Her Gün Aynı Kadın Olarak Uyanırım

Her Gün Aynı Kadın Olarak Uyanırım

Gülçin Santıroğlu, Tıpkı Dizide Canlandırdığı 'Hatice' Gibi Balkan Güzelliğine Sahip, Makedonya Asıllı Ama İzmir 1977 Doğumlu.

Her Gün Aynı Kadın Olarak Uyanırım

GÜLÇİN SANTIROĞLU, TIPKI DİZİDE CANLANDIRDIĞI 'HATİCE' GİBİ BALKAN GÜZELLİĞİNE SAHİP, MAKEDONYA ASILLI AMA İZMİR 1977 DOĞUMLU.

9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Şan bölümünden mezun, o yüzden muhteşem şarkı da söylüyor. 'Elveda Rumeli'deki müthiş performansıyla bir anda kitlelerin tanıdığı bir sima haline gelen Santıroğlu tam bir Aslan burcu, kalite bağımlısı ve hep gurur duyacağı işlerde olmak istiyor.

-'Türev' de bir ilk filmdi, şimdi Venedik'te de Selim Evci'nin ilk filmi 'İki Çizgi'de olacaksınız. Bu filmde oynamayı kabul etmeniz ve çekimler nasıl bir süreçti?

Bilerek ve isteyerek, ön çalışmasına ciddi bir şekilde katılarak kabul ettiğim bir süreçti. Set de iyi geçti. Umutluyum. Film ayrıca Beyrut Film Festivali'ne de kabul edilmiş.

-Venedik nasıl bir heyecan veriyor size?

Festivallerde olmayı seviyorum. Sinemada iyi işler yapmış insanlarla bir hafta geçirmek benim için keyifli olacak. Tecrübe diye bakıyorum ödül almazsak ağlamayacağım.

-İki Çizgi'yi tercih nedeniniz neydi?

Film kentli bir kadınla kendisinden birkaç yaş küçük sevgilisinin yaşadığı bir yol hikayesi. Kadınlığın bütün hallerini canlandırmak istiyorum. İşe başlama noktam bu. Kadının derdiyle yakından ilgileniyorum. Şehirli kadının ruh halini yakından tanıyorum. Filmdeki kadın geleneklerle şehirdeki hayatın dengesini kurmaya çalışıyor. Kadın olmak, tek başına varolmak, erkek-kadın meselelerindeki iktidar ilişkilerini sorguluyor.

-Şan Bölümü mezunusunuz? Şarkı söylüyor musunuz?

Şu an söylemiyorum. Uzun süreler söyledim ama şu anda dizi yurtdışında çekildiği için, buna olanak yok.

-Şimdilik oyunculuk mu ön planda?

İkisi at başı gidiyor ve tercih etme gereği duymuyorum. İnsanlar neden böyle bir duyguya kapılıyor? Bir şey yapınca başka bir şey yapamama durumuna mı geliniyor? Her şeyi az az yapan iyi yapamayan biri olmaktan korkuyorum. Yaptığım işi tam yapmak isterim. Şarkı söylemeyi de oyunculuk yapmayı da çok seviyorum.

-Başka projeleriniz var mı?

Türkiye'de müzikal fazla yapılmıyor. Hem sesimi hem de oyunculuğumu birlikte kullanmak isterim elbette. Yapımcıların oyunculardan beklentitisi yetenekten ziyade şeyler olabiliyor. İyi şarkıcı, oyuncu olmanız o projenin içinde yer alacağınız anlamına gelmiyor. Daha popüler, sevgilisiyle de bir yerde görünecek kişileri tercih ediyorlar. Çizgim bunun tamamen aksi olduğu için uzak kalabiliyoruz bazı işlerden. Bir yerde şarkı söyleyebilirim, albüm çıkarabilirim…

-Nasıl başladı içinizdeki oyunculuk aşkı? Aileniz destek oldu mu size bu yolda?

