Huzur yok mu bize? Uzunca bir süredir siyasetin özellikle Terörsüz Türkiye gündeminin en kilit başlıklarından biri olan Huzur Hakkı bizim de paymıza düşmez mi?
Şiddetin her türlüsünün, kazanın, tedbirsizliğin,
dikkatsizliğin, umursamazlığın ve de kayıtsızlığın neredeyse her şekli gün yok
mu aramızdan birilerinin canını almasın.
Bir taraftan işsizlik, enflasyon, açlık, hastalık ile
boğuşup; kaç saat daha yaşayabilirsem ne ala, demeye geldiğimiz bir noktadayız
artık.
Ölmek için yaşamak karımız oldu bizim. Ölmek için yaşamak,
yaşını almışların değil sadece, henüz çocuk, hadi bilemedin ergen o da olmadı
gençlerin yaşamak, hayata tutunmak, bir nefes daha, bir gün daha ölmeye
direnmek için ne kaldı ellerinde.
Eline silahı alanı kendini can alıcı, parayı bulanın kral
sandığı zaman mı desem. Tarifi bile yoruyor beni.
Dindar nesil dedik, kindar nesili bulduk deyip, işin politik
siyasal çekişmesini çoktan geçtim. Nesil olsun da ne olursa olsun kıvamına
düştük artık.
Bir taraftan, nüfusumuz kendini yenileme hızının altına
düştü diyerek, hadi gençler; evlenin bele kuvvet yaşlanıyoruz, kurtarın bizi derken,
en az 4 bilemedin 4 parmak hesabıyla toplumu yaşlanmaktan kaçırmaya çağıranlar,
niyedir çocukları gençleri ölmekten koruyamıyor.
Eline silahı, bıçağı, sopayı alan önüne geleni hayattan
koparırken, birilerinin trafik şiddetine kurban giderken bir diğerimiz,
alevlerden hasbelkader kurtulurken ötekilerimiz, yaşamak değil ölmek kapatmış
gündemimizi.
Nazım’ın yaşamaya dair şu meşhur dizeleri:
"Yani, öylesine ciddiye
alacaksın ki yaşamayı
yetmişinde bile, mesela, zeytin
dikeceksin
hem de öyle çocuklara falan
kalır diye değil
ölmekten korktuğun halde ölüme
inanmadığın için
yaşamak y
Ağır basıyor yaşamak değil ölmek. Olmuyor, hiç olmuyor
artık. Tutunacak bir şey vermiyor kimse gençlere. Nefes alacak alan bırakmıyor
ki bizim de nefesimizi kesmeye yelteniyorlar.









