Suriye'nin Hizbullah'a karşı rolü sınırlı

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Analiz, Trump'ın Suriye'nin Lübnan'da Hizbullah'a karşı rol üstlenmesi önerisini ele alıyor; Şam'ın iç öncelikleri ve askeri kapasitesi nedeniyle doğrudan müdahalenin uygulanabilir olmadığı, en gerçekçi katkının sınır güvenliği ve silah transferini engelleme olduğu vurgulanıyor.

ORSAM Levant Çalışmaları Koordinatörü Dr. Oytun Orhan, Suriye'nin Lübnan'da Hizbullah'a karşı üstlenebileceği olası rolü ve bunun sınırlarını AA Analiz için kaleme aldı.

***

ABD Başkanı Donald Trump, G-7 zirvesi sırasında "İsrail'in Hizbullah'la mücadelede yetersiz kaldığını savunarak Suriye'nin Lübnan'da rol üstlenebileceği" yönünde açıklamalar yaptı. Trump daha sonra bu öneriyi farklı platformlarda birden fazla kez tekrarladı. Trump'ın Suriye'nin Lübnan'da daha fazla sorumluluk üstlenebileceğine yönelik açıklamaları ilk bakışta dikkat çekici bir öneri gibi görünmektedir. Özellikle Suriye'de 8 Aralık 2024 sonrasında ortaya çıkan yeni siyasi düzen, Şam'ın Batı ve bölge ülkeleriyle normalleşme sürecine girmesi ve İran'ın ülkedeki nüfuzunun önemli ölçüde gerilemesi dikkate alındığında Washington'un Suriye'yi bölgesel güvenlik mimarisinin bir parçası olarak değerlendirmeye başlaması şaşırtıcı değildir. Ancak bu yaklaşımın siyasi açıdan anlaşılabilir olması, uygulanabilir olduğu anlamına gelmemektedir. Bugünkü koşullarda Suriye'nin Hizbullah'a karşı Lübnan'da doğrudan askeri bir rol üstlenmesi hem kapasite hem de siyasi öncelikler bakımından gerçekçi görünmemektedir.

Trump ne istiyor?

Trump'ın açıklamalarını anlık bir siyasi çıkış olarak değerlendirmek de doğru olmayacaktır. Bu öneri, ABD'nin Ortadoğu'da şekillendirmeye çalıştığı yeni güvenlik mimarisinin bir uzantısı olarak okunmalıdır. Washington son yıllarda bir taraftan bölgedeki askeri yükünü azaltmaya çalışırken diğer taraftan güvenlik sorumluluğunu bölgesel ortaklar arasında paylaştırmayı hedeflemektedir. Bu anlayış, ABD'nin doğrudan sahaya müdahale etmek yerine bölgesel aktörlerin kendi güvenliklerini üstlenmesini teşvik etmektedir. Bu çerçevede yeni Suriye yönetiminin de İran karşıtı bölgesel denklemin bir parçası haline gelebileceği düşünülmektedir.

Bu yaklaşımın arkasındaki ikinci gerekçe ise İsrail'in Hizbullah karşısında elde ettiği "askeri kazanımların" stratejik bir sonuca dönüşmemesidir. İsrail son dönemde Hizbullah'ın komuta yapısına, silah depolarına ve üst düzey kadrolarına darbeler indirmiş olsa da örgütün tasfiye edilmesi mümkün olmamıştır. Washington'da giderek daha fazla dile getirilen değerlendirme, yalnızca hava gücüne dayanan askeri baskının Hizbullah sorununu kalıcı biçimde çözemeyeceği yönündedir. Bu nedenle Hizbullah'ın yeniden toparlanmasını engelleyecek farklı mekanizmalar üzerinde durulmaktadır.