İzmirliyim, en büyük desteği ailemden aldım. Babamın tek şartı vardı; 'istediğin mesleği yap ama mutlaka okulunu oku'. Mutlu ve rahat bir çocukluk geçirdim. Sonuna kadar destek verdiler.

-Neden şan bölümünü tercih ettiniz?

Yeteneğimi kolay göstereceğim ve kolay kabullenileceğim bir yerdi. Operayı tercih edişim de aynı zamanda oyunculuk eğitimi almak içindi. Hem temel tiyatro hem de müzik eğitimi aldım.

-İçinizdeki bu dürtüyü nasıl keşfettiniz?

Çocukluğumdan beri sinemaya aşıktım, hep sahnenin öbür tarafında olmak istedim.

-Çocukluğunuzda sizi etkileyen bir film var mı?

Var; Jane Champion'un Holly Hunter'ın başrolünde oynadığı 'The Piano'.

-Biraz Holly Hunter'ı da andırıyorsunuz gibi…

Daha çok Meryl Streep'e benzediğimi söylüyorlar.

-Çok izlenen bir dizide, önemli bir roldesiniz; popüler kültürün tam içindesiniz aslında.

Popülerliğe karşı değilim, popülistliğe karşıyım. Popüler kültür kontrol altında tutabileceğim kadar hayatımda olsun istiyorum. Dizi oyuncusu olmak güzel bir şey, insanlarla daha iç içe oluyor, kendinizi gösterebiliyorsunuz ama amaç dizi oyuncusu olmak olamaz. Ama iyi bir dizide oynadığımın farkındayım. Bilerek seçtim ve hayatımı tesadüflere bırakmayı sevmem. Ama öncelik benim için sinema. Müzik de tabii.

-İzmirlisiniz ama hakikaten sizde bir Balkan tipi var…

Balkan göçmeniyiz. Makedonya'dan… İlk defa Makedonya'ya gittim ve beğendim. İnsanlar daha tanıdık geliyor, memnunum da orada olduğum için.

-Sinemada hep ciddi rollerde oynamışsınız, mesela hiç romantik komedi oynamak istermiydiniz, 'Harry Sally'le Tanışınca' gibi…

Öyle bir sınırlandırmam yok. Keşke bazı sanatsal filmlerimiz 'Harry Sally'le Tanışınca' kadar derin olsa. Sadece hayatın her alanında kalite bağımlısıyım, okuduğum kitaplardan seçtiğim arkadaşıma, çalıştığım insanlardan projelere kadar… Çıtam çok yüksek.

-Çıta bu kadar yüksek olunca hayat üzebilir sizi…

Üzüyor ama yapacak bir şey yok. Bedellerini ödüyoruz.

-Yurtdışı hedefiniz var mı, yabancı diliniz nasıl?

Çok iyi derecede İngilizce biliyorum. Konservatuardan önce bir süre İspanyol edebiyatı okudum. İspanyolca ve İtalyanca oynayabilecek yeterliliğim var. Kulak aşinalığım da fazla. İspanyolca, İtalyanca, İngilizce ve Fransızca şarkılar söylüyorum. Yabancı dil problemim yok. Keşke olsa ama belki olur diye de buradan kalkıp gidip orada yaşamam. Herkes bana Meryl Streep'e çok benziyorsun diyor, fakat Meryl Streep'e kaşla gözle benzemek yetmiyor, Meryl Streep'i Merly Streep yapan muhteşem yönetmenler var. Bahsettiğim şey sinemada tek başına yeteneğin hiçbir işe yaramadığı.

-Duru bir güzelliğiniz var… Kendinizi fiziksel olarak nasıl buluyorsunuz?

