Bakırhan: Barış imkanı iyi değerlendirilmeli, 86 milyonun sorumluluğu

Bakırhan: Barış imkanı iyi değerlendirilmeli, 86 milyonun sorumluluğu
Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında İstanbul'da düzenlenen yürüyüşte yaptığı konuşmada, Türkiye'de çatışma ve şiddet zemininden siyasi ve hukuki zemine geçiş için bir fırsat doğduğunu belirterek, "Bu barış imkanını çok iyi değerlendirmek ve sonucuna ulaştırmak sadece Kürtlerin görevi değil, Türkiye'deki bütün kentlerin ve 86 milyonun sorumluluğundadır" dedi.

(İSTANBUL) - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında İstanbul'da düzenlenen yürüyüşte yaptığı konuşmada, Türkiye'de çatışma ve şiddet zemininden siyasi ve hukuki zemine geçiş için bir fırsat doğduğunu belirterek, "Bu barış imkanını çok iyi değerlendirmek ve sonucuna ulaştırmak sadece Kürtlerin görevi değil, Türkiye'deki bütün kentlerin ve 86 milyonun sorumluluğundadır" dedi.

1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla yürüyüş gerçekleştirildi. Yürüyüşe katılan DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, yaptığı konuşmada, Türkiye'de 40 yıldır süren çatışmalı dönemin siyasi ve hukuki zemine taşınması için bir imkan ortaya çıktığını belirterek, şunları söyledi:

"Savaşlar emekçilerin, yoksulların, halkların ve ezilenlerin aleyhine bir eylemdir. Emekçiler ve ezilenler her daim barıştan yana olurlar. Emperyalist ve hegemonik güçler, çıkarları ve menfaatleri için savaşı örgütlerler. Onlar savaşın sonuçlarından yararlanır. Biz emekçiler, ezilenler, halklar ve inançlar da savaşın sonuçlarından zarar görürüz. Yaşamlarını yitirenler emekçilerdir, yoksullardır. Savaşın rantını yiyenler ise silah tüccarları, hegemonik ve emperyalist güçlerdir. Onun için barış her zaman emekçilerin, ezilenlerin lehine bir eylemdir. Onun için barışın iyisi ve kötüsü yoktur. En kötü barış, en iyi savaştan daha iyidir. Bugün Türkiye'de de barış için bir imkan, bir fırsat zemini doğmuştur. 40 yıllık savaşın, şiddet ve çatışma zemininden siyasi ve hukuki zemine taşınmasının imkanı çıkmıştır. Evet, bir imkan var ama o imkan Kürt meselesinin çözümü değildir. O imkan şimdilik demokratik hak ve özgürlüklerimizin sonucu değildir. O imkanı demokrasiye evriltmek, o imkanı Kürtlerin 40 yıldır uğruna mücadele ettiği, bedel ödediği, yaşamını yitirdiği, ömrünü cezaevinde geçirdiği taleplerin karşılanmasının sonucuna çevirmek biraz bugün burada olan biz devrimcilerin, Kürtlerin ve ezilenlerin mücadelesine bağlıdır. Bu imkan iyi değerlendirilirse Türkiye'de 40 yıldır süren bu savaşın sonuçlarının yaratmış olduğu olumsuzluklardan kurtulabiliriz.

Daha dün Amed'deydim. Türkiye'nin dört bir yanında bu savaş ve çatışmadan dolayı yaşamını yitiren binlerce gencimizin taziyesi kuruldu. O taziyelerin birinde bir Barış Annesi aynen şunu söyledi: 'Biz Kürtler bu çatışma ve savaşın acılarını çok yaşadık. Bugün gönlüm diyor ki biz yaşadık ama Türkiye'de hiçbir anne bu acıyı yaşamasın.' İşte barış isteyenler, yaşamını yitiren çocukların ardından diyor ki başka anneler çocuklarını yitirmesin. Ama bugün burada, biraz önce hepinizin gördüğü gibi, savaşın en uzağında duran, savaşın olumsuzluklarını yaşamayan, savaşın derdini ve belasını çekmeyenler savaşı kutsuyor. İstiyor ki Türk ve Kürt halkının gençleri savaşsın, kan üzerinden kendilerine bir saltanat, kan üzerinden bir rant yaratsınlar. Biz de haykırıyoruz. Diyoruz ki savaşın derdini, belasını, cefasını çekenler 'barış' diyorsa Türkiye halklarına, emekçilerine düşen o barış sürecini desteklemektir. Emin olun, bu ülkede eğer onurlu bir barışı beraber örebilirsek sadece evlatlarımızın geleceğini ve yaşamını kurtarmayacağız. Emekçilerin yaşamış olduğu bu ekonomik darboğazı da ortadan kaldıracağız.

