Bir çocuğun başka bir çocuğa şiddet uyguladığı haberini okuduğumda artık yalnızca ne yaşandığını düşünmüyorum.
O çocuğun nasıl bir dünyada büyüdüğünü, gücü kimden öğrendiğini ve bir başkasının acısına ne zaman duyarsızlaşmaya başladığını merak ediyorum.
Çünkü bugün bizi düşündürmesi gereken yalnızca şiddeti uygulayan çocuk değil; o şiddeti izleyen, gülen, kayda alan ve bir başkasının acısını seyredilecek bir görüntüye dönüştüren çocuklar da olmalı.
Peki, biz nerede eksik kaldık?
Albert Bandura’nın sosyal öğrenme yaklaşımı, çocukların davranışları gözlem yoluyla da öğrendiğini ortaya koyar.
Öyleyse saygıyı öğütleyip birbirimizi aşağılıyorsak, merhametten söz edip başkasının acısına kayıtsız kalıyorsak çocuklara gerçekte ne öğretiyoruz?
Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizle değil, söylediklerimizle yaptıklarımız arasındaki mesafeyle de büyürler.
Bugün çocuklarımızın akademik başarılarını ölçmek için büyük çaba gösteriyoruz. Hangi okulu kazanacaklarını, hangi mesleği seçeceklerini önemsiyoruz.
Peki, nasıl bir insana dönüştüklerini aynı ciddiyetle sorguluyor muyuz?
Bir arkadaşının başarısına sevinebiliyor mu? Kendisinden farklı olana saygı gösterebiliyor mu? Bir başkasının acısını önemseyebiliyor mu?
Bilgi insana ne yapabileceğini öğretir. Vicdan ise bazen neyi yapmaması gerektiğini hatırlatır.
Türkiye İyilik Kulübü çatısı altında çocuklarla yürüttüğümüz çalışmalarda en çok önemsediğim mesele de budur.
Bir çocuğun hiç tanımadığı başka bir çocuğun üşüyebileceğini düşünmesi, onun için bir mont hazırlaması, kitabını paylaşması…
Bunlar yalnızca yardım faaliyetleri değildir. Bir çocuğun kendi hayatının dışındaki hayatları fark etmesine imkân veren deneyimlerdir.
Çünkü iyilik, birine bir şey vermekten önce, karşımızdaki insanı kendimizle eşit değerde görebilmektir.
Elbette şiddetin tek bir nedeni olmadığı gibi tek bir çözümü de yoktur. Aileyi, okulu, sosyal çevreyi ve çocukların duygusal ihtiyaçlarını birlikte değerlendirmek zorundayız.
Ancak bütün bunların ötesinde kendimize sormamız gereken bir soru var:
Çocuğumuzun ne kadar başarılı olacağını düşündüğümüz kadar, onun yanında başka bir çocuğun ne kadar güvende olacağını da düşünüyor muyuz?
Çünkü çocuklar yalnızca geleceğimiz değil, bugünümüzün de aynasıdır.
Ve belki de yüzleşmemiz gereken en ağır gerçek şudur:
Biz çocuklarımızı kaybetmeye, onların birbirine zarar verdiği gün başlamadık.
Bir başkasının acısını kendi meselemiz olmaktan çıkardığımız gün başladık.







