Yıldız Üniversitesi Raporu: Erciş'teki Yıkım Kaçınılmaz Sonuç

Yıldız Üniversitesi Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi, 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen Richter ölçeğine göre 7.2 büyüklüğündeki Van Depremi'ne ilişkin 'Jeolojik ve Jeomorfolojik Ön Değerlendirme Raporu'nu açıkladı.
Yıldız Üniversitesi Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi, 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen Richter ölçeğine göre 7.2 büyüklüğündeki Van Depremi'ne ilişkin 'Jeolojik ve Jeomorfolojik Ön Değerlendirme Raporu'nu açıkladı. Raporda, depremin Erciş'te yıkıcı olmasının en büyük etkeninin binaların büyük bölümünün alüvyon üzerinde yapılmasından kaynaklandığı geçmişte yapılan tespitlerin dikkate alınmadığı, 'Sonucun kaçınılmaz olduğu' ifade edildi.
Yıldız Teknik Üniversitesi Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Şükrü Ersoy ile yine aynı araştırma merkezinde görevli Yüksek Jeomorfolog Tolga Görüm'un, Jeoloji yüksek Mühendisi Feyzi Arbatlı ile Muş Alparslan Üniversitesi'nden Jeomorfolog Dr. İskender Dölek'in de katılımı ile yerinde araştırma yapıldı. Yerbilimleri ekibinin göl kıyılarındaki seviye değişimlerini, su hareketlerini, zemindeki kayma, akma, devrilme, düşme gibi kütle hareketleri ile yüzey kırığı ve aktif fay yapılarını 1-4 Kasım tarihlerinde gözlemlediği belirtildi. Üniversitenin raporunda, 23 Ekim'de saat 13.41'te Van ve özellikle kuzeyini etkileyen depremin yerin yaklaşık 19 kilometre derinliğinde meydana geldiğini, yer sarsıntısının merkez üssünün Van'a yakın olmasına rağmen en büyük hasarın Van Gölü'nun kuzeyindeki Erçiş İlçesi'nde olduğu hatırlatıldı. Bu depremde 43 binden fazla bina bulunan Erçiş'teki yapı stokunun yüzde 30'dan fazlasının oturulamayacak derecede hasar görmesine neden olduğu, oturulacak bina sayısının bütün binaların 25'ini geçmediği, su, gaz, elektrik, haberleşme gibi altyapı sistemlerinde de ciddi hasarlara neden olduğu vurgulandı.
Van bölgesinde geçmişte Richter ölçeğine göre 6,5-7,0 büyüklüklerinde birçok yıkıcı deprem görüldüğü, 1111 yılındaki depremin büyük hasara yol açtığı, 1646 veya 1648 yılında, 6.7 büyüklüğündeki depremle 2 bine yakın kişinin öldüğü, 1881 yılında 6.3 büyüklüğündeki depremde 95 kişinin, 1941'deki 5.9 büyüklüğünde deprem de 600, 1976'daki 7.5 büyüklüğündeki Van-Çaldıran Depremi'nde 3 bin 840 kişinin hayatını kaybettiği, 51 bin kişinin evsiz kaldığı ifade edildi.
KAYNAK FAYA İLİŞKİN SAHA GÖZLEMLERİ
Doğu Anadolu Bölgesi'nde Arap levhasının, Anadolu levhasını sıkıştırdığı yüksek dağlık bir bölge olduğu ifade edilen raporda, kamuoyunda bu depremin bilinmeyen bir fayda meydana geldiğinin düşünüldüğü hatırlatılırken şöyle denildi:
"Bu fay 1977 yılında Prof. Dr. İhsan Ketin tarafından 1966 ile 1945 depremlerini incelemek için gittiği Erçek Gölü çevresinde bulunmuş ve Adıgüzel Fayı adıyla haritalanmıştır. MTA'nın çeşitli tarihlerde yayınlanmış jeoloji haritalarında da bu fay belirtilmiştir. Bu bakımdan fay bilinmeyen bir fay olmamasına karşın, 2011 Van depremine kadar fayın diriliği ve geometrisi hiç bir yerde belirtilmemiştir. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü verilerine göre 38.75 Doğu - 43.36 Kuzey koordinatlarında başlayıp Kuzeydoğu ve Güneybatı yönünde ilerleyen deprem ters faylanma özelliği gösteren yaklaşık 60x20 km boyutlarında bir kırılma sonucu meydana gelmiştir. Fay kırılması (enerji boşalma süresi) yaklaşık 50 saniye sürmüştür."
Uzmanların saha gözlemlerine bağlı olarak Van depremine neden olan kaynak fayın; Van'ın kuzeyinde ve 2 göl arasında D-B uzanımlı ve batıda Bardakçı Köyü'nden itibaren yer yer güneye doğru sıçrama gösteren segmentlere sahip bir zon içerisinde yer aldığı kaydedildi.
Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi ekibinin saha çalışmaları sırasında Bardakçı Köyü kıyılarında dalga aşınım düzlüğünün yaklaşık 7 santime yükseldiği, depreme yol açan zonun karaya olan devamında, kıyı şeridinin hemen gerisinde küçük boyutlarda heyelanlar olduğu tespit edildi.Raporun son bölümünde 604 kişinin ölümüne neden olan 7.2 büyüklüğündeki depreme kaynaklık eden fayın yüzeyde sınırlı biçimde izlenebildiği vurgulanırken, şöyle denildi:
FAYIN HAREKET YÖNÜ KUZEY
"Depreme kaynaklık eden fay yüzeyde sınırlı bir kesimde izlenebilmiştir. Fay kör bir bindirme niteliğine sahip olmakla beraber kırılan kesimlerinin büyük kısmı derindedir ve dolayısıyla örtülü bir kırık özelliği göstermektedir. Kaynak fayın ortalama atım miktarı 8-10 santim arasındadır. Hareket eden blok kuzeye eğimlidir. Deprem sonrasında ağır hasarlı yapıların ve heyelanların yüzde 95'lik bir kısmının tavan blok üzerinde yer alması tamamen bu fayın tipolojisiyle ilişkilidir. Buna karşın Erciş gibi kaynak faya uzak olmasına rağmen ağır hasar bir bölge olması yerel zemin koşulları ile ilişkilidir. Erçiş İlçesi Van Gölü kenarında Zilan ve İrşat Çayı'nın suya doygun çakıl, kum, silt, kilden oluşan Van Gölü Formasyonu olarak adlanan Kuvaterner yaşlı pekişmemiş alüvyon çökelleri üzerinde yapılanmıştır. Yapı stokunun büyük kısmının alüvyon üzerinde bulunduğu Erçiş ilçesi depremin en fazla zarar gören yerleşim alanı olmuştur. Kuvaterner yaşlı alüvyon çökelleri bölgenin en genç ve en üst birimidir. Temelde ise Alt Miyosen yaşlı Adilcevaz kireçtaşı, Pliyosen-Pleyistosen yaşlı Hacıali volkanikleri yer almaktadır. Erçiş ilçesinin etrafındaki tüm yükseltiler temel kayaçlarından oluşur. Bu kayaçların üzerinde inşa edilen yapılarda ilçenin merkezinde alüvyon üzerindeki yapılara göre daha az hasar gözlenmiştir."
56 YIL ÖNCEKİ TESPİT
Erçiş İlçesinde 23 Ekim'de meydana gelen depremdeki hasarların daha önceden öngörüldüğü halde, ilçede şehir yerleşim planları, yapılaşma ve gerekli jeolojik zemin etütlerine dikkat edilmediği kaydedilen raporda, ilçenin 1945 Erçiş-Kocapınar Depremi ile 1976 Çaldıran Depremi'nden de etkilendiği hatırlatılırken, " Erçiş'in bir deprem bölgesi olduğu daha önceki pek çok jeolojik ve jeofizik çalışmalarda vurgulanmıştır. Nitekim Özvan vd.'lerinin 2000 yaptıkları incelemelerde de ortaya konmuş ve 'Havza içerisindeki düz, ovalık, yeraltısuyunun yüzeye yakın ya da yüzeyde olduğu, güncel göl ve akarsu çökellerinin örttüğü alanlar yerleşim açısından en çok tercih edilen yerlerdir. Kuvaterner yaşlı bu birimlerin yeraltı suyuna doygun bölümleri bu yerleşimlerde jeoteknik sorunları da beraberinde getirmektedir. Bölgenin depremselliği, aktif faylara yakınlığı, hızlı gelişen yüksek katlı yapılaşma göz önünde bulundurulduğunda, olası depremlerde başta sıvılaşma olmak üzere zeminlerde oturmaya bağlı deformasyonlar beklenmelidir' denilmiştir. "Dolayısıyla sonuç ne yazık ki kaçınılmaz olmuştur. Deprem sonrası saha çalışmaları sonucunda toplam 71 adet heyelan haritalanmıştır. Buna karşın bu rakamın daha fazla olduğu kanaatindeyiz. Bu bakımdan bu depreme ilişkin heyelan envanterinin tamamlanarak ortaya konmasında olay öncesi ve sonrası yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri büyük önem taşımaktadır. Depremin tetiklediği heyelanlar ve dağılımlarının anlaşılması aslında gelecekte olabilecek depremlerde heyelanların muhtemel yerlerinin kestirilmesinde büyük önem arz etmektedir."
DHA(İD) - İstanbul
















