Okan Geçgel Yazıları

Okan Geçgel

DEVLETİN GÜLEN YÜZÜ: M. FIRAT TAŞOLAR’IN YÖNETİM ANLAYIŞI ÜZERİNE

10.05.2026 11:38
Haber Detay Image

Bazı yöneticiler vardır; görev yaptıkları makamdan çok, dokundukları insanların hafızasında bıraktıkları izlerle anılırlar. Bürokrasi, protokol, resmiyet ve devlet ciddiyeti elbette vazgeçilmezdir; ancak bütün bu çerçevenin içinde insanı merkeze alan bir yaklaşım ortaya koymak her yöneticinin harcı değildir. İşte tam da bu noktada M. Fırat Taşolar ismi, son yıllarda sahada karşılığı olan bir yönetim anlayışının örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

Kendisini ben ilk olarak Çankırı Valiliği döneminde tanıma fırsatı buldum. O dönemden itibaren gözlemlediğim tablo, sıradan bir bürokrat profilinden çok daha fazlasını işaret ediyordu. Çünkü bazı insanlar vardır; makamlarıyla değil, insani duruşlarıyla hafızalarda yer ederler. Taşolar da bu isimlerden biri olarak akılda kalan, devletin soğuk yüzünü değil, sıcak ve ulaşılabilir yönünü temsil eden bir yönetici olarak dikkat çekmişti.

Onu ilk kez Çankırı Valiliği döneminde tanıma fırsatı bulanlar, genellikle benzer bir cümlede buluşur: “Devlet böyle olmalı.” Bu cümle, sadece bir beğeni ifadesi değil, aynı zamanda bir beklentinin, bir özlemin de dışa vurumudur. Çünkü vatandaş, devleti yalnızca uzak bir otorite olarak değil; yanına geldiğinde güven veren, kapısını çaldığında dinleyen, derdine temas eden bir yapı olarak görmek ister. Taşolar’ın yönetim tarzı tam da bu noktada farklılaşır.

Çankırı’da görev yaptığı dönemde sahaya inen, vatandaşın arasına karışan, resmiyet duvarını insan sıcaklığıyla yumuşatan bir profil çizdiği anlatılır. Devletin sert ve mesafeli yüzü yerine, tebessüm eden, dinleyen, anlayan ve çözüm üreten bir yaklaşımın temsilcisi olması, onun hakkında oluşan algıyı kısa sürede şekillendirmiştir. Bu nedenle birçok kişi onu “devletin gülen yüzü” olarak tanımlamayı tercih etmiştir.

Bugün ise Iğdır Valisi olarak görev yapan Taşolar hakkında gelen haberler, bu anlayışın sadece bir dönemlik bir tavır değil, kökleşmiş bir yönetim felsefesi olduğunu göstermektedir. Iğdır’da vatandaşla kurduğu yakın ilişki, sokakta, köyde, mahallede birebir temas kurması, protokolün sınırlarını insan ilişkilerinin doğal akışına dönüştürmesi dikkat çekmektedir. Özellikle halkla kurduğu iletişimin samimiyeti, sadece bir görev icrası değil, aynı zamanda bir karakter yansıması olarak değerlendirilmektedir.

Anneler Günü vesilesiyle yapılan ziyaretlerde ortaya çıkan görüntüler, bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri olmuştur. Bir annenin kapısını çalıp halini hatırını sormak, yalnızca bir program dahilinde yapılan rutin bir ziyaret değil, aynı zamanda devletin şefkat elinin en sade ve en güçlü ifadesidir. O anlara dair paylaşılan görüntülerde dikkat çeken en önemli unsur, resmiyetin arkasına saklanmayan, içten ve doğal bir iletişimdir.

