Düzenli hareket, ileri yaşta bağımsızlığı korumaya yardımcı olabilir

Uzun yaşamda asıl hedefin yalnızca yaşam süresini uzatmak değil, bireyin hareketliliğini ve bağımsızlığını mümkün olduğunca uzun süre korumak olduğunu belirten Prof. Dr.
Uzun yaşamda asıl hedefin yalnızca yaşam süresini uzatmak değil, bireyin hareketliliğini ve bağımsızlığını mümkün olduğunca uzun süre korumak olduğunu belirten Prof. Dr. Buket Akıncı, düzenli fiziksel aktivitenin kalp-damar hastalıkları ve inmenin önlenmesinden hastalık sonrası rehabilitasyona kadar önemli bir role sahip olduğunu ifade etti. Akıncı, "Gerçek uzun yaşam, yalnızca hayatta kalmayı değil, yaşamın içinde kalmayı hedefler" dedi.
Dünya Fizyoterapi Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Biruni Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Buket Akıncı, kalp-damar hastalıkları ve inmenin yalnızca yaşam süresini değil, bireyin hareketliliğini, bağımsızlığını ve toplumsal yaşama katılımını da etkileyebildiğine dikkat çekti.
Düzenli fiziksel aktivitenin hastalık risklerinin azaltılmasından hastalık sonrasında yeniden bağımsızlığın kazanılmasına kadar yaşamın farklı dönemlerinde önemli bir destek sunduğunu belirten Akıncı, uzun ve sağlıklı yaşam yaklaşımının giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.
"Önemli olan yalnızca uzun yaşamak değil"
Uzun ve sağlıklı yaşamı ifade eden "longevity" yaklaşımının yalnızca insan ömrünün kaç yıl sürdüğüne odaklanmadığını belirten Akıncı, yaşamın ne kadarının sağlıklı ve bağımsız geçirildiğinin de dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
Akıncı, "Bir insanın uzun yaşaması elbette değerlidir. Ancak ilerleyen yaşlarda evden çıkabilmek, merdiven kullanabilmek, alışveriş yapabilmek, torunuyla oynayabilmek, arkadaşlarıyla yürüyüşe çıkabilmek ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmek de en az yaşam süresi kadar önemlidir. Gerçek longevity, yalnızca hayatta kalmayı değil, yaşamın içinde kalmayı hedefler" diye konuştu.
Uzun yaşam yaklaşımının toplam yaşam süresi, sağlıklı ve bağımsız geçirilen yaşam süresi ile kişinin kas kuvveti, denge, dayanıklılık ve hareket kapasitesini ne kadar uzun süre koruyabildiği üzerinden ele alınabileceğini kaydeden Akıncı, sağlıklı yaşlanmada hareket kapasitesinin korunmasının önem taşıdığını vurguladı.
"Uzun ve sağlıklı yaşamın en güçlü araçlarından biri hareket"
Sağlıklı yaşam konusunda çoğu zaman farklı ürünler veya hızlı çözümlerin gündeme geldiğini ancak en güçlü araçlardan birinin hareket etmek olduğunu belirten Akıncı, fiziksel aktivitenin etkili olabilmesi için herkesin sporcu olmasının gerekmediğini söyledi.
Akıncı, "Tempolu yürümek, bisiklete binmek, yüzmek, dans etmek veya günlük yaşam içerisinde daha aktif olmak kalp ve dolaşım sistemini destekler. Direnç egzersizleri kas kuvvetinin korunmasına, denge çalışmaları güvenli hareket etmeye, mobilite çalışmaları ise günlük yaşamın daha rahat sürdürülmesine yardımcı olur" dedi.
Egzersizin farklı bileşenlerinin farklı ihtiyaçlara yanıt verdiğini anlatan Akıncı, yürüyüşün dayanıklılığı geliştirirken kuvvet egzersizlerinin sandalyeden kalkmak, merdiven çıkmak ve bir yükü güvenle taşımak gibi günlük yaşam becerilerini desteklediğini ifade etti.
Denge çalışmalarının düşme riskinin azaltılmasına, mobilite çalışmalarının ise bedenin daha rahat kullanılmasına katkı sağladığını belirten Akıncı, "Bu nedenle mesele yalnızca çok hareket etmek değil, doğru şekilde hareket etmektir" ifadelerini kullandı.
