Fransa, ABD ve Türkiye’deki meslek kuruluşlarının gündemlerini karşılaştırdığımızda, meslek örgütlerinin önceliklerine ilişkin dikkat çekici farklılıklar görüyoruz.
2024’te Paris Barosu Başkanlığına seçilen Louis Degos, hukukun üstünlüğünün yanında avukatların çalışma koşullarını, yapay zekânın hukuk hizmetlerine etkisini, dijital dönüşümü ve mesleki bağımsızlığı öne çıkardı.
Kaliforniya Eyalet Barosu Başkanı José Cisneros’un gündeminde ise vatandaşların adalete erişimi, avukatlık hizmetlerinin kalitesi, meslek etiği ve düşük gelirli vatandaşlara hukuki yardımın geliştirilmesi bulunuyor.
Peki, diğer meslek kuruluşları?
Fransa Ulusal Tabipler Konseyi, hekimlerin mesleki yeterliliklerinin geliştirilmesi, tıp etiği, hasta hakları ve mesleki bağımsızlığın korunmasını temel görevleri arasında görüyor. Kaliforniya Tıp Kurulu da hekimlerin yetkilendirilmesi, sağlık hizmetlerinin güvenliği, hasta şikâyetlerinin incelenmesi ve mesleki denetim üzerinde yoğunlaşıyor.
Fransa’daki mimarlık meslek kuruluşlarının gündeminde mimarlık hizmetlerinin niteliği, meslek etiği ve yapılaşma süreçleri bulunurken Kaliforniya’daki mühendislik meslek kurulu, teknik yeterlilik, mesleki standartlar ve toplum güvenliğini önceliklendiriyor.
Elbette bu kuruluşların hukuki statüleri ve görevleri birbirinin aynısı değil. Ancak ortak bir ilke dikkat çekiyor: Meslek kuruluşlarının varlık sebebi, öncelikle mesleğin gelişmesine ve toplumun o meslekten nitelikli hizmet almasına katkıda bulunmaktır.
Türkiye’de ise baroların, tabip odalarının, mühendis ve mimar odalarının gündeminde zaman zaman mesleki sorunlar olsa da daha çok ülkenin siyasi tartışmaları öne çıkıyor. Meslek kuruluşlarının açıklamaları kimi zaman bir siyasi partinin açıklamalarından ayırt edilemez hâle geliyor.
Oysa avukatın mesleki güvencesi, hekimin çalışma şartları, mühendisin teknik yetkinliği, mimarın mesleki sorumlulukları, dijital dönüşüm ve hizmet kalitesi çok daha fazla ilgiyi hak ediyor.
Üstelik Anayasa’nın 135. maddesi meslek kuruluşlarının amaçlarını açıkça tanımlıyor ve seçimlerinde siyasi partilerin aday gösteremeyeceğini hükme bağlıyor.
Meslek kuruluşlarının siyasi gelişmeler hakkında görüş bildirmesi elbette meşrudur. Ancak siyasi görüş açıklamak başka, bir siyasi partinin temsilcisi gibi hareket etmek başkadır.
Baroların yasama organının, meslek odalarının siyasi partilerin görevini üstlenmesi beklenemez. Hukuku savunmak başka, siyasi iktidar mücadelesinin tarafı olmak başkadır.
Meslek kuruluşları toplumun vicdanına seslenebilir; fakat öncelikle kendi mesleklerinin sorunlarına çözüm üretmelidir.
Asıl mesele, meslek kuruluşlarının siyasete ilişkin görüşlerinin bulunması değil, mesleki sorumluluklarının siyasi mücadelelerin gölgesinde kalmasıdır.
Çünkü bir meslek kuruluşunun saygınlığı, siyasi tartışmalardaki görünürlüğünden çok, mensuplarına ve topluma sağladığı somut katkıyla ölçülmelidir.









