Alatas: Batı merkezli eğitim aşağılık kompleksi üretiyor
Malezyalı sosyolog Prof. Dr. Syed Farid Alatas, Batı merkezli eğitim sistemlerinin Müslüman toplumlarda aşağılık kompleksi oluşturduğunu ve sömürgeci zihniyeti sürdürdüğünü belirtti. Ayrıca İslamofobinin sömürge döneminin ürünü olduğunu ve dekolonizasyon için eğitim dönüşümünün şart olduğunu vurguladı.
Malezyalı sosyolog ve düşünür Prof. Dr. Syed Farid Alatas, eğitim sistemlerinin Batı merkezli yapısının toplumlarda aşağılık kompleksi ürettiğini savunarak, Müslümanların kendi tarihi ve düşünce mirasını ikinci plana ittiğini ve bunun sömürgeci zihniyetin devam etmesine yol açtığını söyledi.
Singapur Ulusal Üniversitesi Sosyoloji ve Antropoloji Profesörü Alatas, İslamofobi, dekolonizasyonun (sömürgesizleştirme) ve eğitim sistemleri arasındaki ilişkiyi AA muhabirine değerlendirdi.
Avrupa-merkezciliğin Batı dışı toplumların tarihini, kültürünü ve katkılarını çarpıtan bir bakış açısı olduğunu ifade eden Alatas, bu yaklaşımın yalnızca toplumları değil, İslam dahil Batı dışı dinleri de yanlış temsil ettiğini söyledi.
Alatas, Avrupa-merkezci düşüncenin sömürgecilik döneminde ortaya çıktığını ve sömürge yönetimlerini meşrulaştırmanın aracı olarak kullanıldığı vurgulayarak, "Sömürgeleştirilen halkların toplumları geri, barbar ve medeniyetten uzak olarak sunuldu. Dinleri de çoğu zaman tehlikeli gösterildi. Böylece sömürge yönetimi haklılaştırıldı." dedi.
"İslamofobi sömürge döneminin ürünü"
Alatas, İslamofobinin kökenlerinin yalnızca modern döneme değil, Haçlı Seferleri dönemine kadar uzandığını belirtti.
İslam'ın ortaya çıkışından itibaren Hristiyanlık için önemli bir rakip olarak görüldüğünü söyleyen Alatas, bu nedenle Müslümanlara yönelik olumsuz algıların tarihsel olarak sürekli yeniden üretildiğini kaydetti.
"İslam, Hristiyanlıktan sonra hızla dünya dini haline geldi. Bu nedenle İslam'a yönelik olumsuz bakışlar ortaya çıktı. Haçlı Seferleri sırasında güçlendi, sömürgecilik döneminde ise yeni bir işlev kazandı." ifadelerini kullanan Alatas, Avrupa'nın askeri ve teknolojik üstünlüğünün bu ön yargıları daha da yaygınlaştırdığını söyledi.
Alatas, günümüzde de İslamofobinin farklı biçimlerde varlığını sürdürdüğünü belirterek, özellikle Filistin ve İran örneklerinde bunun açık şekilde görülebileceğini dile getirdi.
"Filistinliler ve İran hakkındaki söylemler İslamofobik kalıplar taşıyor"
Batı medyasında Filistinlilerin çoğu zaman irrasyonel, şiddete eğilimli ve güvenilmez insanlar olarak tasvir edildiğini söyleyen Alatas, bu tür söylemlerin siyasi müdahaleleri meşrulaştıran bir işlev gördüğünü ifade etti.
"Filistinlilerin Gazze'yi kendi başlarına yeniden inşa edemeyeceği fikri, onların medeniyetsiz ve kontrol edilmesi gereken insanlar olduğu varsayımına dayanıyor." değerlendirmesinde bulunan Alatas, bu anlayışın İslamofobik ön yargılarla bağlantılı olduğunu savundu.
Benzer bir durumun İran için de geçerli olduğunu belirten Alatas, İran'ın Batı kamuoyunda çoğu zaman "tehlikeli" ve "irrasyonel" bir ülke olarak sunulduğunu söyledi.
Alatas, "İran hakkında üretilen birçok söylem, İran'ı kontrol etmeye yönelik politikaları meşrulaştırmak için kullanılan İslamofobik ve İranofobik anlatılardır. Gerçek korku, İran'ın İsrail'in genişlemesini engelleyecek bir güç olmasıdır." ifadelerini kullandı.
