Ne çok psikologmuşuz ne çok eğitimci ne çok anne ve ne çok babaymışız. İki gündür herkes oturduğu yerden ahkam kesiyor, politikalar üretiyor, senaryolar yazıyor, kehanetlerde bulunuyor, suçlu arıyor katili işaret ediyor.
Ama kimse dönüp de aynada kendini görüyor değil. Hani klişe
bir replik var ya: İlk taşı günahsız olanınız atsın, derler ya.
Kimse de demeyecek ki ben günahkârım, tam aksine herkes
eğilip atacak taş arayacak. Kimse, benim bu şiddet çıkmazında payım ne, diye
sormuyor. Kendimiz dışında kim varsa herkesin payını dağıtıyor o kadar bonkör
davranıyoruz ki azıcık da olsa kendimize ayırmıyoruz.
Anne öğretmen baba emniyet mensubu. Sekizinci sınıf
öğrencisi bir ergen, dokuz can aldı ondan fazla kişiyi de yaraladı. iki gündür bütün ülkeyi esir alan bir korkuya
rağmen, içine girmediğimiz hal takınmadığımız maske bırakmadı.
Kimi devleti, Milli Eğitim politikalarını suçladı, kimi
anneyi kimi babayı, kimi sosyal ağları kimi muhalif olduğu partinin
ideolojisini, kimisi eğitim camiasını kimisi de çocukları.
Hangisi masum ya da hangisi suçlu? En çok hangisi en az
hangisi? Kimse masum değil ben, sen, öteki, konuşanı, susanı, yazanı, okuyanı.
Anne baba mı hanginiz masumsunuz ki onların masumiyetini
sorguluyorsunuz? Hanginiz tam olarak ne olup bittiğini biliyorsunuz da bol
keseden, tavan yapmış özgüveniniz ve ortalıktan tırtıkladığınız kırıntılarınızla
akıl vermeye yelteniyorsunuz?
Siz haddinizi biliyor musunuz ki suça itilmiş o çocuklar
haddini bilsin. Siz hangi doğruyu yaşıyorsunuz da o çocukları doğruya, ahlaka,
erdeme ve sağlık bir birey olmaya kavuşturabilsin.
Ne o yine evlerimize mi kapanacağız. Tıpkı pandemide olduğu
gibi. Yaşamak için, ölmemek, vurulmaktan korunabilmek için, toplumdan ve sosyal
alandan izole mi olacağız yine?
Peki ya bizi evdekilerden, çocukları anne babalarından, anne
babaları çocuklarından, kadını kocasından, kocayı karısından kim koruyacak.
Kapanıp kendine çekilmenin var mı sonu?