Türkçe bilmeyen bir anneyle kurmaya çalıştığı diyalog ise aslında çok daha derin bir anlam taşımaktadır. Dil farklılığına rağmen kurulan iletişim, devletin vatandaşla arasında görünmez bir köprü kurduğunu göstermektedir. Kürtçe birkaç kelimeyle de olsa o anneye ulaşma çabası, sadece bir nezaket göstergesi değil; aynı zamanda “seni anlıyorum, senin yanındayım” mesajının güçlü bir ifadesidir. Devletin en temel sorumluluğu da tam olarak budur: insanı olduğu yerde anlamak ve ona ulaşabilmek.

Bu yaklaşım, günümüz kamu yönetiminde giderek daha fazla ihtiyaç duyulan bir anlayışı temsil etmektedir. Çünkü modern devlet artık sadece karar alan, uygulayan ve denetleyen bir mekanizma değil; aynı zamanda vatandaşla duygusal bağ kurabilen bir yapıya dönüşmek zorundadır. Taşolar’ın ortaya koyduğu yönetim tarzı, bu dönüşümün sahadaki karşılığı olarak değerlendirilebilir.

Iğdır’da yaşayan vatandaşların onunla ilgili ifade ettiği olumlu görüşler, bir yöneticinin başarısının yalnızca istatistiklerle değil, insan hikâyeleriyle ölçüldüğünü göstermektedir. Bir çocuğun yüzündeki gülümseme, bir yaşlının duası, bir annenin memnuniyeti ya da bir köylünün “Allah razı olsun” sözü, çoğu zaman resmi raporlardan daha güçlü bir göstergedir.

Burada önemli olan bir başka husus da şudur: Devlet adamlığı sadece makamda oturmak değil, o makamı halkın içine taşımaktır. Taşolar’ın yaptığı da tam olarak budur. Makamın kapısını kapatıp halktan uzaklaşmak yerine, makamı halka açmak ve devletin varlığını günlük hayatın içine dahil etmek…

Bu anlayışın yaygınlaşması, yalnızca bir kişinin başarısı olarak değil, kamu yönetimi kültürünün gelişimi açısından da önemlidir. Çünkü toplum, kendisini anlayan, dinleyen ve değer veren yöneticilerle devlet arasındaki bağı daha güçlü kurar. Bu bağ güçlendikçe güven artar, güven arttıkça da toplumsal huzur derinleşir.

Elbette her görev gibi valilik görevi de büyük sorumluluklar içerir. Güvenlikten eğitime, altyapıdan sosyal politikalara kadar geniş bir yelpazede kararlar alınır. Ancak bütün bu teknik süreçlerin yanında en az onlar kadar önemli olan bir şey vardır: İnsanla kurulan bağ. İşte bu bağın doğru kurulduğu noktada, devlet sadece bir kurum değil, bir “güven duygusu” haline gelir.

M. Fırat Taşolar’ın isminin bugün farklı şehirlerde olumlu anılması, aslında bu güven duygusunun bir sonucudur. İnsanların hafızasında kalan şey çoğu zaman yapılan resmi işlemler değil, gösterilen insani yaklaşımlardır. Bir tebessüm, bir selam, bir el uzatış… Bunlar bazen en büyük projelerden bile daha kalıcı izler bırakabilir.

Sonuç olarak, devletin soğuk yüzünü değil, sıcak ve ulaşılabilir yüzünü temsil eden yöneticiler her zaman daha fazla hatırlanır. Çünkü insanlar kendilerine dokunanı unutmaz. Iğdır’da ve daha önce Çankırı’da bırakılan izler de bunun en açık göstergesidir.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, M. Fırat Taşolar ismi sadece bir görev tanımını değil, aynı zamanda bir yönetim kültürünü ifade etmektedir. Vatandaşla iç içe olan, halkın dilini anlayan, gerektiğinde aynı sofraya oturabilen, gerektiğinde aynı derdi paylaşabilen bir devlet anlayışı…

Ve belki de en önemlisi; makamı değil insanı önceleyen bir bakış açısı…

İşte bu yüzden, bazı isimler sadece görev yapmaz; iz bırakır.

Kalın Sağlıcakla…

Yazarın Tüm Yazıları