İnsanlık özgürlük için savaşlar verdi, devrimler yaptı, anayasalar yazdı. Bireyler hayatlarını özgür olmak amacıyla şekillendirdi. Ancak belki de özgürlük kavramı ile ilgili sormamız gereken daha temel bir soru var:
Ya özgürlük sandığımız şey aslında görünmez bir bağımlılıksa?
İnsanlığın en büyük düşünürlerinden bazıları, özgürlüğe dair yaygın kabulün tam tersini savunmuştur. Onlara göre insanın asıl sorunu özgürlüğünün elinden alınması değil, özgür olduğunu zannetmesidir.
Onlara göre insanın asıl sorunu özgürlüğünün elinden alınması değil, özgür olduğunu zannetmesidir.
İslam düşüncesinin önemli isimlerinden Gazâlî, insanın en büyük aldanışlarından birinin kendisini özgür sanması olduğunu söyler. Çünkü insan çoğu zaman başkalarının kölesi olmaktan korkarken, kendi nefsinin kölesi hâline geldiğini fark etmez. Arzularının peşinden gider, öfkesine teslim olur, şehvetinin yönlendirdiği yolda yürür, egosunu tatmin etmek için yaşar ve bütün bunlara da özgürlük adını verir.
Oysa Gazâlî’ye göre nefsini yönetemeyen insan özgür değildir. Sadece efendisinin adı değişmiştir.
Bu düşünce yalnızca Gazâlî’ye ait değildir.
Antik Yunan filozofu Platon da insan ruhunu akıl ve arzular arasındaki mücadele olarak görüyordu. Ona göre özgür insan, arzularını aklının yönetimine sokabilen insandı. Arzuların yönettiği kişi ise görünüşte özgür olsa bile gerçekte tutkularının esiriydi.
Aristoteles, insanın çoğu zaman doğruyu bildiği hâlde nefsine yenildiğini anlatır. Ona göre erdem, arzuları ortadan kaldırmak değil, onları disiplin altına almaktır. Çünkü kendini yönetemeyen insanın hayatını da yönetmesi mümkün değildir.
Stoacı filozof Epiktetos ise meseleyi çok daha açık ifade eder:
“Kendine hâkim olamayan hiçbir insan özgür değildir.”
Düşünün; öfkelendiğinde öfkesini kontrol edemeyen, hırslarına engel olamayan, korkularının yönlendirdiği kararlar alan bir insan gerçekten özgür müdür? Yoksa görünmez zincirlerle bağlı mıdır?
Yüzyıllar sonra Kant da benzer bir sonuca ulaşacaktı. Ona göre insanın her istediğini yapması özgürlük değildir. Gerçek özgürlük, aklın ve ahlaki ilkelerin rehberliğinde hareket edebilmektir. Eğer davranışlarımızı dürtülerimiz belirliyorsa, özgürlükten değil bağımlılıktan söz etmek gerekir.
Spinoza ise insanların özgür olduklarını sanmalarının sebebini şöyle açıklar: İnsanlar isteklerinin farkındadır ancak o istekleri doğuran sebeplerin farkında değildir. Bu nedenle çoğu insan, kendi arzularını kendi iradesi zanneder.
Bugün yaşadığımız çağda bu düşüncelerin daha da anlam kazandığını görüyoruz. Çünkü modern insanın zincirleri artık görünmüyor.
Eskiden insanlar dış baskılarla mücadele ediyordu. Bugün ise tüketim tutkusu, sosyal medya bağımlılığı, onaylanma arzusu, gösteriş merakı ve bitmeyen haz arayışıyla mücadele ediyor.
Yeni çıkan bir ürüne sahip olmadığında eksiklik hisseden, sosyal medyada aldığı beğeni sayısıyla değerini ölçen, sürekli bildirimlerini kontrol etmeden duramayan, başkalarının onayını almak için kendi tercihlerini değiştiren milyonlarca insan var. Üstelik bu davranışların çoğu özgür iradenin bir sonucu olarak görülüyor.
Oysa bağımlılık bazen zorla değil, gönüllü olarak kabul edilen alışkanlıklarla oluşur.
Bir şeyi satın almadan duramıyorsak,
telefonumuza bakmadan birkaç saat geçiremiyorsak,
başkalarının takdirine ihtiyaç duyuyorsak,
öfkemizi ve hırslarımızı yönetemiyorsak;
özgür olduğumuzu neye dayanarak söylüyoruz?
Belki de çağımızın en büyük yanılgısı budur. Zincirlerin görünmemesi, onların olmadığı anlamına gelmez.
Gazâlî, Platon, Aristoteles, Epiktetos, Kant ve Spinoza farklı çağlarda, farklı kültürlerde yaşamış olsalar da aynı gerçeğe işaret ediyorlar:
Özgürlük, canının istediğini yapmak değildir.
Özgürlük, canının istediği her şeyi yapmak zorunda olmamaktır.
Bu yüzden insanın en büyük savaşı dış dünyayla değil, kendi iç dünyasıyladır. Nefsini yöneten insan özgürleşir; nefsi tarafından yönetilen insan ise farkında olmadan kibar bir kölelik içinde yaşamaya devam eder.
Belki de özgürlük, istediğimiz her şeyi yapabilmek değil; istememiz gerekeni seçebilmektir. Çünkü insanı köleleştiren zincirler çoğu zaman dışarıda değil, kendi içinde gizlidir.
Özgürlük üzerine düşünen insanın kendine sorması gereken temel soru şudur:
Biz gerçekten özgür müyüz, yoksa sadece nefsimizin emirlerini yerine getirmeyi özgürlük mü sanıyoruz?