"BARIŞ ZEMİNİNDE DAHA GÜÇLÜ MÜCADELE EDECEĞİZ"

Bu çatışma ve savaş ortamına 40 yılda Türkiye'nin bütçesinden 3 trilyon dolara yakın para harcandı. Bu 3 trilyon, onurlu bir barış sürecinde emekçiye, emekliye, kadına, kepengini kapatan, yaşamını idame ettiremeyen Türkiye halklarına gidecektir. Bu süreci eğer olumlu bir şekilde evriltebilirsek ne Şırnaklının ne Samsunlunun evladı yaşamını kaybedecektir. Bu süreci doğru bir şekilde sahiplenir, Kürtleri bu süreçte yalnız bırakmazsak emin olun demokrasiyi de getiririz, insan haklarını da getiririz. AİHM kararlarının uygulanmasını da sağlayabiliriz. Selahattin Demirtaşları, Figen Yüksekdağları, Leyla Güvenleri, Can Atalayları, Osman Kavalaları ve onlar gibi yüzlerce, binlerce cezaevindeki tutsağı özgürleştirebiliriz. Bu süreçte hep birlikte bugün İstanbul'daki bu barış alanında barışı savunabilirsek emin olun ne düşüncelerimizden dolayı zindanlara gireriz ne eziliriz ne sömürülürüz ne de evlatlarımızı yitiririz. Onun için bu barış imkanını çok iyi değerlendirmek ve sonucuna ulaştırmak sadece Kürtlerin görevi değil, sadece Siirtlilerin görevi değil; Edirnelilerin, Trabzonluların, Türkiye'deki bütün kentlerin ve 86 milyonun sorumluluğundadır. Bu ülkede çok kan aktı. Bu ülkede neredeyse her sokağa, her karışa acı düştü. Bu ülke yıllarca acı biriktirdi. Artık bu ülke barışı büyütmek ve barışın sonuçlarından yararlanmak istiyor.

İşte Sayın Öcalan da bir daha bu ülkede kan akmaması için, bir daha Türk ve Kürt gençleri yaşamlarını yitirmesin diye, bir daha Türk ve Kürt anneleri gözyaşı dökmesin diye büyük bir sorumluluk aldı. Büyük bir risk aldı. Bugün Türkiye'deki bütün demokratik örgütlere, siyasi partilere çağrı yapıyoruz: Lütfen bu ülkenin demokratik bir zemine kavuşması için barışı destekleyin. Barışın yanında olun. Emin olun, barış hepimizin hayatını kolaylaştıracaktır. Emin olun, barış zemininde daha güçlü mücadele edeceğiz. Daha güçlü örgütleneceğiz. Emekçilerin, ezilenlerin taleplerini daha güçlü bir şekilde savunup başarıya ulaştıracağız. Aksi halde tekrar Türkiye'nin yaşamış olduğu o kaos, çatışma ve şiddet ortamını Türkiye halkları yaşamak durumunda kalacak.

Barış, haklarımızdan vazgeçmek değildir. Barış, kimliğimizden vazgeçmek değildir. Barış, taleplerimizi artık savunmayacağımız anlamına gelmemelidir. Aksine taleplerimizi, dilimizi, kimliğimizi, onurumuzu, haklarımızı daha güçlü yaşamamızın zeminini oluşturuyor. Bu zemini büyüteceğimize olan inançla bugün burada bulunan kadınları, emekçileri, işçileri, gençleri, Türkiye'nin bütün halklarını ve inançlarını saygıyla selamlıyor; bu barış sürecini başarıya ulaştırarak demokratik bir Türkiye yaratacağımıza olan inançla hepinizi saygıyla selamlıyorum."

Kaynak: ANKA
Haberler.com
2000

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.