Tam da bu noktada Suriye stratejik değer kazanmaktadır. Esed rejimi döneminde İran'ın en önemli lojistik koridorlarından biri olan Suriye, bugün İran'ın bölgesel nüfuzunu sınırlandırabilecek potansiyel bir ortak olarak görülmektedir. ABD açısından mesele, Suriye ordusunun Lübnan'da Hizbullah'la savaşması kadar İran'ın silah, milis ve lojistik ağlarının yeniden oluşmasını engelleyecek bir güvenlik ortağı kazanabilmektir. Hizbullah'ın uzun vadeli askeri kapasitesinin yalnızca Lübnan içindeki kaynaklarına değil, Suriye üzerinden işleyen ikmal hatlarına da bağlı olduğu düşünüldüğünde, Şam'ın bu süreçte üstlenebileceği rol Washington açısından stratejik önem taşımaktadır.

Şam yönetiminin öncelikleri

Ancak ABD'nin stratejik beklentileri ile Suriye'nin ulusal öncelikleri birbirinden ayrılmaktadır. Washington açısından rasyonel görülebilecek bir güvenlik paylaşımı modeli, Şam açısından son derece yüksek maliyetler doğurabilecek yeni bir dış askeri angajman anlamına gelmektedir. Her şeyden önce yeni Suriye yönetiminin temel önceliği dış politikada yeni askeri operasyonlar değil, devletin yeniden inşasıdır. Yaklaşık on beş yıl süren iç savaşın ardından ülke güvenlik kurumlarını yeniden yapılandırmaya, ekonomisini canlandırmaya ve merkezi devlet otoritesini güçlendirmeye çalışmaktadır. Şam yönetimi açısından bugün en kritik mesele sınırlarının ötesinde yeni cepheler açmak değil, ülke içinde istikrarı kalıcı hale getirmektir. Bu nedenle Lübnan'da Hizbullah'a karşı doğrudan askeri bir operasyona katılmak yeni yönetimin öncelikleriyle açık biçimde çelişmektedir.

Üstelik böyle bir tercih yalnızca stratejik önceliklerle değil, yeni yönetimin iç siyasi meşruiyetiyle de yakından ilişkilidir. Suriye toplumu uzun yıllar süren savaşın ardından güvenlik, ekonomik toparlanma ve normalleşme beklentisi içindedir. Kamuoyunda hakim olan yaklaşım, devletin önce ülke içindeki sorunlara odaklanması yönündedir. Böylesi bir ortamda Lübnan'da yeni bir askeri maceraya girilmesi bu beklentiyi zedeleyebilir ve yönetimin toplumsal desteğini olumsuz etkileyebilir. Yeni yönetimin meşruiyetinin önemli ölçüde iç istikrar üretme kapasitesine bağlı olduğu düşünüldüğünde, dış operasyonlar siyasi açıdan önemli maliyetler doğurabilir.

Sınırlılıklar ve riskler neler?

Askeri açıdan bakıldığında da benzer bir tablo ortaya çıkmaktadır. Suriye ordusunun yeniden yapılanma süreci henüz tamamlanmış değildir. Farklı silahlı grupların entegrasyonu, komuta-kontrol yapısının güçlendirilmesi ve güvenlik kurumlarının profesyonelleştirilmesi devam etmektedir. Aynı zamanda ülke hala ciddi güvenlik sorunlarıyla karşı karşıyadır. DEAŞ'ın özellikle çöl hattındaki faaliyetleri tamamen sona ermiş değildir. SDG'nin devlet kurumlarına entegrasyonu süreci kırılganlığını korumaktadır. Kıyı bölgelerinde zaman zaman güvenlik sorunları yaşanmakta, kaçakçılık ağları ve yerel silahlı yapılar merkezi otorite açısından sorun oluşturmaya devam etmektedir. Böyle bir ortamda yeni bir dış cephe açılması, zaten sınırlı olan askeri kapasitenin dağılmasına ve mevcut güvenlik sorunlarının daha da ağırlaşmasına neden olabilir.

