Türk Sinemasında Müzikal Hafıza Araştırması

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

- 350'den fazla film ve televizyon yapımının incelendiği akademik araştırma, ilk sesli filmlerden bugüne Türk sinemasında klasik Türk müziğinin karakter, mekan, toplumsal değişim ve kültürel belleğin oluşumundaki rolünü ortaya koydu

Türk sinemasının yaklaşık bir asırlık müzikal hafızası, 350'den fazla film ve televizyon yapımının incelendiği akademik araştırmayla mercek altına alındı.

Müzikolog, iletişim araştırmacısı ve gazeteci Gülsün Özalp tarafından Necmettin Erbakan Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarında, Doç. Dr. Burak Kurubaş danışmanlığında gerçekleştirilen çalışmada, Türk sinemasının ilk sesli filmlerinden bugüne klasik Türk müziğinin sinemadaki değişen rolü incelendi.

Prof. Dr. Mehmet Gönül'ün başkanlığını yürüttüğü Çalgı Eğitimi Bölümü'nün akademik çatısı altında tamamlanan araştırmada, 1930-1970 dönemi merkeze alınırken, 1980'lerden bugüne uzanan seçilmiş film ve televizyon yapımları da karşılaştırmalı olarak değerlendirildi.

Araştırmada yalnızca filmlerde kullanılan eserler değil, makam, usul, form, repertuvar, icra özellikleri, playback ve yeniden skorlama gibi unsurların yanı sıra müzik-karakter, müzik-mekan ve müzik-dramaturji ilişkileri de ele alındı.

Türk sinemasına bu kez "kulak verildi"

Çalışma, müziğin Türk sinemasında yalnızca görüntüye eşlik eden bir fon olmadığını ortaya koydu. Filmlerde kullanılan müziklerin karakterlerin ifade edemediği duyguları taşıdığı, aşk, ayrılık ve yalnızlık gibi temaları güçlendirdiği, aynı zamanda mahalle, meyhane, gazino, konak ve İstanbul gibi mekanların işitsel kimliğinin kurulmasına katkı sağladığı belirlendi.

Bu kapsamda araştırmada "Filmde hangi şarkı kullanıldı?" sorusunun yanı sıra eserin neden o sahnede tercih edildiği, karaktere ne kattığı, mekanın kimliğini nasıl oluşturduğu ve seyircinin sahneyi algılama biçimini nasıl etkilediği sorularına da yanıt arandı.

Araştırmanın tarihsel hattı ise Türk sinemasının erken sesli dönemine kadar uzanıyor. "İstanbul Sokaklarında", "Bir Millet Uyanıyor", "Nasrettin Hoca Düğünü", "Aysel", "Bataklı Damın Kızı", "Allah'ın Cenneti" ve "Kahveci Güzeli" gibi yapımlar, sinema ile geleneksel müzik arasındaki ilişkinin erken örnekleri olarak incelendi.

Çalışmada, 1950'li yıllarda "Vurun Kahpeye", "Allah Kerim", "Yüzbaşı Tahsin", "Allahaısmarladık", "Lüküs Hayat", "Dokuz Dağın Efesi", "Yavuz Sultan Selim Ağlıyor", "Meçhul Kadın" ve "Meyhanecinin Kızı / Mapushane Çeşmesi" gibi filmler üzerinden müziğin melodramdan tarihi filmlere, gazino kültüründen kahramanlık anlatılarına uzanan farklı işlevleri değerlendirildi.

Türk sinemasında 1960'lı yıllarda ise "Sevmek Zamanı", "Ah Güzel İstanbul", "Vesikalı Yarim", "Haremde Dört Kadın", "Sinekli Bakkal", "Sürtüğün Kızı", "Karakolda Ayna Var", "Çanakkale Aslanları" ve "Köroğlu" gibi yapımların müzikal dünyalarına odaklanıldı.

Bu dönemde müziğin aşk ve yalnızlığın yanı sıra sınıfsal farklılıkları, kent hayatını, eğlence kültürünü ve gelenek ile modernleşme arasındaki gerilimi yansıtan unsurlardan biri olduğu tespit edildi.

Yeşilçam'ın görünmeyen sesleri

Araştırmanın önemli başlıklarından birini de Yeşilçam'daki playback geleneği oluşturdu.

Perdede görülen yıldız oyuncuyla duyulan sesin her zaman aynı kişiye ait olmadığına dikkat çekilen çalışmada Belkıs Özener, Nesrin Sipahi, İnci Çayırlı, Handan Kara ve Sevim Şengül gibi yorumcuların Yeşilçam'ın işitsel hafızasının oluşumundaki katkıları incelendi.

