'3 Mart Yasaları ve Günümüze Yansımaları' Sempozyumu
9.cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, İslamın İcaplarının Anlaşıldığı ve Uygulandığı En İyi Yerin Türkiye Olduğunu Belirterek, "Bunu da Geniş Çapta Laikliğe Borçluyuz" Dedi.
9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, İslamın icaplarının anlaşıldığı ve uygulandığı en iyi yerin Türkiye olduğunu belirterek, "Bunu da geniş çapta laikliğe borçluyuz" dedi.
Demirel, Gazi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezince düzenlenen 'Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Temel Dinamikleri Açısından 3 Mart 1924 Yasaları ve Günümüze Yansımaları' konulu sempozyumda konuştu. Gazi Üniversitesi Mimar Kemaleddin Salonu'nda düzenlenen ve iki gün sürecek olan sempozyuma, TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, MGK Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, ATO Başkanı Sinan Aygün'de katılarak birer konuşma yaptılar. 9. Cumhurbaşkanı Demirel, 'Cumhuriyetin kuruluşunda temel özellikler' başlıklı konuşmasında, imparatorluğun külleri arasında bir devleti çıkarmanın önemli bir olay olduğunu belirterek, "Bunun için bir savaş kazanılıyor ve bunun üzerine bir devlet kuruluyor. Böyle bir savaşı göze alabilmek ve kazanmak aslında pek kolay yapılabilecek birşey değil ama bu büyük efsanenin, destanın kahramı Gazi Kemal Paşa'yı rahmet ve minnetle anmak Türk milletinin ebediyete kadar yapacağı bir iştir" dedi. Cumhuriyet denilen olayın bir Avrupa projesi olduğuna işaret eden Demirel, "Cumhuriyet, Türkiye'nin ilk Avrupa projesi değildir. Bana göre dördüncü pakettir. Birince paket tanzimattır. İkinci paket 2. birinci meşrutiyettir, üçüncü paket ikinci meşrutiyettir, dördüncü paket ise cumhuriyettir" şeklinde konuştu. Yeni Türkiye'nin savaştığı ülkelerin seviyesi çıkma yolunda karar verdiğini belirten Demirel, şunları kaydetti:
"Bu çok önemli bir hadisedir. Atatürk'ün dehası burada kendisini gösteriyor. Atatürk'ün burada aldığı büyük karar batıya dönük olmaktır. Batıya dönük olma hadisesi batıya teslim olmak değildir. Batıya teslim olmamış ona karşı savaş vermiştir. Batıya dönüm demek uygarlık seviyesine ulaşmak demektir. O seviyeye ulaşacaksınız, bu Cumhuriyet'tir".
Din ve devlet işlerini birbirinden ayırmanın ve telefuz etmenin dünyanın her yerinde zor olduğuna işaret eden Demirel, dünyadaki 55 Müslüman ülke arasında demokrasiyle idare edilen tek ülkenin Türkiye olduğunu söyledi. Din ve devleti 'yapışık ikizlere' benzeten Demirel, "Bunları ayırmak isterken bazen biri, bazen diğeri bazende ikisi bir yaşamını yitirir" diye konuştu. Laikliği kabul eden Türkiye'nin 'gavurlaştığı' yönünde iddialarla karşı karşıya kaldığını vurgulayan Demirel, "Bu iddianın karşısında durmak çok zor. 2007 Türkiye'sinde 'Türkiye laiktir, laik kalacak' deniliyor. Bunu iyi düşünmeliyiz" ifadesini kullandı. Demirel, Kur'an-ı Kerim'e dayalı şeriat hukuku ile pozitif hukuka dayalı laiklik arasındaki farkları da anlatarak, şöyle devam etti:
"Burada akıl ile vahiy karşı karşıya geliyor. Ben bunu anlamak için 30 sene uğraştım. Türkiye neden 6666 ayetin yer aldığı Kur'an yerine pozitif hukuku alırsa, İslam'da uzaklaşır mı? Hayır. Çünkü akıl ile vahiy karşı karşıya geldiği zaman yine büyük imamlar, 'aklın istikametinde tevrid edin' diyor. Bu tartışma hem İslamiyet'te, hemde Hıristanlık'da tartışılıyor. İslamiyet'te Allah ile kul arasında aracı yoktur. Bu ülkenin insanların büyük çoğunluğu bugünkü sistemden prensip olarak itirazları olmaması lazım. Bugünkü sıkıntılar dünyadaki cereyandan geliyor. Laiklik aslında dinsizlik değildir. Büyük bir alim, 'din hürriyetinin en büyük düşmanının taassuptur' diyor. Aslında dini taassuptan kurtarmanın yolu da laikliktir. Öyleyse laiklik bir devletin çağdaşlaşmasına mani değil, tam tersine bunu temin eden bir olaydır".
Demirel, Türkiye'de bütün bunların doğru anlaşılması ve uygulanması gerektiğini dile getirerek, "İslamın icaplarının anlaşıldığı ve uygulandığı en iyi yer Türkiye'dir. Ben söylüyorum, Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığını yapmış biri olarak. Bunu, bu görevleri yürütürken de söyledim. Bunu da geniş çapta laikliğe borçluyuz" diye konuştu.