"Türkiye de benzer söylemlerin hedefi olabilir"
Alatas, bölgede yükselen bir güç olarak Türkiye'nin de zaman zaman benzer ön yargılarla karşı karşıya kaldığını söyledi.
Türkiye'nin bilim, teknoloji, akademi ve kültür alanlarında önemli birikime sahip olduğunu belirten Alatas, buna rağmen bazı Avrupa çevrelerinde Türkiye'nin Müslüman kimliği üzerinden değerlendirilmeye devam edildiğini söyledi.
Alatas, "Türkiye, bölgedeki Siyonizmin çıkarları için bir tehdit olarak görülmektedir. Onların zihninde Türkiye'ye karşı mücadele etmenin yolu yine irrasyonel İslami unsuru ön plana çıkarmaktır. Nitekim Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınmaması gerektiğini savunan çevrelerin öne sürdüğü gerekçelerden biri Müslüman bir ülke olmasıdır. Bu da İslamofobik bir argümandır." dedi.
"Batı eğitimi aşağılık kompleksi üretiyor"
Türkiye ve İran gibi doğrudan sömürgeleştirilmemiş ülkelerde bile Batı merkezli eğitim sistemlerinin etkili olduğunu belirten Alatas, bunun zamanla bir aşağılık kompleksine yol açtığını değerlendirdi.
Birçok Müslümanın zamanla kendi tarihini ve düşünce mirasını ikinci plana ittiğini ve bunun sömürgesel zihniyetin devamı olduğunu söyleyen Alatas, "Okullarda Avrupa Aydınlanması öğretiliyor. Avrupa'nın akıl sayesinde ilerlediği, Müslüman toplumların ise geri kaldığı anlatılıyor. Bu da insanların kendi medeniyetlerine yönelik güvenlerini kaybetmelerine neden oluyor." dedi.
Dekolonizasyonun (sömürgesizleştirme) yalnızca bireysel farkındalıkla değil, eğitim sistemlerinin dönüşümüyle mümkün olacağını vurgulayan Alatas, üniversitelerin ve eğitim bakanlıklarının bu konuda daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti.
Sosyoloji eğitimi üzerinden örnek veren Alatas, dünyanın birçok ülkesinde öğrencilerin Marx, Weber ve Durkheim'ı öğrendiğini ancak İbn Haldun veya Biruni gibi düşünürlerle yeterince tanışmadığını söyledi.
Alatas, "Marx ve Weber öğretilmeli. Ancak neden İbn Haldun da öğretilmiyor? Neden Biruni öğretilmiyor? Sosyal teori yalnızca Batı Avrupalı düşünürlerden ibaret değildir." değerlendirmesinde bulundu.
"İslamofobiyle mücadele dekolonizasyonun parçasıdır"
Alatas, İslamofobiyle mücadelenin aynı zamanda bilgiyi sömürge karşıtı bir mücadele olduğunu vurguladı.
Müslümanların yalnızca yanlış bilgileri düzeltmekle yetinmemesi gerektiğini ifade eden Alatas, İslam'ın ve Müslüman toplumların tarihsel tecrübelerinin daha görünür hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
Alatas, "Örneğin, Müslümanların Yahudilerden nefret ettiği, onları öldürmek istediği şeklindeki İslamofobik bir fikir vardır. Bunu, Türklerin, İranlıların ve Arapların tarihsel olarak Yahudileri Avrupalı saldırganlıktan ve antisemitizmden nasıl kurtardığını anlatarak düzeltebiliriz. Balkanlar gibi Avrupalı ülkelerde eskiden Müslümanların bulunduğu yerlerde camiler tahrip edilmiştir; oysa Müslüman ülkelerde kiliseleri ve sinagogları koruruz, onları yıkmayız. İnsanların İslam kültürünü ve tarihini doğru şekilde tanıması gerekiyor. Böylece İslam hakkındaki korkuların büyük ölçüde yanlış algılardan kaynaklandığı görülecektir." görüşünü dile getirdi.
Bu çerçevede Alatas, İslamofobiyle mücadelenin yalnızca ön yargılara karşı çıkmak değil, aynı zamanda alternatif bilgi üretim biçimlerini güçlendirmek anlamına geldiğini sözlerine ekledi.













