Okan Geçgel Yazıları

Okan Geçgel

“Başörtüsünden Rahatsız Olan Zihniyetin Son Çırpınışı: Kübra Güran Yiğitbaşı Üzerinden Koparılan Fırtına”

27.02.2026 00:12
Haber Detay Image

Türkiye yine bir eşik atladı. Ve her eşik atlandığında olduğu gibi birileri yine rahatsız oldu. Kübra Güran Yiğitbaşı'nın İçişleri Bakanlığı Bakan Yardımcılığı görevine atanması, sadece bir bürokratik terfi değil; aynı zamanda eski ezberlerin, ideolojik kalıpların ve vesayetçi bakış açılarının bir kez daha çöktüğünün ilanıdır. 2022 yılında Afyonkarahisar Valisi olarak atandığında "Türkiye'nin ilk başörtülü valisi" unvanıyla tarihe geçmişti. O gün köpüren çevreler bugün yine aynı refleksle sahneye çıktı. 20 Şubat 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan kararla bu kez İçişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı oldu. Ve yine bir ilke imza attı: Türkiye'nin ilk başörtülü İçişleri Bakan Yardımcısı.

Daha mürekkep kurumadan bazı muhalif kalemler adeta tetikte bekliyormuşçasına saldırıya geçti. Eleştiri değil, doğrudan itibarsızlaştırma kampanyası başlattılar. "Jandarma nasıl olur da ona bağlanır?", "Bu güvenlik işlerinden ne anlar?", "Askeriyeyi mi yönetecek?" gibi cümlelerle süslenen yazılar, aslında zihniyetin ifşasından başka bir şey değildir. Bu cümleler teknik bir sorgulama değil; başörtülü bir kadının devletin güvenlik mimarisinde üst düzey sorumluluk taşımasından duyulan rahatsızlığın dışavurumudur.

Soruyorum: Daha önce İçişleri Bakanlığı'nda görev alan tüm bakan yardımcıları asker miydi? Jandarma kökenli miydi? Sahil güvenlikten mi yetişmişti? Hayır. Bakan yardımcılığı makamı operasyonel komutanlık değildir. Stratejik koordinasyon ve idari sorumluluk makamıdır. Ancak mesele görev tanımı değil; mesele başörtülü bir kadının o koltukta oturmasıdır. Gerçek rahatsızlık buradadır.

Muhalif medya yıllarca özgürlük, eşitlik, kadın hakları nutukları attı. Kadınların kamusal alanda daha fazla yer alması gerektiğini savundu. Ama ne zaman muhafazakâr kimliğe sahip, başörtülü bir kadın devletin kritik bir makamına gelse aynı çevreler bir anda "liyakat savunucusu" kesiliyor. Bu nasıl bir çifte standarttır? Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür? Kadın özgürlüğü söylemi sadece kendi ideolojik mahallesine mi geçerlidir?

Kübra Güran Yiğitbaşı akademisyen kimliği olan, iletişim alanında çalışmaları bulunan, kamu yönetimi tecrübesi edinmiş bir isimdir. Afyonkarahisar Valiliği döneminde sosyal projelerden kamu düzenine kadar birçok alanda aktif sorumluluk üstlenmiş, devlet ciddiyetini koruyan bir yönetim anlayışı sergilemiştir. Afyonkarahisar gibi stratejik öneme sahip bir şehirde görev yapmak masa başında protokol ağırlamak değildir; sahayı yönetmektir, krizleri koordine etmektir, kamu kurumlarını eşgüdüm içinde çalıştırmaktır. Bu tecrübe ortadayken "ne anlar?" demek ya bilgisizliktir ya da kötü niyettir.

Muhalif medya burada gazetecilik yapmıyor; ideolojik nöbet tutuyor. Daha görev başlamadan infaz manşetleri atmak gazetecilik değildir. Bu, kamuoyunu manipüle etmeye dönük bir algı operasyonudur. Eğer gerçekten liyakat hassasiyetiniz varsa, aynı hassasiyeti geçmiş atamalarda da gösterecektiniz. Ama göstermediniz. Çünkü mesele liyakat değil; mesele kimlik.

