Tkp'den NATO Zirvesi'nin Ardından 28 Maddelik Açıklama: Türkiye Sıcak Çatışmalarda Resmen Taraf Olmuştur

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Türkiye Komünist Partisi (TKP), Ankara’daki NATO Zirvesi’ni değerlendirdiği 28 maddelik açıklamada, Türkiye’nin sıcak çatışmalara resmen taraf olduğunu ve ülkenin varoluş meselesiyle karşı karşıya olduğunu savundu.

(ANKARA) - TKP, Ankara'da 7-8 Temmuz arasında gerçekleştirilen NATO Zirvesi'ni değerlendirdiği 28 maddelik açıklamasında, "Ülkemiz açısından en büyük sorun sıcak çatışmaların içine çekilme olasılığımızdır. Türkiye sıcak çatışmalarda resmen taraf olmuştur" ifadelerini kullandı.

Türkiye Komünist Partisi (TKP), NATO Zirvesi'nin ardından yaptığı 28 maddelik değerlendirmeyi kamuouyuyla paylaştı.

Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'nin silahlanma ve savaşa hazırlık konusunda ortak iradeyi ortaya koyduğu öne sürülen açıklamada, AK Parti iktidarının zirveyi Türkiye'nin savunma sanayisi ve Batı ile ilişkileri açısından bir fırsat olarak değerlendirdiği ifade edildi.

Açıklamada, zirvenin AK Parti açısından büyük ölçüde başarılı geçtiği savunularak, Türkiye'nin NATO içindeki rolünün artacağı ve savunma sanayisine yönelik bazı kısıtlamaların etkisinin azalacağı ileri sürüldü.

Türkiye'nin NATO içinde üstleneceği yeni rolün ülke açısından ciddi riskler taşıdığı savunulan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Ülkemiz açısından en büyük sorun sıcak çatışmaların içine çekilme olasılığıdır. Ukrayna Savaşı ve İran'a dönük saldırganlık NATO'nun merkez gündemine dönüşmüştür. Bu bağlamda Türkiye resmen taraf olmuştur."

ABD ve NATO'nun Ukrayna ve İran'da istediğini elde etmesinin önünde aşılması güç engeller vardır. Bu engeller kendisini daha açık bir biçimde hissettirdiğinde bunun Türkiye'ye faturasını silah tekelleri ve bir bütün olarak sermaye sınıfı değil, halkımız ödeyecektir.

Zirve sırasında basına yapılan açıklamalarda ve sonuç bildirisinde hiç bahsi geçmese de Türkiye'de kurulacağı yetkililer tarafından ilan edilen yeni NATO karargahlarının Türkiye'nin daha fazla gerilimin doğrudan tarafı haline gelmesine yol açacağı açıktır. Bu karargahlardan birinin Boğazlarla ilgili olması konunun vehametini artırmaktadır. İktidarın Montrö Sözleşmesi'ni sağından solundan çekiştiren, onu NATO çıkarlarına kurban edecek davranışlar içine girmesi son derece tehlikelidir.

"ÜLKEMİZ AÇISINDAN VAROLUŞ MESELESİ"

AKP'nin Yeni-Osmanlı stratejisini ABD ve NATO himayesinde hayata geçirmeye çalışması bir başka tehdittir. Bu tehdit yalnızca içeride Cumhuriyet'le bütün bağını koparmış bir gerici yapı için uygun bölgesel ortamın şekillenecek olmasından kaynaklanmamaktadır. ABD yetkililerinin Osmanlı övgüleri, monarşi çağrıları yalnızca 1923'ten alınmak istenen intikamın değil, bu bölgeyi daha kolay kontrol altında tutma isteğinin ifadesi olarak değerlendirilmeli. Burada imparatorluk özlemiyle hareket eden bir Türkiye'nin NATO şemsiyesinde etkisini artırması, hatta sınırlarını genişletmesi aynı zamanda daha kırılgan hale gelmesi anlamına gelecektir ve dağılma dinamiklerini de harekete geçirecektir. Büyüme ve küçülme, şişme ve dağılma diyalektik bir bütünlük oluştururken her durumda 'savaş' demektir. Emekçi halk üzerine çöküşü benzersiz olacak bu yıkım aynı zamanda ülkemiz açısından bir varoluş meselesine de dönüşecektir.

"YENİ OSMANLICILIK ÜLKEMİZİ KAOTİK ÇATIŞMALARA SÜRÜKLEMEKTEDİR"

Yeni-Osmanlıcılığın gözünü diktiği geniş coğrafya çok sert bir rekabete sahne olmaktadır. Bu rekabetin kontrolden çıkması her an için mümkündür. İran'ı bir kenara koyarsak, bu coğrafyada Türkiye ABD'nin diğer müttefikleri olan Yunanistan ve İsrail ile ortaklık ve düşmanlık arasında gidip gelmektedir. Dostluk ve düşmanlıkları kar arayışının belirlediği, ülkelerin dış politikasına sermaye sınıfının çıkarlarının hakim olduğu bir dünyada yurttaşlarımız bu sözde dostluklardan da düşmanlıklardan da zarar görmektedir. Emperyalist dünyada dostluklar başka düşmanlıkların habercisidir. Yeni-Osmanlıcılık ülkemizi içerde karanlığa dışarıda ise kaotik çatışmaların içine sürüklemektedir.

NATO'nun yarattığı tehlikeler ortadayken düzen siyasetinin birkaç kişisel tavır dışında bütünüyle NATO'cu bir konumlanış içinde olması, emperyalizmle ve onun NATO gibi örgütleriyle mücadelenin sınıfsal bir temele oturması gerektiğinin bir başka kanıtıdır. NATO yalnızca ABD merkezli bir emperyalist ittifak değil aynı zamanda sermaye egemenliğinin uluslararası alandaki jandarmasıdır. Piyasa ekonomisinin karşısına dikilmeksizin NATO'nun karşısında durulmayacağını düzen muhalefeti zirve sırasındaki suskunluğu ile bir kez daha ve onursuz bir biçimde göstermiştir."

Kaynak: ANKA
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.