TBMM BAŞKANVEKİLİ YAKUT
TBMM Başkanvekili Sadık Yakut ise 3 Mart 1924 tarihinin çok genç olan Türkiye Cumhuriyeti için başlı başına bir devrim olduğunu belirterek, "3 Mart 1924 laiklik ilkesinin hayata geçirilmesi bakımından da bir aşamadır. Toplumsal bir gerçeklik ve insan hayatının ayrılmaz bir parçası olarak, kişilerin din özgürlüğünün güvence altına alınması, laiklik ilkesi ile mümkündür" dedi. 1924 yasalarıyla, Genelkurmay Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün oluşturulduğunu vurgulayan Yakut, yapılan değişikliklerle din ve siyaset ile ordu ve siyaset ilişkilerinin birbirinden ayrıldığını kaydetti. Yakut, Kurucu Meclis'in içinde bulunduğu şartların, yeni olmayan, ama değişik boyutlarıyla bugüne yansıyan hain senaryo ve oyunların yeniden oynanmasının milli hassasiyetle takip edilmesi gerektiğini işaret ederek, "Devrim kanunlarına yönelik iç ve dış odaklı milli risk faktörler dikkatle izlenmesi gerekmektedir" ifadesini kullandı. Yakut, hiçbir kişi ve kurumun milli olmayan bir oluşum ve duruştan kurtarıcılık ve çözüm beklememesi gerektiğine dikkat çekerek, "Millet makus tarihine nasıl 87 yıl önce Kurucu Meclis el koymuşsa, bugün de TBMM'nin devletin birliği, bölünmez bütünlüğü ve Cumhuriyete yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye el koyması, üstün emretme gücüne kavuşması ve bunu paylaşmaması gerekmektedir" dedi.
MGK Genel Sekreteri Alpogan da, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tarihinde önemli dönüm noktalarından birini 3 Mart 1924 tarihli yasalar oluşturduğunu söyledi. 3 Mart 1924 tarihli yasaların, Türk ulusunun çağdaşlaşma sürecinde, Cumhuriyetin ilanından sonra ikinci önemli aşamayı oluşturduğunu kaydeden Alpogan, bu yasaların da başlatılacak dlnı vurgulayan Demirel, "Bu iddievrimler sürecinin habercisi olduğunu ifade etti. Çağdaşlaşma sürecinin üçüncü önemli adımının ise 1924 Anayasası'nın kabulü olduğunu vurgulayan Alpogan, "Her biri tek başına dahi devrim niteliği taşıyan bu atılımların zor bir coğrafyada, çok ağır sosyo-ekonomik şartlar altında gerçekleştirilmiş olması, Türkiye'yi dünyaya örnek ülke durumuna sokmuştur. Batılı ülkelerin yanı sıra pek çok İslam ülkesinde Atatürk'e duyulan saygı ve hayranlık, bu devrimler nedeniyledir" dedi.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Bardakoğlu ise 3 Mart 1924 tarihli kanunların Türkiye Cumhuriyeti'nin temel dinamiklerini oluşturduğuna işaret ederek, aynı kanunla hem Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hem Genelkurmay Başkanlığı'nın kurulmuş olmasının, devletin manevi, ahlaki, dini değerlerle maddi gücü ve güvenliğini eşit derecede önemsediğinin ve devletin ve milletin bekasının bu iki temel üzerinde yürüyeceğinin ifadesi olduğunu vurguladı. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bir kamu kurumu olarak, devletin dine müdahalesinin değil, din ve devlet işlerinin ahenkli bir biçimde yürütülmesinin hedeflendiğini ifade ederek, şunları kaydetti:
"Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kamu kurumu olması, devletin dini kontrol altında tuttuğu ve devletin dine müdahale ettiği anlamına asla gelmez. Aksine bunların, devletin ve dini değerlerin birbirini destekler tarzda yürümesi anlamına gelir. Diyanet İşleri Başkanlığının devlet bünyesinde yer alması, laiklikle asla çelişmeyeceği gibi aksine laikliğin daha iyi gerçekleşmesine zemin hazırlamaktadır. Doğru dini bilgiyle toplumu aydınlatmayı hem dinimizin hem devletimizin ve Cumhuriyetimizin bize verdiği bir görev olarak görüyoruz. 83 yıllık devlet tecrübesi göstermiştir ki, İslam dini ne cumhuriyetle ne demokrasiyle ne çağdaşlıkla çelişir. Aksine iyi anlatıldığı, iyi öğretildiği vakit, cumhuriyetin, demokrasinin, laikliğin, çağdaşlığın bir arada, ahenk içinde yürütülmesini gösterir".
ATO Başkanı Aygün, IMF ve Dünya Bankası'nın baskısıyla yasa çıkaran bir ülkenin tam bağımsız olduğunü söylemenin mümkün olmadığını belirterek, "Tarihe bakmadan gelecek görülemez. Bugün Türkiye 3 Marttan geriye mi ileriye mi gittiğini tartışmak gerekir" dedi. Bugün Türkiye'nin 3 Mart 1924'ten geriye doğru yol almaya devam ettiğini savunarak, "3 Mart, şeriat kanunlarının kalktığı süreçtir, ancak bugün iktidardakiler ulemayı gösterebiliyorlar. 40 yıldır Ankara'dayım ulema kim bilmiyorum" diye konuştu. Vakıflar Genel Müdürü Beyazıt da, Atatürk sayesinde Vakıflar Genel Müdürlüğünün diğer kamu kuruluşlarından farklı olarak idare meclisine sahip olduğunu söyledi. Kamu kurumu olmalarına rağmen tüzel kişilik taşıdıklarını dile getiren Beyazıt, 3 Mart olgusunun kendileri için 'milat' olduğunu vurguladı. Törende, Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Yamaç, Demirel'e ve diğer konuşmacılara plaket verdi.
(TAN-MAY-ÖK-Y)















