Adli yıl açılışı töreni başladı

Adli yıl açılışı töreni başladı Haber Videosunu İzle
Adli yıl açılışı töreni başladı
Haberin Videosunu İzle
Haberin Videosunu İzle
Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Yargıda "toplu izin kullanımı" anlamına gelen ve 20 Temmuz'da başlayan adli tatil sona erdi. 2026-2027 adli yılı bugün başladı. Adli Yıl açılış töreni Yargıtay'da yapılıyor. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan konuştu.

  • 2026-2027 adli yılı bugün itibarıyla başladı; açılış töreni Yargıtay'daki İsmail Rüştü Cirit Konferans Salonu'nda yapılıyor.
  • 20 Temmuz'da başlayan adli tatil boyunca nöbetçi mahkemeler, tutuklusu olan ve acil nitelik taşıyan davalara baktı; Danıştay ve Yargıtay'da nöbetçi heyetler görev yaptı, Anayasa Mahkemesi adli tatil kapsamında yer almadı.
  • Törene Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan katıldı.

Yargıda "toplu izin kullanımı" anlamına gelen ve 20 Temmuz'da başlayan adli tatil sona erdi. 2026-2027 adli yılı bugün itibarıyla başladı. Adli Yıl açılış töreni Yargıtay'daki İsmail Rüştü Cirit Konferans Salonu'nda yapılıyor. Tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı.

DİKKAT ÇEKEN İSİMLER AYNI KAREDE

Törene Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Ankara Milletvekili Fuat Oktay, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve hukuk camiası kadıltı.

Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği'nin genelgesiyle 20 Temmuz'da başlayan adli tatil boyunca, adliyelerde görev yapan nöbetçi mahkemeler, tutuklusu olan ve acil nitelik taşıyan davalara baktı. Yüksek yargı organları Danıştay ve Yargıtay'da da bu süreçte nöbetçi heyetler görev yaptı. Anayasa Mahkemesi ise adli tatil kapsamında yer almadı.

"TERÖRÜN ÜLKEMİZ GÜNDEMİNDEN ÇIKARILMASI"

Erinç Sağkan'ın konuşması şöyle:

"Terörün ülkemiz gündeminden çıkarılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasına yönelik iradenin; çatışma ve ihtilafların hukuk yoluyla geride bırakılabilmesi bakımından tarihsel bir imkân olduğunu belirtmek gerekir. Zira yaklaşık kırk yıldır devam eden terör süreci, yalnızca şehitlerimiz ve sivil kayıplarımız gibi korkunç sonuçlarıyla değil; aynı zamanda demokrasimizde ve hukuk pratiğimizde de derin krizlere yol açmasıyla bu yönde belirleyici olmuştur. 

Terörle mücadele gerekçesiyle kamusal yetkiler alabildiğine genişletilmiş; olağanüstü hallerle başa çıkmanın yöntemleri kurumsallaştırılarak adeta olağanlaştırılmıştır. Yine aynı dönemde suç kavramının anlamı da değişmiştir. Siyasi, ekonomik, toplumsal ve çevresel alanları içine alan çok daha geniş bir tehdit ve tehlike anlayışı ceza hukukunun merkezine yerleşmiş; böylelikle olağanüstü önlemler almak ve güç kullanmak daha kolay meşrulaştırılmıştır.

"SADECE SİLAHLAR SUSMADI, DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİNİN TAM İNŞASI"

Tam da bu nedenle bugün önümüzde duran meselenin, sadece silahların susması olarak değil; aynı zamanda demokratik hukuk devletinin tam manasıyla inşası ve toplumsal bütünleşmenin hukuk aracılığıyla tesisi olarak görülmesi gerektiğini önemle belirtmek isterim. Evet, siyasi iradeler çatışma süreçlerini sona erdirebilirler. Ancak toplumsal bütünleşme ve bunun kalıcı olması, yurttaşların hak ve özgürlüklerini güvence altına alan bir hukuk düzenini gerektirir. Toplumsal barışın güçlenmesi ve şiddetin kalıcı biçimde sona ermesi hepimizin ortak arzusudur. Böylesine tarihi sonuçlar doğuracak bir sürecin hukuki zemininin de açık, öngörülebilir, denetlenebilir ve anayasal ilkelerle uyumlu olması beklenir. Bu sorumlulukla ifade etmek isterim ki; böyle bir düzenlemeyi kalıcı kılacak olan vaatlerden öte, taşıdığı hukuki sağlamlık ve hukuk devleti güvencesidir.

Türkiye Barolar Birliği olarak Yüce Meclis çatısı altında kurulan komisyonda görüş ve önerilerimizi ifade etme şansı bulmuştuk. Bunların bir bölümünün komisyon raporuna yansıdığını da gördük. Bundan sonraki aşamada da ulus-devlet anlayışı ve üniter yapı içerisinde kalıcı toplumsal bütünleşmenin hukukun güvencesi altında tesisi için kurumsal birikimimizle katkı sunmaya hazır olduğumuzu önemle belirtmek isterim.

