Sağlık deyince çoğu kez kıyasla düşünürüz; Avrupa’da
böyleyken bizde şöyle, Amerika’da şöyleyken bizde böyle. Ama yok bu konu da çok
da karamsar olmaya lüzum yok ki her birimiz özellikle Avrupa ve Amerika’da yaşayan
yakınlarımız üzerinden biliriz ki sağlık hizmetlerine ulaşabilmek, oralarda bizdekinden
daha zordur.
Yalnız bir konu var ki bizden daha mantıklı ve sağlıklı
yaşadıkları tartışma götürmez. Birçok Avrupa ilkesinde sağlık sistemi önleyici yani
preventif sağlık tedbirleri üzerine organize edilmişken bizde maalesef tedavi
edici yani küratif sağlık sistemi öne çıkıyor.
Nerdeyse bütün doğu toplumlarında bizdekinin benzeri bir
yaklaşım söz konusu. Bunun da sahip olduğumuz inançların yanlış yorumu sonucu
kaderciliğe dayandığını düşünüyorum.
Hastalıklar henüz oluşmadan kişiyi hastalıklara karşı
korumayı esas alan preventif yaklaşımı, en basitinden, sağlıklı beslenme, aşı
ve belli periyotlarda çeşitli taramalarla hastalık risklerini azaltmaya dönük
bir yaklaşımdır.
Bizde de kısmen uygulanabilse dahi maalesef yeterli düzeyde
olmuyor. Ölümün kıyısına gelip yataklara düşmeyene kadar, hastalıklar ve
onlardan korunmaya dönük tedbirler kimsenin aklına gelmiyor.
Hastalık ortaya çıktıktan sonra da daha çok, bol antibiyotik
ile bütün bağışıklığımızı alt üst etmek ya da acı ağrıları dindirmek için
leblebi gibi ağrı kesici içmek en iyi bildiğimiz şeydir.
İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, Japonya, Singapur,
Güney Kore, Tayvan, Almanya, Fransa, Hollanda sağlıkta preventif yaklaşımlarla
öne çıkan belli başlı ülkeler arasında sayılırken, bunlar sağlıklı bir yaşam
için spor salonları, bisiklet yolları, okullarda sağlık taramaları, sağlıklı
beslenme programlarına çok önem verirler ve bunları sistemin parçası olarak
görürler.
Hatta sigorta şirketleri, sağlık sigortası müşterilerinin
sağlık yükünden kurtulmak için, onları diyetisyen, spor salonu ve hatta
giyilebilir sağlık teknolojileri konusunda hiçbir ücret talep etmeksizin ödüllendirir.
Şimdi bir çoğunuzun sağlığını nasıl riske attığına dair acı
bir örnekten bahsedeyim. Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş’ta halı sahada oynanan
bir futbol maçında 49 yaşındaki bir vatandaş göğsüne gelen top darbesiyle
hayatını kaybetti.
Top çarpmasıyla kalbi durmuş, sağlık ekiplerince kalbi yeniden
çalıştırılan vatandaş maalesef kalbin yeniden durmasıyla hayatını kaybetmişti.
İnstagramda @doctorozi72 adlı hesabın sahibi Dr. Ozan Yekta Tezdiğ’den
öğreniyoruz ki aslında nerdeyse bütün halı sahalarda ve futbol maçlarında bu
risk hepimiz için geçerli. Göğsüne aldığı top darbesiyle kalbi duran vatandaş
aslında gayet sağlıklıyken bu durum nasıl yaşanır?
Ben de ilk kez @doctorozi72’den duyuyor ve öğreniyorum ki
yaşanan sağlık sorununun adı commotio cordis yani göğse gelen herhangi bir
darbe ile yaşanan kalp durması yada kalpte ritim bozulması. Önlenebilir mi ya
da buna karşı nasıl bir tedbir alınabilir? @doctorozi72 bunun için çözümü de
söylüyor ve kendisinin yaşadığı Amerika’da her futbol sahasında otomatik,
elektronik defibrilatör olduğundan bahsediyor. Bu cihazın ilk 3 dakikada
kullanımıyla, darbeyi alan kalbin tekrar çalışma şansı yüzde 70’lere
çıkarılabiliyor.
Bu cihaz çok mu pahalı? Değil. 10 bin ile 50 bin arası
değişiyor. Peki neden bizim halı sahalarda bu cihazı bulundurmak zorunlu
kılınmıyor.
Onu geçtim, halı saha işletmecilerinin bu cihazdan haberi
var mı? Önce bunu sorgulamak gerekiyor.