Playback, araştırmada yalnızca teknik bir seslendirme yöntemi olarak değil, yıldız imgesinin, karakterin ve seyircinin müzikal algısının oluşumunda etkili bir sinema pratiği olarak değerlendirildi.

Çalışmada Türk müziği ile sinema arasındaki ilişkinin kurulmasında rol oynayan besteci ve müzik insanlarına da odaklanıldı.

Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar, Zeki Duygulu, Kadri Şençalar, Metin Bükey, Şükrü Tunar, Sadi Hoşses, Yesari Asım Arsoy ve Yıldırım Gürses'in sinemayla kurdukları ilişkiler araştırılırken, Münir Nurettin Selçuk, Zeki Müren, Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Perihan Altındağ Sözeri, Alaeddin Yavaşça, Gönül Yazar ve Emel Sayın'ın da arasında olduğu yorumcuların beyazperdedeki seslendirme ve temsil biçimleri de ele alındı.

Kemal Sunal filmlerinin müzikal dünyası da incelendi

Klasik Türk Müziğinin sinemadaki izlerinin yalnızca melodramlarda ve tarihi filmlerde görülmediği de araştırmanın bulguları arasında yer aldı.

"Tosun Paşa", "Süt Kardeşler", "Şabanoğlu Şaban", "Kapıcılar Kralı", "Çöpçüler Kralı", "Petrol Kralları" ve "İbo ile Güllüşah" gibi geniş kitlelere ulaşan filmler de müzikal dünyaları üzerinden değerlendirildi.

Bu yapımlarda geleneksel müziğin komedi, karakter yaratımı, dönem atmosferi ve toplumsal temsil gibi farklı alanlarda kullanıldığı belirlendi. Araştırmada 1980'lerden günümüze uzanan yapımlar da ele alınarak klasik Türk müziğinin sinema ve televizyondaki dönüşümü takip edildi.

TRT yapımlarının yanı sıra 1980'lerde "Şekerpare" ve "Yılanların Öcü", 1990'larda "İstanbul Kanatlarımın Altında", "Eşkıya", "Nihavent Mucize" ve "Hasan Boğuldu", 2000'lerde ise "Vizontele", "Yazı Tura", "Derviş", "Takva", "Duvara Karşı" ve "Yahşi Batı" farklı dönemlerin örnekleri olarak incelendi.

2010'lar ve sonrasında "Eyvah Eyvah", "Veda", "Aile Arasında" ve "Bursa Bülbülü" gibi yapımlar üzerinden geleneksel müzik mirasının çağdaş sinemadaki karşılıkları değerlendirildi. "Kurtlar Vadisi" ve "Muhteşem Yüzyıl" gibi televizyon yapımları da tamamlayıcı örnekler arasında yer aldı.

Sinema, Türk müziğinin kültürel belleğini taşıdı

Araştırmanın önemli sonuçlarından biri de sinemanın klasik Türk müziği repertuvarının dolaşımı ve kuşaklar arasında aktarımında üstlendiği rol oldu.

Filmlerde duyulan eserlerin sinema salonlarıyla sınırlı kalmadığı, gündelik hayata taşındığı ve farklı kuşakların ortak müzikal hafızasının parçası haline geldiği değerlendirildi.

Böylece çalışma, sinema ile Türk müziği arasındaki ilişkiyi yalnızca müziğin sinemada kullanılmasından ibaret görmeyerek sinemanın da eserlerin yeniden hatırlanması ve kültürel belleğin aktarılmasındaki etkisine dikkat çekti.

Araştırmacı Gülsün Özalp, çalışmanın çıkış noktasını şu sözlerle anlattı:

"Bir filmi yıllar sonra yeniden izlediğinizde hafızanızda kalan yalnızca oyuncular ve görüntüler olmuyor. O sahneye eşlik eden eser de sizinle birlikte yaşamaya devam ediyor. Bazen karakterin söyleyemediğini bir makam anlatıyor, bazen bir şarkı bütün sahnenin anlamını değiştiriyor. Ben bu araştırmada Türk sinemasının görünen hikayesinin arkasındaki işitsel hikayenin izini sürmeye çalıştım."

Özalp, araştırmanın temel yaklaşımını ise "Biz Yeşilçam'ı yıllarca izledik, belki de artık biraz da dinlemenin zamanı geldi." sözleriyle özetledi. 350'den fazla film ve televizyon yapımını kapsayan araştırmanın yeni çalışmalarla genişletilerek kitaplaştırılması hedefleniyor.

Kaynak: AA
Haberler.com
2000

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.