Sanayi Bakanı Ergün'den Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile İlgili Değerlendirme (1)
Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, İsterse, Sebepleri Farklı Olsada, Bütün Siyasi Partilere Birden Kapatma Davası Açabilecek Yetkilere Sahip Olduğunu Söyledi.
Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, isterse sebepleri farklı olsada, bütün siyasi partileri birden kapatma davası açabilecek yetkilere sahip olduğunu belirtti. Ergün, "Bir kişi, gazetelerden, televizyon ve başkaca kaynaklardan elde ettiği verilerle bütün partiler sistemini ortadan kaldırabilecek, hepsini birden bir cendereye sokabilecek imkan ve kabiliyete sahip. 'Efendim bunun pratiği yok, olur mu böyle bir şey, hiçbir başsavcı bunu yapamaz.' Teoride de olmaması lazım. Ama mevcut teorik, anayasal ve yasal altyapı, buna imkan veriyor" dedi.
Bakan Ergün, bakanlıkta Parlamento muhabirleriyle düzenlediği kahvaltılı sohbet toplantısında Anayasa Mahkemesinin Siyasi Partiler Yasasına kısmi iptal içeren kararıyla ilgili soruları yanıtladı.
Bir soru üzerine Ergün, parti kapatmayla ilgili sistemin "iyi bir sistem olmadığını" savundu. Ergün, hem Anayasa hem de Siyasi Partiler Yasası'nda bir çok değişiklik gerektiğini, ancak bugüne kadar partiler arasında bu konuda mutabakat sağlanamadığını anlattı.
Ergün, ''Böyle bir parti kapatma sistemi, demokrasiyi ciddi manada sıkıntıya sokan bir sistemdir. İsterse Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bütün siyasi partilere birden kapatma davası açabilecek yetkilere sahip'' diyen Ergün, bütün siyasi partilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kapatmasına imkan veren bir sistemin sağlıklı olmadığını kaydederek sözlerini şöyle sürdürdü:
-DOĞRU BİR SİSTEM DEĞİL-
"Bir kişi oturuyor, gazetelerden, televizyon ve başkaca kaynaklardan elde ettiği verilerle bütün partiler sistemini ortadan kaldırabilecek, hepsini birden bir cendereye sokabilecek imkan ve kabiliyete sahip. 'Efendim bunun pratiği yok, olur mu böyle bir şey, hiçbir başsavcı bunu yapamaz.' Teoride de olmaması lazım. Ama mevcut teorik, anayasal ve yasal altyapı, buna imkan veriyor. Başsavcı, bu imkanı kullanmıyor olabilir. Ama birisi gelir kullanmak isterse, kullanmasına imkan var. Madem siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsuru, bu kadar baskı altında olursa rejim demokrasiyi güçlendiren bir rejim olarak çalışmaz. Partinin milletvekilleri suç işleyebilir ya da suç işledikleri iddia edilebilir. Bununla ilgili tek bir milletvekili için Genel Kurul kararı gerekiyor, yargılanabilmesi için. Ama o milletvekilinin partisinin suç işlediği iddia edilirse, hiç kimsenin kararına gerek kalmadan hakkında kapatma davası açılabiliyor. Bu doğru bir sistem değil."
İstenirse bu sistemin, parti kapatma sisteminden Parlamentoyu kapatma sistemine dönüşebileceğini vurgulayan Ergün, " Mesela, eğer bizim partimize açılmış kapatma davası kapatmayla sonuçlanmış olsaydı, bir kere dava yoluyla hükümet düşürülmüş olacaktı. İkincisi, kapatma davasına konu olan milletvekillerinin sayısı 70 ile sınırlandırılmıştı. Bu sayıyı artırmak mümkündü, 300'e çıkarmak mümkündü" diye konuştu.
Başörtüsünü üniversitelerde serbestini öngören Anayasa değişikliğini hatırlatan Ergün şöyle dedi:
"Mesela Anayasa değişikliğine imza atan milletvekillerinin hepsi hakkında (bunlardan birisi de anayasa değişikliğine grup başkanvekili olarak imza attığım için ben oluyorum), bu imza sebebiyle siyasi yasak talebinde bulunabilirdi. İmza atan 300'dan fazla milletvekili vardı. Mahkeme de hem kapatma kararı verirken bir siyasi yasak kararı verse, 300 kişiyi birden milletvekilliğini düşürmüş, hükümet düşürmeden de öte parlamentoyu kapatan bir karara dönüşmüş olacaktı. 'Efendim, mahkemeler bu kadar da ileriye gitmez.' Sistem, bu kadar da ileriye gitmeye imkan veriyor. Sistemin bir kere bu kadar da ileriye gitmeye imkan vermiyor olması lazım."
-"SİSTEMİN KENDİSİ DEĞİŞMELİ"-
Bu çerçevede asıl değişmesi gereken, sistemde bir değişikliğe ihtiyaç olduğunu ifade eden Ergün, "Sistemin kendisi değişirse zaten öbür konuda başka bir şey yapmaya gerek yok. Ama ne yazık ki partiler bu konuda uzlaşamadılar. Herhalde 'olsun, AK Parti'nin başına geldi, bizimkinin başına gelmez' diye düşünüyor olabilirler. Ama önemli olan şunun bunun başına gelmesi değil, sistem doğru değil. Bu sistemin düzeltilmesi lazım. Düzeltilirse o zaman siyasette, bu ülkede daha kalıcı adımlar atılabilir" dedi.
-"SİYASETÇİ 40 KERE DÜŞÜNÜR"-
Ergün, düşünceyi açıklama hürriyeti konusunda herkesin siyasetçiden daha rahat olduğunu ifade ederek, "Çünkü biz düşüncemizi açıklarken 40 kere düşünmek mecburiyetindeyiz, 'Ya yanlış anlaşılırsam, ya savcı not ederse, ya dava konusu olursa...' Yani siyasetçinin tek sermayesi, düşüncesini açıklamasıdır. Oysa, düşünce hürriyeti en kısıtlı olan kişiler Türkiye'de siyasetçilerdir" diye konuştu.
Siyasetçilerin düşüncelerini en açıkça söylemesi gereken kişiler olması gerektiğini vurgulayan Ergün konuşmasına şöyle devam etti:
"Ama düşüncesini ifade ederken 40 kere düşünmesi lazım gelen kişilerdir. Bu bizim siyasi düşünce üretmemizi de zorlaştıran bir şey. Olabilir, düşünceyi açıklama hürriyeti, sadece doğru düşünceleri açıklama hürriyeti değil. Yanlış düşüncelerin de açıklanma hürriyeti var. Yanlışsa, birisi eleştirir. Zaten demokrasi de tartışıla tartışıla bir yerde buluşulacak. Ama parti kapatma sistemimiz bile buna imkan vermiyor, bunu bile zorlaştırıyor. Böyle bir sistemde, siyasi düşünce üretimi söz konusu olabilir mi? Onun için Parlamento kısır tartışmaların içinde boğulur kalır. Parlamentoda zaman zaman konuştuğumuz şeylere bakın. Parlak siyasi düşünceler ortaya koyma eğilimi var mı? Bir şey ortaya koyuyorsunuz, hemen karşınıza 'vatan satılıyor, ihanet, şöyle oluyor' diye sığ bir takım argümanlarla siyaset üretiliyor."
Bunların çok ötesine çok ötesine geçen, siyasi fikir üretimine ihtiyaç olduğunu dile getiren Ergün, " Ama sistemimiz buna imkan vermiyor. Buna ciddi revizyon gerekiyor" dedi. (ANKA) (DEVAM EDCEK)
(BK/BÜN)












