Demokrasi sadece sandıkta yaşasaydı, kent konseylerine ihtiyaç duyulmazdı.
Kent konseyleri, vatandaşın yönetime doğrudan katılabilmesi, şehrin geleceğine ilişkin kararların ortak akılla şekillenebilmesi için kuruldu. Kâğıt üzerinde bakıldığında her şey kusursuz görünüyor. Sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, üniversiteler, kadınlar, gençler ve vatandaşlar aynı masada buluşuyor; sorunları tartışıyor, çözüm önerileri geliştiriyor.
Toplantılar yapılıyor, kararlar alınıyor, raporlar hazırlanıyor. Ancak çoğu zaman o kararların akıbeti bilinmiyor. Uygulamaya geçen kaç öneri var? Kaçı belediye meclisinin gündemine taşındı? Kaçı bir değişim yarattı?
Asıl mesele tam da burada düğümleniyor.
Eğer vatandaşın sesi karar mekanizmalarına ulaşmıyorsa, alınan tavsiye kararları raflarda tozlanıyorsa ve kent konseyleri yalnızca prosedür gereği varlığını sürdüren yapılar haline gelmişse, ortada katılımcı demokrasi değil, katılımın dekoru vardır.
Oysa şehirler artık eski şehirler değil. İnsanlar bankacılık işlemlerini telefonlarından yapıyor, eğitimlerini çevrim içi sürdürüyor, kamu hizmetlerine birkaç dokunuşla erişebiliyor. Aynı kolaylık ve şeffaflık yerel yönetime katılım için de sağlanmalıdır. Vatandaş önerisinin hangi aşamada olduğunu görebilmeli, kararların neden kabul edildiğini ya da reddedildiğini öğrenebilmelidir.
Bunun yanında kent konseylerinin yalnızca belediyelerin gölgesinde hareket eden yapılar olmaktan çıkması gerekiyor. Çünkü bağımsız düşüncenin olmadığı yerde gerçek katılımdan söz etmek kolay değildir. Yerel demokrasinin güçlenmesi için kent konseylerinin gerektiğinde eleştirebilen, gerektiğinde yön gösterebilen bir yapıya kavuşması şarttır.
Daha da önemlisi, bu kurumların etkisi yaptıkları toplantı sayısıyla değil, şehir hayatında oluşturdukları değişimle ölçülmelidir. Mahallelerden yükselen seslerin kent yönetimine ulaşabildiği, hazırlanan raporların stratejik planları etkileyebildiği ve kamuoyu adına hesap sorulabildiği bir yapı oluşturulmadıkça amaç eksik kalacaktır.
Ancak bütün bunların üzerinde duran bir gerçek var: Siyasi irade.
En gelişmiş dijital sistemleri kurabilirsiniz. En mükemmel mevzuatı hazırlayabilirsiniz. Fakat kent konseylerini bir formalite olarak gören anlayış değişmedikçe sonuç değişmeyecektir.
Çünkü mesele teknoloji değil, zihniyettir.
Kent konseyleri belediyelerin rakibi değil, şehirlerin ortak vicdanıdır. Onları güçlü kılan şey sahip oldukları yetkiler değil, temsil ettikleri toplumsal iradedir.
Bugün tartışılması gereken asıl mesele :
Kent konseyleri gerçekten halkın sesi mi olacak, yoksa katılım görüntüsünün arkasına saklanan bir demokrasi vitrini olarak mı kalacak?
Bu sorunun cevabı yalnızca kent konseylerinin değil, şehirlerimizin demokrasi kalitesini de belirleyecektir.










