Ortadoğu Yine Ateş Altında…
ABD ile İran arasında silahlar şimdilik susmuş görünüyor. Ateşkes ilan edilmiş, diplomasi yeniden gündemde. Ama bu coğrafyayı tanıyanlar bilir ki burada savaşlar bitmez; sadece biçim değiştirir.
Bir gün füzeler konuşur, ertesi gün vekil örgütler…
Bir gün petrol silah olur, ertesi gün ticaret yolları…
Bir gün cephede çatışılır, ertesi gün masada…
Türkiye ise bu yangının tam merkezinde duruyor.
Böylesi dönemlerde bu coğrafyadaki devletlerin en büyük gücü, sahip oldukları silah sayısı değil; kurumlarının sağlamlığıdır. Bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en önemli görevi yalnızca sınırları korumak değildir. Aynı zamanda devletin istikrarını, disiplinini ve caydırıcılığını muhafaza etmektir.
2.235 Yıllık Bir Miras
Türk ordusunun tarihi, yalnızca bir askerî teşkilatın tarihi değildir. Bu tarih; Mete Han'dan başlayıp Malazgirt'e, Çanakkale'ye, Sakarya'ya, Mustafa Kemal Atatürk'e ve Cumhuriyet'e uzanan bir devlet aklının tarihidir. 2.235 yıl boyunca silahlar değişti. Devletler kuruldu, yıkıldı. İmparatorluklar tarihe karıştı. Ama değişmeyen tek ilke vardı: Devletin bekası, kişilerin makamlarından daha değerlidir. Bugün de bu ilke her zamankinden daha önemlidir.
Savaşların en tehlikelisi içeride başlayandır. Dışarıdaki tehditler görünürdür. Asıl tehlike ise kurumların içeriden yıpranmasıdır.
Emir-komuta zincirinin zedelenmesi…
Liyakatin geri plana itilmesi…
Kurumsal disiplinin günlük hesaplara kurban edilmesi…
Bunlar, hiçbir füzenin veremeyeceği kadar büyük zararlar doğurabilir. Çünkü güçlü ordular yalnızca modern silahlarla değil; güçlü gelenek, disiplin ve kurumsal sadakatle ayakta kalırlar.
Türkiye'nin Güç Çarpanları
Bugün Türkiye yalnız değildir. Türk Devletleri ile gelişen stratejik ilişkiler, savunma sanayisindeki bağımsızlık hamleleri, Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerin korunması, Mavi Vatan anlayışı ve Kıbrıs'ın stratejik konumu Türkiye'nin elini güçlendiren unsurlardır. Ancak bütün bu kazanımların temelinde güven veren devlet kurumları vardır. Kurumlar güçlü ise caydırıcılık vardır. Kurumlar zayıflarsa en gelişmiş silahlar bile tek başına yeterli olmaz.
Güçlü Ordu, Güçlü Devlet
Bugün dünya yeniden sert güç dönemine girmiş durumda.
Diplomasinin arkasında askerî güç…
Ekonominin arkasında güvenlik…
Barışın arkasında caydırıcılık bulunuyor.
Bu nedenle güçlü ordu; sadece savaş kazanmak için değil, savaşı önlemek için de gereklidir. Ama güçlü ordu demek; sadece yeni uçaklar, İHA'lar, füzeler ve gemiler demek değildir. Güçlü ordu; tarihine bağlı, disiplinini koruyan, liyakati esas alan ve milletinden aldığı güçle hareket eden kurumsal yapıdır.
Sonuç Olarak
Ortadoğu'daki ateş bugün azalabilir. Yarın yeniden yükselebilir. Çünkü bu coğrafyada krizler geçicidir; jeopolitik gerçekler kalıcıdır. İşte bu yüzden Türkiye'nin en büyük sigortası; güçlü kurumları, sağlam devlet aklı ve 2.235 yıllık askerî geleneğidir.
Tarih bize şunu öğretmiştir:
Ordular silahla güçlenir.
Ama devletler, kurumlarına duyulan güvenle ayakta kalır.
Ve o güven kaybedildiğinde, en büyük ordular bile eksik kalır.
Çünkü tarih, yalnızca zaferleri değil; kurumlarını koruyabilen milletleri de yazar.
Türk Kara Kuvvetlerinin 2.235'inci kuruluş yıl dönümü kutlu olsun!