Başörtüsü Türkiye'de uzun yıllar yasaklarla, baskılarla, dışlamalarla anıldı. Üniversite kapılarında genç kızlar eğitim hakkından mahrum bırakıldı. Kamu kurumlarında çalışmaları engellendi. O gün "özgürlük" nutku atanların bir kısmı bu yasaklara ya sessiz kaldı ya da dolaylı destek verdi. Bugün ise aynı çevreler, başörtülü bir kadının güvenlik bürokrasisinde üst düzey sorumluluk almasını hazmedemiyor. Çünkü bu durum, eski ayrıcalık düzeninin tamamen sona erdiğini gösteriyor.

Devlet artık belli bir ideolojik elitin mülkü değildir. Devlet milletindir. Milletin içinden çıkan her birey, liyakati ve ehliyeti varsa bu makamlarda görev alabilir. Bu gerçeği kabullenemeyenler hâlâ eski Türkiye hayaliyle yaşıyor. Onlar için devlet, kendi dünya görüşlerine yakın insanların tekelinde olmalıdır. Farklı bir kimlik o koltuğa oturduğunda hemen alarm zilleri çalıyor.

Bir başka çarpıcı nokta da şudur: Erkek bir bürokrat atandığında "bu güvenlik işlerinden anlar mı?" diye manşetler atmayanlar, söz konusu başörtülü bir kadın olduğunda çıtayı bir anda göğe çıkarıyor. Bu açık bir cinsiyetçi ve ideolojik önyargıdır. Kadınların kamusal alanda güçlü pozisyonlarda yer almasını savunduğunu iddia edenlerin, muhafazakâr bir kadın söz konusu olduğunda sergilediği tahammülsüzlük ibretliktir.

Kübra Güran Yiğitbaşı'na yöneltilen eleştirilerin önemli bir kısmı kişisel performans üzerinden değil, sembolik anlam üzerinden yürütülüyor. Çünkü bu atama bir semboldür. Başörtülü bir kadının Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve benzeri kritik birimlerin bağlı olduğu bir makamda bulunması, eski vesayetçi zihniyet için bir kırılmadır. Bu kırılmayı kabullenemeyenler öfkeyle saldırıyor.

Oysa yapılması gereken basittir: Beklemek ve görmek. İcraat üzerinden konuşmak. Başarı varsa takdir etmek, eksiklik varsa eleştirmek. Ama daha ilk günden kimlik üzerinden kampanya yürütmek demokratik olgunlukla bağdaşmaz. Bu, açıkça ideolojik husumettir.

Türkiye artık eski reflekslerle yönetilen bir ülke değildir. Toplum değişti, devlet değişti, temsil anlayışı değişti. Bu değişimi geriye çevirmek mümkün değildir. Kübra Güran Yiğitbaşı'nın atanması, bu değişimin somut göstergesidir. Devletin zirvesinde artık toplumun tüm renkleri vardır. Bu bir zenginliktir, bir tehdit değil.

Muhalif medyanın yapması gereken şey, kimlik üzerinden siyaset yapmak değil; gerçekten kamusal denetim görevini yerine getirmektir. Ama görünen o ki bazı kalemler için mesele denetim değil, tahammülsüzlüktür. Başörtülü bir kadının güvenlik bürokrasisinde söz sahibi olması onları ideolojik olarak sarsmaktadır. Bu sarsıntının adı gazetecilik değildir; bu, ayrıcalık kaybının verdiği öfkedir.

Kübra Güran Yiğitbaşı bugün sadece bir bürokrat değildir; aynı zamanda Türkiye'nin demokratikleşme sürecinin sembollerinden biridir. Bu ülkenin kız çocuklarına verilen güçlü bir mesajdır: "Kimliğinle, inancınla, emeğinle bu devletin en üst kademelerinde yer alabilirsin." Bu mesajdan rahatsız olanların asıl sorunu budur.

Sonuç olarak ortada bir atama var ve bu atama üzerinden yürütülen tartışma, Türkiye'nin zihniyet mücadelesini gözler önüne seriyor. Bir tarafta kapsayıcı bir devlet anlayışı, diğer tarafta eski elitist refleksler. Kübra Güran Yiğitbaşı'na yönelik haksız ve ideolojik saldırılar ne kadar sert olursa olsun, bu ülkenin demokratik yürüyüşünü durduramayacaktır. Eleştiri adı altında yapılan bu linç girişimleri, aslında sahiplerinin aynasıdır. Ve o aynada görünen şey gazetecilik değil; tahammülsüzlüktür.

Kalın Sağlıcakla…

Yazarın Tüm Yazıları