Pınar Dağ AYABAKAN Yazıları

Pınar Dağ AYABAKAN
Pınar Dağ AYABAKAN
Yazarın Profili
24.09.2026 12:07

Şiddet Tetikte Başlamaz

Haber Detay Image

Manisa’da yaşanan olayın ardından günlerdir aynı cümleyi düşünüyorum:

Şiddet, tetiğe basıldığı anda başlamaz.

O an, çoğu zaman çok daha önce başlayan bir sürecin görünür hâle geldiği andır.

Bir çocuk silahın arkasındaydı. Karşısında yine çocuklar vardı.

Elbette olayın bütün nedenlerini bugün bilmiyoruz. Ve hiçbir kırgınlık, hiçbir dışlanma, hiçbir öfke başka insanların hayatını tehlikeye atmayı haklı çıkaramaz.

Ama yalnızca sonucu konuşursak, şiddetin hangi koşullarda büyüdüğünü anlayamayız.

Asıl soru belki de şu:

Bir çocuk ne zaman şiddeti bir seçenek olarak görmeye başlar?

Çocuklar boşlukta büyümüyor.

Ailelerinin, okullarının, arkadaş çevrelerinin, dijital dünyanın ve yaşadıkları toplumun içinde şekilleniyorlar.

Gördükleri çatışma dilini öğreniyor, kendilerine nasıl davranıldığını içselleştiriyor ve zamanla yalnızca ne hissedeceklerini değil, hissettikleriyle ne yapacaklarını da çevrelerinden öğreniyorlar.

Bu yüzden çocuklarımızın yalnızca akademik başarısını değil, duygusal dünyalarını da konuşmak zorundayız.

Çocuk öfkesini tanıyor mu?

Kırıldığını söyleyebiliyor mu?

Reddedildiğinde ne yapacağını biliyor mu?

Yardım istemeyi zayıflık olarak mı görüyor?

Çünkü adını koyamadığımız duygu, çoğu zaman davranış olarak dışarı çıkar.

Burada önemli bir ayrım var:

Bir duyguyu anlamak, o davranışı onaylamak değildir.

Öfke anlaşılabilir.

Şiddet değil.

Kırgınlık anlaşılabilir.

Başkasına zarar vermek değil.

Belki çocuklara öğretmemiz gereken en temel şeylerden biri şudur:

“Duygun geçerli olabilir; ama davranışının sorumluluğu sana aittir.”

Bir başka mesele de aidiyet.

Bir çocuk kendisini ailesine, okuluna, arkadaş çevresine ait hissediyor mu?

Başına kötü bir şey geldiğinde gidebileceği güvenilir bir yetişkin var mı?

Bir öğretmen, anne, baba ya da rehberlik servisi onun davranışındaki değişimi zamanında fark edebiliyor mu?

Çünkü çocuk koruma yalnızca ailenin meselesi değildir.

Okulun da, toplumun da, bütün yetişkinlerin sorumluluğudur.

Ve Manisa bize daha somut bir soruyu da hatırlattı:

Bir çocuk silaha nasıl ulaşabiliyor?

Çocuğun öfkesi başka bir şeydir.

O öfkenin ölümcül bir araca ulaşması başka.

Bu noktada güvenli saklama, erişimin engellenmesi ve yetişkin sorumluluğu artık yalnızca kişisel tercih değil, doğrudan çocuk güvenliği meselesidir.

Çocukların dünyası da değişti.

Eskiden okul bahçesinde kalan bir sorun, bugün telefonla eve kadar geliyor.

Mesajlar, gruplar, fotoğraflar, dışlanma, küçük düşürülme…

Çocuk odasına girdiğinde çatışma sona ermeyebilir.

Bu nedenle artık yalnızca “Neredesin?” diye soran değil, “Nasılsın?” diye soran ebeveynliğe ihtiyacımız var.

Ama anlamak kadar sınır koymak da önemli.

Çocuğun şunu bilmesi gerekir:

Öfkelenebilirsin ama zarar veremezsin.

Kırılabilirsin ama aşağılayamazsın.

Reddedilebilirsin ama intikam almak bir hak değildir.

Zorlanabilirsin ama yalnız değilsin.

Ben bir anne olarak, çocuğumun yalnızca başarılı değil, duygusunu taşıyabilen bir insan olmasını istiyorum.

Çünkü başarı, bir insanın hayatla nasıl baş ettiğini tek başına anlatmaz.

Asıl mesele bazen kaybettiğinde ne yaptığıdır.

Kırıldığında kime gittiğidir.

Öfkelendiğinde kendini nasıl durdurduğudur.

Ve yardım istemesi gerektiğinde bunu yapıp yapamadığıdır.

Belki eğitim dediğimiz şeyin eksik kalan tarafı da burada.

Çocuklara sınav çözmeyi öğretiyoruz.

Peki kaybetmeyi?

Yabancı dil öğretiyoruz.

Peki kendi duygusunun dilini?

Başarılı olmayı öğretiyoruz.

Peki hayal kırıklığını taşımayı?

Manisa’da yaşananları birkaç gün konuşup unutursak, bize sorulmuş çok önemli bir soruyu da cevapsız bırakmış olacağız.

Çünkü mesele yalnızca bir çocuğun neden tetiğe bastığını anlamak değildir.

Asıl mesele, çocukların şiddete ulaşmadan önce yetişkinlere ulaşabildiği bir toplum kurabilmektir.

Bir çocuğu korumak, yalnızca başına bir şey gelmesini engellemek değildir.

İçinde büyüyen şeyi zamanında fark edebilmektir.

Çünkü şiddet tetiğe basıldığında başlamıyorsa, önlemek de o anda başlayamaz.

Çok daha önce başlamalıdır.

Evde.

Okulda.

Akran ilişkilerinde.

Dijital dünyada.

Ve en çok da bir çocuğun hâlâ kendisini duyulmaya değer hissettiği yerde.

Belki de çocuklarımızın en büyük ihtiyacı, onları kontrol eden yetişkinler değil; onları gerçekten gören yetişkinlerdir.

Yazarın Yazıları