Bunun yanında Lübnan'da başlayacak sınırlı bir operasyonun kısa süreli kalacağını varsaymak da gerçekçi değildir. Hizbullah silahlı bir örgüt olmanın yanı sıra toplumsal tabanı, yerleşik askeri altyapısı ve bölgesel bağlantıları bulunan hibrit bir aktördür. Böyle bir yapıya karşı yürütülecek operasyonların zamanla genişleme eğilimi taşıdığı daha önce defalarca görülmüştür. Başlangıçta sınırlı görünen bir askeri angajman kolaylıkla uzun süreli ve maliyetli bir çatışmaya dönüşebilir. Daha önemlisi Hizbullah'ın ve İran bağlantılı diğer aktörlerin olası misillemeleri Suriye topraklarını doğrudan hedef haline getirebilir. Bu ise Şam'ın tam da kurtulmaya çalıştığı güvenlik sarmalının yeniden derinleşmesi anlamına gelir.

Böyle bir müdahalenin dış politika açısından da önemli riskleri bulunmaktadır. Son bir buçuk yıllık süreçte Suriye, bölge ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirmeye ve uluslararası sisteme yeniden entegre olmaya yönelik önemli adımlar atmıştır. Türkiye, Körfez ülkeleri, Avrupa ve ABD ile geliştirilen diyalog kanalları ekonomik toparlanma açısından kritik önem taşımaktadır. Bağlantısallık projeleri, sınır ticareti, yatırım arayışları ve yaptırımların hafifletilmesine yönelik diplomatik girişimler Şam'ın öncelikleri arasında yer almaktadır. Lübnan'da Hizbullah'a karşı yürütülecek doğrudan bir askeri operasyon ise bu normalleşme sürecini sekteye uğratabilecek yeni gerilim alanları oluşturabilir.

Suriye'nin başka bir ülke topraklarında askeri operasyon yürütmesi, İsrail'in ileride Suriye'ye yönelik müdahalelerini meşrulaştırmak için kullanabileceği yeni argümanlar üretebilir. Çatışmanın mezhepsel bir boyut kazanması ise hem Suriye hem de Lübnan açısından yeni istikrarsızlık alanları doğurabilir. Ayrıca iki ülke arasındaki tarihsel ilişkilerin yarattığı hassasiyetler yeniden gündeme gelebilir.

Şam nasıl bir rol üstlenebilir?

Bütün bunlar Suriye'nin Hizbullah konusunda hiçbir rol üstlenemeyeceği anlamına gelmemektedir. Aksine Şam'ın sağlayabileceği en önemli katkı, kendi toprakları üzerinden Hizbullah'a yönelik silah ve milis transferlerini engellemek, sınır güvenliğini güçlendirmek olabilir. Bu yaklaşım hem Suriye'nin mevcut kapasitesiyle uyumludur hem de Washington'un uzun vadeli hedefleriyle örtüşmektedir.

Trump'ın açıklamaları Washington'un İsrail'in askeri yöntemlerinin tek başına yeterli olmayacağı değerlendirmesinden hareketle yeni bölgesel ortaklar aradığını göstermektedir. Bu yönüyle önerinin arkasındaki stratejik mantık anlaşılabilir olsa da Suriye'nin mevcut öncelikleri, kapasitesi ve kırılganlıkları dikkate alındığında uygulanabilir görünmemektedir.

Şam yönetiminin önceliği yeni savaşlar değil, devlet inşasını tamamlamak, iç güvenliği sağlamlaştırmak ve ekonomik toparlanmayı hızlandırmaktır. Bu nedenle Suriye'nin Hizbullah'a karşı sağlayabileceği en değerli katkı, Lübnan'da yeni bir askeri cephe açmak değildir. Suriye kendi sınırlarını etkin biçimde kontrol eden, İran bağlantılı silahlı ağların yeniden oluşmasını engelleyen ve bölgesel istikrara katkı sağlayan sorumlu bir devlet olarak hareket edebilir. Mevcut koşullarda Suriye'nin çıkarları ve ABD'nin uzun vadeli bölgesel hedefleri açısından en gerçekçi senaryo bu olabilir.

[Dr. Oytun Orhan, ORSAM Levant Çalışmaları Koordinatörüdür.]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA / Dr. Oytun Orhan
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.