"DÜNYANIN İÇİNDE BULUNDUĞU HAL, EVRENSEL HUKUKA BAĞLILIĞIN SAMİMİYETİNİ SINAMAKTA"

Sayın Cumhurbaşkanı Vekilim; dünyanın içinde bulunduğu hal, yaşanan büyük acılar, savaşlar ve adaletsizlikler evrensel hukuka bağlılığın samimiyetini her defasında yeniden sınamaktayken; insanlığın ortak vicdanının yaralandığı bu dönemde sınanan yalnızca milyonlarca masum değil, İkinci Dünya Savaşı’nın küllerinden “Bir daha asla!” cümlesiyle kurulan uluslararası hukuk düzeninin bizzat kendisidir. İşte böyle bir dönemde uluslararası insancıl hukuku ve barışı savunmak, bu kapsamda etkili rol alabilmek —az önce de ifade ettiğim üzere— tarih önünde kayda değer bir duruş olmakla birlikte; bu tutum, kendi hukuk sistemimizi tam anlamıyla bağımsız bir yapıya büründürmek, evrensel hukuk kurallarına tam riayet etmek ve eksiksiz demokrasiyle anlam kazanır. 

Bu kapsamda ülkemizin demokratik kültürünün, hukuk ve yargı düzeninin güçlendirilmesini temel görevlerimizden biri olarak kabul ettiğimiz için bu kürsüden hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı bakımından yanlış gördüğümüz uygulamaları da konuşmayı, adaletin sorunlarını erklerin huzurunda dile getirmeyi bir sorumluluk olarak görüyoruz.

Hukukun üstünlüğü, devletin hukuk üretme kudretinden önce kendi koyduğu hukuka bağlı kalabilme iradesini ifade eder. Hukukun üstünlüğünün başat göstergesi; yurttaşa hangi kuralların konulduğu kadar, iktidarın da hangi sınırlar içerisinde tutulduğudur. Devletin kendi gücüne hukuk eliyle sınır çizebilmesi, demokratik düzenin en ileri olgunluk ölçütlerinden biridir. Bunun en önemli göstergesi ise kuşkusuz bağımsız yargı kararlarına riayettir. Adalet; yargı kararının verilmesi kadar, uygulanmasıyla varlık kazanır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğinin yerine getirilmesi; kamu makamlarının takdirine bırakılmış bir tercih değil, Anayasa’nın ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerin yüklediği hukuki bir yükümlülüktür. Anayasa’nın bağlayıcı kıldığı bir hükmün uygulanması tercihlere, siyasi değerlendirmelere veya kararın sonucuna göre değişemez. Aksi halde tartışma tek bir yargı kararını aşar, Anayasa’nın devlet düzeni içindeki anlamının sorgulanmasına kadar uzanır.

Yargı sistemimiz bakımından son dönemde en çok öne çıkan bir diğer husus; kişi özgürlüğünü sınırlayan bir ceza muhakemesi işlemi olarak tutuklama tedbirinin ve tutuklamaya alternatif oluşturmak amacıyla düzenlenen bazı adli kontrol tedbirlerinin, kanunda yazılı koşullar dikkate alınmadan ve ölçüsüz şekilde adeta birer ceza ve yaptırım aracı olarak kullanılmasıdır. Gözlemlerimiz, ceza muhakemesi yargılama süreçleri ile infazın iç içe geçtiği yönündedir.

Ceza soruşturmalarındaki gizlilik ilkesinin bizzat kamu makamları tarafından ihlal edilmesi; kişilerin lekelenmeme hakkını ve masumiyet karinesini ağır derecede zedelemekte, toplum nezdinde itibarsızlaştırılmalarına ve damgalanmalarına neden olmaktadır. Bu tür hukuka aykırı uygulamalar, ceza adalet sistemine karşı derin ve yaygın bir güvensizlik oluşturmaktadır.

Cezaların infazı ise başlı başına büyük bir sorun teşkil etmektedir. Sık değiştirilen mevzuat ve idare gözlem kurullarının özellikle soyut kararları mağduriyetler yaratmakta; sistem, infazda eşitlik temelinden uzaklaştığı gibi cezalandırmanın en önemli amaçlarından olan caydırıcılık unsurunu da etkisizleştirmektedir. Vakit geçirilmeksizin infazın temel ilkeleri ve amaçları doğrultusunda; insan haysiyetine yakışır, etkili yargısal denetime açık, adil bir gözden geçirme mekanizması içeren, herkes için eşit uygulanabilecek ve yaşanan mağduriyetleri de giderecek yeni bir infaz kanunu hayata geçirilmelidir.

Ayrıntılar geliyor...

Kaynak: AA