Yazmanın Gücü: Gençler Kendi Hikayelerini Yazıyor

Sakarya'da yaşları 15 ila 25 arasında değişen yükümlüler, yazının iyileştirici gücünden faydalanarak kendi hikayelerini kaleme aldı.
Sakarya'da yaşları 15 ila 25 arasında değişen yükümlüler, yazının iyileştirici gücünden faydalanarak kendi hikayelerini kaleme aldı.
Sakarya Denetimli Serbestlik Müdürlüğü ve Sakarya Üniversitesi (SAÜ) işbirliğiyle suça sürüklenen çocuk ve genç yükümlülere yönelik "Kendi Hikayeni Yaz" projesi hayata geçirildi.
SAÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Doç. Dr. Öğretim Üyesi Handan Akyiğit ve Bilimsel Yayınlar Koordinatörlüğü Öğretim Görevlisi Abdullah Şenaslan tarafından bilimsel yöntemlerle hazırlanan pilot çalışmada, 15-18 yaş ile 18-25 yaş gruplarından 5'er yükümlü 4 haftalık oturumlarda kişisel keşif yolculuğuna çıktı.
Proje kapsamında çocuk ve genç yükümlüler, duygu ve düşüncelerini ifade edebilme, farkındalıklarını ve yaşam becerilerini geliştirme imkanı buldu.
Yapılan hataların ya da yanlışların tekrar edilmemesine yönelik çeşitli hedefler belirlenen çalışmada, "Ben kimim?", "Benim hikayem nerede başladı?", "Ben ve diğerleri", "Hatalar ve dönüşüm", "Yeni hikayem" ve "Geleceğe mektup" başlıkları ele alındı.
"Çalışmanın Türkiye'deki bütün denetimli serbestlik müdürlüklerinde uygulanmasını istiyoruz"
Sakarya Denetimli Serbestlik İl Müdürü Murat Zekeriya Demirbacak, AA muhabirine, kamu kurumu ve sivil toplum kuruluşlarıyla birçok çalışma yürüttüklerini söyledi.
Son çalışmalarının aşamalarını gözlemlediklerini belirten Demirbacak, "İnşallah bu çalışmayı ilerleyen dönemlerde de devam ettirme yönünde çabamız var. Hocalarımız 4 oturum olarak planladılar, her oturumda farklı uygulamalar, farklı perspektiften yaklaşmaları denediler. Bu 4 haftanın sonucunda çocukların yazdıkları, dile getirdikleri hususları birlikte değerlendirip rapor haline getirecekler. Sonuçları merakla bekliyoruz." diye konuştu.
Sosyal Hizmet Uzmanı Şeniz Atan da çalışmanın sosyal entegrasyon programı kapsamında yürütüldüğünü anlattı.
Atan, 5'er kişilik gruplar oluşturduklarını dile getirerek, "Sayıyı yüksek tutmak istemedik çünkü bu aynı zamanda değerlendirme, akademik altyapısı olan uygulamaya dönük çalışma. Gönül istiyor ki bu çalışmanın Türkiye'deki bütün denetimli serbestlik müdürlüklerinde program şeklinde uygulanması. Öncelikle ön testlerimizi yaptık, daha sonra çalışmamızı uygulamaya başladık. 4'üncü oturumun sonunda da son testimizi yaptık. Değerlendirmelerimizi yapıp bunları raporlaştıracağız, sonra da Bakanlığımıza ve Denetimli Serbestlik Daire Başkanlığımıza programımızı sunacağız." ifadelerini kullandı.
İlk oturumda bazı katılımcıların "Ben yazamam. Ne yazacağımı bilmiyorum." şeklinde direnç gösterdiğini kaydederek, şöyle devam etti:
"Uygun yönergelerle ve desteklerle geldiğimiz aşamada yazmaktan keyif alan, kendi duygu ve düşüncelerini kağıda dökebilen, zorlanmadan aktarabilen ve bununla rahatladığını ifade eden grupla karşılaştık. Bu da bu çalışmanın oldukça verimli ve olumlu noktalara dokunduğunu bize göstermiş oldu. Bu da bizim için önemli çıktıydı. 'Hocam ben yazı yazmayı sevmiyorum.' diyen gençten 'Duygularımı kimse tarafından eleştirilmeden, yönlendirilmeden ifade ettim.' diye geri bildirimler almak, bizleri ve proje mimarlarımızı da oldukça mutlu etti."
"Yazmak kişinin kendisine tanıklık etmesidir"
Uzman Psikolog Necla Duman ise yazmanın iyileştirici gücü olduğunu söyledi.
Duman, katılımcıların başta kendilerini ifade etmekte zorlandıklarını, daha sonra samimi şekilde yazmaya başladıklarını anlatarak, "Yazmak psikoterapide kullanılan yöntemlerden biridir. Biz sıklıkla kullanıyoruz çünkü yazdığınız zaman bir şeyler görünür hale gelir. Mesela uçuşan düşünceler vardır, onlar sabitlenmiş ve düzene girmiş olur. Kişi kendini ifade ettiğinde duygunun yükü azalmaya başlar." diye konuştu.
Yazmanın kişinin kendisine tanıklık etmek olduğunu ifade eden Duman, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yazmakla kişi her şeyi bir daha baştan gözden geçirir. Gözden geçirdikçe hata yaptığı yerleri daha iyi görmeye başlar çünkü yazmak süreci yavaşlatan bir şeydir. Süreç yavaşladıkça farkındalık artar, farkındalıkla da kişide iyileşmeler başlar. Herhangi bir şeyi düzeltmek istiyorsanız önce farkındalık olması gerekiyor. İşte bu program da farkındalığı başlatan süreç oldu. Bu yüzden faydalı buluyorum. Belki bastırılmış duygu, düşünceler, travmalar ortaya çıktı ve bunlarla çalışıldı."
SAÜ Bilimsel Yayınlar Koordinatörlüğü Öğretim Görevlisi Abdullah Şenaslan, çocuk ve genç yükümlülerden kendi hikayelerini yazmalarını istediklerini belirterek, "Bu programı da ders değil, stresi azaltan, iç kontrolü sağlayan, bilimsel iyileşme ve yeniden bağ kurma aracı olarak kullanıyoruz. Gençlerimiz burada hatıralarıyla yüzleşiyor ama orada kalmıyor. Geleceğe dair sorumlulukları içeren yepyeni rota çiziyoruz onlara. Onlara verdiğimiz mesaj çok net. Hayatındaki kötü sayfa kapanmış olabilir ama hikaye henüz bitmedi. Gerçek toplumsal iyileşme, insanlara kendilerini yeniden anlatma şansı verdiğimizde başlar. Biz onlara o şansı veriyoruz." ifadelerini kullandı.
"İlerleyen hayatımda da yazmayı düşünüyorum"
Yeni hayat kurmak için Bolu'dan Sakarya'ya taşınan yükümlü O.D, ilk etapta kafasında bir şeylerin canlanmadığını, daha sonra yazmanın duygularını hafiflettiğini anladığını dile getirerek, çalışmayı yararlı bulduğunu kaydetti.
Hikayesini yazmanın özgüvenini ve yaşam kalitesini artırdığını anlatan O.D, "Yazmak çok güzel, ilerleyen hayatımda da yazmayı düşünüyorum. Sıkıntıları olanlar yazarak buna çözüm bulabilirler. Kesinlikle çok rahat hissettim kendimi, çok fazla düşünmek yerine direkt yazarak çıkış yolu bulabiliyorsun, kafanı rahatlatıyorsun." dedi.














