Burcu Kösem Yazıları

Burcu Kösem
Burcu Kösem
Yazarın Profili
21.09.2026 10:43

Ölen Çocuklar Büyüyemez

Haber Detay Image

Son zamanlarda kendime sıkça şu soruyu soruyorum: İnsan, bir başkasının felaketine ne kadar süre bakarsa onu hayatının olağan bir parçası saymaya başlar?

Belki de çağımızın en büyük ahlak problemi kötülüğün varlığı değil, kötülüğe alışma kabiliyetimizin bu kadar gelişmiş olmasıdır.

Gazze’yi düşünürken beni en fazla ürküten de bu.

İlk bombalarda irkildik. İlk yıkılan hastanelerde öfkelendik. Enkazdan çıkarılan ilk çocukların görüntülerine bakamadık. Sonra rakamlar büyüdü. Onlarca, yüzlerce, binlerce…

Ve insan hayatı, insan zihninin taşıyamayacağı kadar büyük sayılara dönüştüğünde tuhaf bir şey oluyor: Acı istatistiğe dönüşüyor.

Oysa hiçbir çocuk istatistik değildir.

Geçtiğimiz günlerde Eminönü Meydanı’nda düzenlenen “İstanbul’un Anneleri, Gazze’nin Çocuklarıyla” Hayır Çarşısı’nda iki gün boyunca bunu düşündüm.

AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanlığı öncülüğünde, Filistin’e Destek Platformu ve Kızılay İstanbul iş birliğiyle gerçekleştirilen organizasyonda İstanbul’un dört bir yanından kadınlar, gençler, gönüllüler ve bağışçılar Gazze için bir araya geldiler.

Tezgâhlarda yiyecekler, el emeği ürünler vardı. Fakat bana kalırsa orada asıl sergilenen şey, insanın başka bir insanın acısını hâlâ kendi meselesi sayabilme iradesiydi.

Çünkü Gazze bitmedi.

Sadece dünyanın gündemindeki sırası değişti. Türkiye için ise durum hiç değişmedi. Gazze, bizim gündemimizin ilk sıralarında yer almaya devam etti.

Burada hakkını teslim etmemiz gereken bir kararlılık var. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Gazze meselesini uluslararası platformlarda gündemde tutmayı ve Filistin halkının yaşadıklarına dikkat çekmeyi sürdürüyor. Sayın Emine Erdoğan ise özellikle Gazzeli çocukların yaşadığı trajediyi yıllardır dünyanın vicdanına taşıyan güçlü seslerden biri. 2023’te dünya liderlerinin eşlerini İstanbul’da “Filistin İçin Tek Yürek” çağrısıyla bir araya getirmesinden, Türkiye’ye getirilen yaralı Gazzeli çocuklarla bizzat ilgilenmesine; 2026’da Gazze’de on binlerce çocuğun yetim kaldığını yeniden hatırlatmasına kadar bu hassasiyetin kesintisiz sürdüğünü görüyoruz.

Çünkü Gazze’yi savunmak yalnızca siyasi bir pozisyon değildir. Çocuğun yaşam hakkını, insan onurunu ve nihayetinde insanlığın kendi vicdanını savunmaktır.

Birleşmiş Milletler kaynakları Eylül 2026’da dahi Gazze’de sivillerin öldüğünü bildiriyor. UNICEF, Ekim 2025’te ilan edilen ateşkesten sonra da yüzlerce çocuğun hayatını kaybettiğini açıkladı. BM Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu ise Haziran 2026’da İsrail makamlarının Gazze’de soykırım işlemeye devam ettiği sonucuna vardığını duyurdu. Sahada yaşananlar ise açıklanan rakamlardan da vahim. Hayatını kaybedenler, uzuvlarını kaybedenler dışında on binlerce Gazzeli ağır yaralarıyla, her şeye rağmen hayata tutunmaya çalışıyor.

Kavramlar uluslararası hukukçular tarafından tartışılabilir; mahkemeler kararlarını verebilir, devletler diplomatik cümlelerini özenle kurabilir.

Fakat bir hakikat için hukuk terminolojisine ihtiyacımız yok:

Ölen çocuklar büyüyemezler.

Bence bu cümlenin üzerinde biraz durmalıyız.

Çünkü öldürülen her çocukla birlikte yalnızca bir insanı kaybetmiyoruz. Onun yaşayabileceği bütün ihtimalleri de yok ediyoruz.

Büyüyüp doktor, öğretmen, mühendis, şair olamıyorlar. İlk aşklarını yaşayamıyor, üniversite kapısından içeri giremiyor, annelerinin boyunu geçemiyorlar.

Bir anne, çocuğunun hangi yaşta öleceğini değil, büyüyünce kime benzeyeceğini merak etmelidir. Bir çocuğun hafızasında gökyüzü, savaş uçaklarının geldiği yer değil; uçurtmaların yükseldiği yer olmalıdır.

Bir çocuk öldüğünde; okuyacağı kitap, seçeceği meslek, kuracağı aile, annesine edeceği telefon, belki yazacağı şiir, belki bulacağı bir ilaç…

Hepsi onunla birlikte yok oluyor.

Çünkü bir çocuğu öldürmek, yalnızca bugün yaşayan bir insanı öldürmek değildir; onun yaşayamadığı yarınlara da kıymaktır.

Bir çocuğun ölümü, geleceğin bir ihtimalinin dünyadan silinmesidir.

Bu nedenle Gazze meselesini yalnızca Ortadoğu siyaseti üzerinden okumayı eksik buluyorum. Gazze aynı zamanda çağımızın medeniyet iddiasına tutulmuş bir aynadır.

Teknolojimiz ilerledi.

Servetimiz arttı.

Dünyanın öteki ucundaki görüntüyü saniyeler içinde cebimize getirebiliyoruz.

Ama bütün bu ilerlemeye rağmen bir çocuğun hayatını koruyamıyorsak, “ilerleme” dediğimiz kavramı yeniden düşünmek zorundayız.

Eminönü’nde İstanbul’un annelerinin yaptığı tam da buydu: Unutmayı reddetmek.

Başta AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Saliha Demirer olmak üzere, emeğini, vaktini ve imkânını ortaya koyan herkese bu nedenle teşekkür ediyorum.

Kızılay İstanbul olarak bize emanet edilen yardımları Gazze’nin çocuklarına ulaştıracağız.

Ama yetmez.

Gazze için konuşmaya da devam edeceğiz.

Sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.

Çünkü bazen susmak tarafsızlık değildir; unutmanın başlangıcıdır.

Ben unutmak istemiyorum.

Ve dünyanın da unutmasına razı değilim.

Çünkü çocukların ölümü bir savaşın istatistiği değil, insanlığın eksilmesidir.

Ve ölen çocuklar büyüyemezler.

Yazarın Yazıları