işletmemizin gerçekleriyle karıştırmaktır. Patronlar işletmesinin matematiği ile bu sorulara cevap vermeli, duydukları ile hareket etmemelidir.
Bir işletme sahibi, çevresindeki olumsuzlukları mutlaka takip etmeli; ancak kararlarını öncelikle kendi işletmesinin verilerine bakarak vermelidir. Bunun için işletmenin en azından aşağıdaki göstergeleri doğru değerlendirmesi gerekir.
Nakit Akışı
İşletmenin kasasında veya banka hesaplarında yüksek miktarda nakit bulunmayabilir. Bu tek başına işletmenin kötü durumda olduğunu göstermez.
Asıl bakılması gereken, işletmenin faaliyetlerinden yeterli nakit üretebilip üretemediğidir. Genel giderlerini karşılayabiliyor, çalışanlarının ve tedarikçilerinin ödemelerini düzenli yapabiliyor, kısa vadeli borçlarını çevirebiliyor ve faaliyetlerini sürdürebiliyorsa, işletmenin nakit akışı açısından yönetilebilir bir yapıda olduğu söylenebilir.
Karlılık
Kriz dönemlerinde ciroya bakarak işletmenin iyi durumda olduğunu düşünmek yanıltıcı olabilir. Önemli olan sadece satış yapmak değil, sürdürülebilir bir kar elde edebilmektir.
Eski dönemlerdeki karlılık oranları yakalanamıyor olabilir. Ancak işletme, ürün ve hizmetlerinden gerçek maliyetlerini dikkate alarak kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir kar elde edebiliyorsa, bu önemli bir göstergedir.
Buna karşılık sürekli artan ciroya rağmen kar düşüyor veya işletme zararına satış yapıyorsa, yüksek ciro işletmenin geleceği açısından tek başına hiçbir anlam ifade etmez.
Sürekli zarar ederek yola devam etmek akıllıca olmayacak ve bir gün kaçınılmaz son gelecektir.
Paraya Erişim Durumu
Kriz dönemlerinde işletme, ihtiyaç duyduğunda uygun şartlarda para bulabiliyor ve bunu yürüttüğü faaliyetlerle geri iade edebiliyorsa endişe etmesine gerek kalmayacaktır.
Aynı sektörde birçok işletme paraya ulaşmakta zorlanabilir. Fakat her işletmenin sermaye yapısı, borçluluk düzeyi, müşteri portföyü, tahsilat kabiliyeti ve finansal gücü farklıdır. Bu nedenle başkasının finansal durumuna bakarak kendi işletmemizin kararını vermek doğru değildir.
Talep Durumu
İşletmenin ürün veya hizmetlerine yönelik talep ciddi şekilde azalmamışsa ve satışlar kabul edilebilir bir kârlılıkla gerçekleştirilebiliyorsa, sektörün genel olarak zor bir dönemden geçmesi işletme sahibinin mutlaka paniğe kapılmasını gerektirmez.
Çünkü sektörün kötü olması ile işletmenin kötü durumda olması aynı şey değildir. Bazı işletmeler kriz dönemlerinde pazar kaybederken bazıları pazar payını artırabilir. Bazı işletmeler küçülürken bazıları yeni müşteriler kazanabilir.
Burada önemli olan, işletmenin kendi müşterilerinin davranışını, siparişlerini, satışlarını, tahsilatlarını ve kârlılığını doğru analiz etmesidir.
Talep varsa, kârlılık varsa ve nakit akışı yönetilebiliyorsa, sadece çevredeki korku nedeniyle küçülmek doğru bir karar olmayabilir.
Sonuçta işletme yönetmek, sadece iyi günlerde karar vermek değildir. Asıl yöneticilik, belirsizliğin ve korkunun arttığı dönemlerde duygularla değil, verilerle hareket edebilmektir.










