Tolstoy’un çok sevdiğim kitaplarından biridir: İnsan Ne ile Yaşar. Tolstoy’un ustalık döneminde yazdığı ve insanlığın evrensel ahlak değerleri ve adalet konularıyla ilgili kısa hikâyelerden oluşan ince bir kitaptır.
Kitapta öyle bir hikâye var ki son günlerin gündemi ve ceplerimizi sarsan en büyük konusu fon soruşturması doğrudan onu hatırlattı bana.
Biliyorsunuz İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve Sermaye Piyasası Kurulu, sayısı 4’ü bulan ve adına fon soruşturmaları operasyonları denen bir dizi soruşturma başlattı.
Soruşturmaların konusu özetle; borsada suni fiyat artışlarıyla ki bu 100 katına varan artışlar, piyasa dolandırıcılığı yapmak ve milyarlarca lira haksız kazanç elde etmekle ilgili.
Soruşturmanın ve suçlamaların muhataplarından biri eski bir Bakan olunca işin rengi daha da koyulaştı ve gündemin çerçevesini daha da genişletti.
Düşünün ki 63 milyon liralık hisse alıp beş ay sonra 1 milyar 344 milyona sattıkları ve bununla da yetinmeyip bir de eşiyle birlikte aldığı 163 milyonluk hisseyi yine birkaç ay sonra 2 milyar 170 milyona liraya sattıkları iddia ediliyor.
Bu haksız kazanç kimin cebinden çalındı dersiniz? Senin, benim hepimizin.
İnsan bu kadar mı doyumsuz, bu kadar mı aç gözlü ve hırslı olur?
Yukarıda, Tolstoy’un bahsettiğim kitabında geçen, aç gözlülüğe dair bir hikâyenin kahramanı Pahom’un hırsı tam da bu değil mi?
Hikayenin kahramanı Pahom’a, sabahın şafağında göz alabildiğince büyük bir arazi gösterirler ve derler ki gün batana kadar, yürüyerek çevreleyebildiğin kadar arazi senindir.
Pahom, o sevinçle yürümeye ve gün ilerledikçe koşmaya başlar. Biraz daha, az daha deyip doyumsuzlukla devamlı ileri gider ve fark eder ki gün batmak üzeredir. Dönüp başladığı noktaya koşmaya başlar ama yorgunluk ve takatsizlikle yığılıp kalır ve oracıkta ölür.
Pahom hırsının kurbanı olur, doyumsuzluk ve aç gözlülüğünün. Tıpkı bugün olanlar gibi.