Beğeniyorum, eksikleriyle güzel bir kadın olduğumu biliyorum. Zayıf olmak gibi bir çabam yok. Tırnak içinde benim rakibim olan kadın arkadaşlarım 34-36 beden, ben 38-40 giyiyorum ve bundan da gocunmuyorum. Genel geçer bir güzel değilim, gülünce ağzım yamuluyor. Herkes için güzel değilim ama bir kısım için de çok fazla güzelim ve beni o kısım ilgilendiriyor. Kadına tek tipin yüklenmesine karşıyım. Sizi sevene güzelsinizdir, estetik yaptırmalıyım kaygısında değilim. Şunu çok iyi biliyorum ki ben sabah aynı kadın olarak uyanırım. Yüzüm aynıdır.

-Kadınların sinema ve televizyonda bir yaş sorunu var, estetik konusunda ne düşünüyorsunuz, şu an sizden uzak da olsa…

İnanın o kadar uzak değil, estetik yaşı çok küçüldü. Siz belki güzelliği farklı yorumluyor olabilirsiniz ama bir alışveriş merkezinde krem bakmaya gittiğimde tezgahtar kadın yüzümdeki elli tane kusuru söylüyor. Zaten sistem kadının kendini gereksiz ve eksikli hissetmesi üzerine kurulmuş. Sahne üzerinde biri olarak elbette yaşlanmaktan korkuyorum. Fakat sadece güzelliği, sevgilisi ile varolan bir kadın değilim. Kimi parasını estetiğe yatırıyor; ben kitaba, CD'ye yatırıyorum. Sadece Türkiye değil, tüm dünyada kadınla ilgili senaryolarda çok büyük bir problem var. Senaristler erkek ve kadınları tanımıyorlar. Büyük konuşmak istemiyorum ama mimik yapamayacak bir hale gelmek istemem, inşallah o kadar mutsuz olmam.

-Çok okuyan biri misiniz?

18 yaşıma kadar Nişantaşı kızı denilen cinstendim, sonra başıma kitap düştü.

-Sonra ne oldu, birine mi aşık oldunuz?

Evet sinema, televizyon bölümünden birine aşık oldum. Üniversitedeki sevgilimle evlendim. Kendisi görüntü yönetmeni, 8 yıllık bir ilişkiydi. Arada 2 yıllık bir evliliğimiz var ama şimdi ayrıldık.

-Ne oldu da okumaya bu kadar merak sardınız?

Ankara Üniversitesi'nde okurken kendime dışarıdan bakma fırsatım oldu. İzmir, Alsancak'ta o bar senin, bu arkadaş benim gibi bir hayattaydım. O arkadaşlarımı terk etmek zorunda kaldım. Bir anda çok yakındaki kız arkadaşlarım iyi koca derdine düştüler. Önümde yapmak istediğim işler vardı, sanatla ilgilenmek istiyorum diyerek o ortamdan uzaklaştım. Konservatuarla birlikte bambaşka bir hayata geçtim, daha aydınlık bir hayata.

-Bir sanatçı olarak egoyla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Ego hem insanı ileri götüren hem de bitiren şey. Özel hayatımda hiçbir arkadaşımla oyunculuk muhabbeti yapmam. Evimde yemeğimi yaparım, tatilde anne babamı ziyaret ederim, İzmir benim sığınağım. Bunlar beni normalleştiriyor. Geri döneceğim bir yer olmasa egomu besler hırs küpü hale gelirdim. İyi bir iş kaçınca üzülüyorum ama nefret dolu bir noktada da değilim.

-İntikamcı mısınız?

Hayır değilim.

-Biri size 'yanlış' yaptığında ne yaparsınız?

Onu kendimden mahrum ederim. Saman alevi gibiyim, içimde biriktirip patlama huyum yok. Bir şey hissettiğim anda anında paylaşırım. Beni üzen insana beni üzdüğünü ve bir derdim olduğunu söylerim. Üzüntümün boyutuna göre ağlarım, üzülürüm ya da Nevizade'ye gidip rakı-balıkla kafamı dağıtırım.