Üzerine filmler çekilen, kitaplar ve makaleler yazılan hırs kavramını bu kez farklı bir açıdan ele almak istedim.
İnsanlar hayatlarının çeşitli dönemlerinde farklı nedenlerle hırs yapabilmektedir. Daha fazla kazanmak, daha başarılı olmak, daha yüksek bir konuma gelmek veya sahip olduklarını artırmak istemek son derece doğal duygulardır. Hatta belirli ölçüde hırsın olmadığı bir ortamda insanları motive etmek ve hedeflere yönlendirmek de oldukça zorlaşır.
Elbette kazanma ve başarma arzusu olmalıdır. Ancak bunun bir ölçüsü bulunmalı; kazanmak için her yolun mübah olduğu anlayışı benimsenmemelidir. Hırs, doğru yönetildiğinde insanı başarıya götüren bir güç olabilirken, kontrolsüz bırakıldığında insanın doğru ile yanlışı birbirine karıştırmasına da sebep olabilmektedir.
Futbolu sevenlerimiz buna sıkça şahit olmuştur. Bir futbolcu açıkça faul yapmasına rağmen hiçbir şey olmamış gibi davranabilmekte, hatta büyük bir özgüvenle hakemin kararına itiraz edebilmektedir. Kazanma arzusu ve hırsı, zaman zaman insanlara gerçeği farklı göstermektedir.
Mal ve kazanma hırsı, ayet ve hadislerde de insanın dikkatini çekmek amacıyla birçok kez zikredilmiş, kontrolsüz hırsın doğurabileceği sonuçlar açıkça ortaya konmuştur. Çünkü insan, bazen elde etmek istediği sonuca o kadar odaklanır ki hak, hukuk, adalet ve vicdan gibi değerleri ikinci plana atabilir.
Aslında herkes sonuçların kendi istediği şekilde gelişmesini arzu eder. Bunun için gayret gösterir, mücadele eder ve hırs yapar. Ancak bu süreçte hak ile haksızı, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilmek büyük önem taşır. İzlediğimiz filmlerde veya okuduğumuz kitaplarda karşımıza çıkan bazı hırs örnekleri karşısında "Bu kadar da olmaz." dediğimiz çok olmuştur.
İş hayatında da benzer durumlarla sıkça karşılaşılmaktadır. İşçi-işveren ilişkilerinde yaşanan anlaşmazlıklarda, müşteri ve tedarikçi arasındaki uyuşmazlıklarda taraflar bazen olayın gerçeğine odaklanmak yerine kendi haklılıklarını ispat etmeye çalışabilmektedir. Hatta zaman zaman akla hayale gelmeyecek yanlış bilgiler bile büyük bir kararlılıkla savunulabilmektedir. Kazanma hırsı, kişilerin olaylara objektif bakmasını zorlaştırabilmektedir.
Geçmişte dostlar arasında kurulmuş bir ortaklığın artık sürdürülemeyeceği konusunda mutabakata varılmış ve ortaklığın sonlandırılması kararlaştırılmıştı. Ancak mal paylaşımı konusunda yaşanan anlaşmazlıkların çözümü için bir heyet oluşturulmuştu. Ben de bu grubun içerisindeydim.
Tarafları ayrı ayrı dinlediğimizde, her ortağın işletmenin başarısındaki en büyük payın kendisine ait olduğunu samimiyetle anlattığına şahit oldum. Her biri bunu somut örneklerle destekliyor, hatta zaman zaman işin içerisine ciddi yeminler de giriyordu. O gün, kazanma hırsının insanın gözünün ve kalbinin önüne nasıl bir perde indirebildiğini bir kez daha görme fırsatım olmuştu.
Muhasebe Yapılmalı
Asıl önemli soru şudur: Biz de zaman zaman aynı hataya düşüyor muyuz? Kazanmak uğruna doğru ile yanlışı, hak ile haksızı, helal ile haramı birbirine karıştırıyor muyuz?
Her insan belirli aralıklarla kendi iç muhasebesini yapmalıdır. Hayatı boyunca hedeflerine ulaşmak için hangi yöntemleri kullandığını, sonuç almak adına her yolu mübah görüp görmediğini sorgulamalıdır. Eğer eksikler ve yanlışlar varsa, bunları düzeltmek için gerekli adımları atmalıdır.
Bunun kolay olmadığını hepimiz biliyoruz. İnsan, kendisini değerlendirme konusunda her zaman objektif olamayabilir. Bu nedenle güvendiğimiz insanlardan geri bildirim almak, gerektiğinde dışarıdan destek istemek de son derece faydalıdır.
Kazanmak güzeldir. Başarmak da öyledir. Ancak insanın kazandıklarından daha değerli olan şey, o başarıya hangi yöntemlerle ulaştığıdır. Çünkü sonuçlar geçicidir; karakter ve vicdan ise insanın hayat boyu taşıdığı en değerli sermayesidir.