"Her hareket herkese uygun değil"
Fiziksel aktivite programlarının kişiye özel planlanmasının önemine işaret eden Akıncı, herkesin sağlık durumunun, hareket kapasitesinin ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu söyledi.
Kalp hastalığı bulunan bir kişiyle uzun süre hareketsiz kalmış bir bireyin aynı egzersiz programını uygulamasının doğru olmayacağını belirten Akıncı, inme sonrasında yeniden yürümeye çalışan bir kişiyle sağlıklı yaşlanmak isteyen bir yetişkinin ihtiyaçlarının da birbirinden farklı olduğunu kaydetti.
Akıncı, "Eklem ağrısı, obezite, nefes darlığı, denge kaybı, kas kuvvetsizliği veya hareket korkusu egzersizin nasıl planlanacağını değiştirebilir. Kişinin nereden başlaması gerektiği, hangi hareketleri yapabileceği, ne kadar zorlanmasının güvenli olduğu ve programın nasıl ilerletileceği kişiye göre değerlendirilmelidir" dedi.
Fizyoterapistin yalnızca bir egzersiz listesi vermediğine dikkati çeken Akıncı, kişinin hareket kapasitesi, güçlü yönleri, günlük yaşamda zorlandığı alanlar ve muhtemel risklerinin değerlendirilmesinin ardından sağlık durumuna ve hedeflerine uygun bir yol haritası oluşturulduğunu söyledi.
"Fizyoterapi için hastalanmayı beklemek gerekmiyor"
Fizyoterapinin çoğunlukla ameliyat, yaralanma veya hastalık sonrasındaki rehabilitasyon süreciyle ilişkilendirildiğini ancak rolünün bununla sınırlı olmadığını vurgulayan Akıncı, koruyucu fizyoterapi uygulamalarının önemine işaret etti.
Akıncı, "Hareket kapasitesindeki azalmanın erken fark edilmesi, düşme riskinin belirlenmesi, kas kaybının önlenmesi, hareketsizliğin azaltılması ve bireyin güvenli fiziksel aktiviteye yönlendirilmesi de fizyoterapi hizmetinin önemli parçalarıdır" ifadelerini kullandı.
Kalp-damar hastalıkları ve inme açısından da benzer bir yaklaşımın geçerli olduğunu belirten Akıncı, fizyoterapistlerin risk taşıyan kişilerin daha aktif bir yaşama geçişini destekleyebildiğini, hastalık sonrasında ise yeniden hareket kazanılması ve günlük yaşama dönüş sürecinde rol aldığını söyledi.
"Fizyoterapi yalnızca kaybedilen bir beceriyi geri kazandırmaz" diyen Akıncı, "Henüz kaybedilmemiş kapasitenin korunmasına, muhtemel kayıpların geciktirilmesine ve bireyin geleceğe hazırlanmasına da katkı sağlar" değerlendirmesinde bulundu.
"Bugünün hareketi, yarının bağımsızlığına yatırım"
Fizyoterapi hizmetlerine erken ve zamanında erişimin önemini vurgulayan Akıncı, bu hizmetlerin yalnızca hastanelerle veya hastalık sonrası dönemle sınırlı görülmemesi gerektiğini ifade etti.
Fizyoterapinin birinci basamak sağlık hizmetlerinde, toplum sağlığı programlarında, okullarda, iş yerlerinde, yaşlı bakım merkezlerinde ve yerel yönetimlerin sağlıklı yaşam çalışmalarında daha görünür olmasının önem taşıdığını belirten Akıncı, hareketsizliğin yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sağlık sorunu olduğuna dikkati çekti.
Düzenli hareketin kalp-damar sağlığını desteklediğini, kas kuvveti ve dayanıklılığın korunmasına yardımcı olduğunu ve günlük yaşam bağımsızlığının sürdürülmesinde önemli rol oynadığını ifade eden Akıncı, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bugün attığımız her adım, güçlendirdiğimiz her kas ve geliştirdiğimiz her hareket becerisi, gelecekteki bağımsızlığımıza yapılan bir yatırımdır. Gelecekte yalnızca daha uzun yaşayan değil, ilerleyen yaşına rağmen hareket edebilen, üretebilen ve yaşamın içinde kalabilen bireylerden oluşan bir toplum hedeflemeliyiz. Gerçek uzun yaşamın ölçütü belki de ne kadar uzun yaşadığımız değil, yaşamın içinde ne kadar uzun süre kalabildiğimizdir."

















