Ben dertli insanları seviyorum.
Yanlış anlaşılmasın; kendi derdiyle dertlenenleri değil. Memleketin derdini, hiç tanımadığı insanların derdini kendine dert edinenleri…
Mardin’de iki gün geçirdim. Dönerken aklımda taş sokaklarından, muhteşem sofrasından, kadim tarihinden önce bir şey kaldı: İstihdam.
Çünkü bu defa Mardin’de bana başka bir hikaye anlatıldı.
Hikayenin merkezinde Emine Kardeş var. Namıdiğer Xatê Anne.
Emine Hanım yıllarca Güneydoğu’da tarım ve enerji alanında projeler yürütmüş. Kadınlarla, genç kızlarla çalışmış. Sonra dönüp bölgenin en temel meselelerinden birine bakmış: İşsizlik.
Ve “Bir şey yapılmalı.” demek yerine bir şey yapmış.
Çünkü o, kendisini Cumhurbaşkanımızın öğrencisi, bu vatanın da hizmetkarı olarak tanımlıyor.
“Cumhurbaşkanımız bu kadar koştururken, kadınlara hiç olmadığı kadar imkan tanırken, kadının hayatın her alanında olması, sözde değil özde değer görmesi için mücadele vermişken ben oturamazdım. Yetimler için, kız çocukları için, doğduğum bu topraklar için ömrümün sonuna kadar mücadele etmeye devam edeceğim.” diyor.
Her sözü, her cümlesi yaşanmışlık dolu.
Evet, Emine Hanım gerçek bir iş kadını. Ama onu sadece bu tanımla anlatmak eksik kalır. Bulunduğu toprakların huzuru ve geleceği için, kadınların çalışma hayatında daha güçlü yer alabilmesi için yalnızca elini değil, bütün gövdesini taşın altına koyanlardan.
2021 yılında Mardin’de kurulan Ülkem İMG, bugün yaklaşık 900 kişiye iş veren büyük bir yapıya dönüşmüş durumda. Mardin’deki merkez, çok dilli hizmet verebilecek bir altyapıya da sahip.
Ama benim dikkatimi çeken başka bir şey oldu…
Çalışanların yüzü gülüyordu.
Bir iş yerini gezerken buna çok dikkat ederim. Çünkü bilançoda göremeyeceğiniz bazı rakamlar vardır. İnsanların yüzü onlardan biridir.
Bir de çalışanların yaklaşık yüzde 85’inin kadın olduğunu öğrendiğimde mesele benim için başka bir yere oturdu.
Bir kadına iş verdiğinizde sadece bir bordro oluşturmuyorsunuz. O kadının evdeki sözünü, hayattaki özgüvenini, çocuklarının geleceğe bakışını da değiştiriyorsunuz.
Belki de kalkınmayı yıllardır biraz fazla büyük kelimelerle konuşuyoruz.
Kalkınma bazen fabrikadır, ihracattır, teknoloji yatırımıdır. Ama bazen de sabah evinden çıkıp kendi emeğiyle kazandığı parayla akşam evine dönen genç bir kadındır.
Emine Kardeş’in hikayesini bu nedenle önemsiyorum.
Üstelik şimdi bu hikaye Mardin’le sınırlı kalmıyor. Depremin ağır yarasını taşıyan Adıyaman’ın Kahta ilçesinde yeni bir çağrı merkezini daha hayata geçirmiş Emine Hanım. Orada da istihdam başlamış durumda.
Emine Hanım’ı dinlerken dikkatimi çeken bir başka nokta ise hedeflerini anlatırken daha çok cirodan, daha çok kardan değil, daha çok insana ulaşmaktan söz etmesiydi.
Onun hesabı başka:
Daha kaç kişiye iş verebiliriz?
İş dünyasında bu soruyu yeterince soruyor muyuz, bilmiyorum.
Bu hikayede beni umutlandıran bir taraf daha var. Emine Kardeş davasını, yaşam gayesini çocuklarına da aktarmış.
Bugün oğlu Mahir Kardeş, Ülkem İMG’nin Yönetim Kurulu Başkanı. Deniz Kardeş ise Genel Müdür olarak şirketin operasyonlarında aktif sorumluluk üstleniyor. Deniz’in öncülüğünde VakıfBank ile yürütülen yeni iş birliği de yakın zamanda başlamış.
Yani annenin açtığı yol artık ikinci kuşağın omuzlarında büyüyor.
Bence asıl miras da budur.
Çocuklarınıza yalnızca mal bırakmak değil, bir mesele bırakmak.
“Bu memlekete ne katabiliriz?” meselesini…
Türkiye’nin en önemli gündemlerinden biri hiç şüphesiz üretim. Ama üretim kadar önemli bir başka meselemiz de istihdamı Anadolu’ya yayabilmek.
Her gencin iş bulmak için İstanbul’a gelmek zorunda olmadığı bir Türkiye’yi kurmak zorundayız.
Mardin’de doğan bir genç Mardin’de kalabilmeli.
Adıyaman’daki genç, memleketinden kopmadan geleceğini kurabilmeli.
Bir kadın ekonomik özgürlüğüne kavuşmak için doğduğu şehri terk etmek zorunda kalmamalı.
Bunun için Anadolu’ya yalnızca yatırım teşviki değil, yatırımcı cesareti gerekiyor.
Emine Kardeş’te gördüğüm tam olarak buydu.
İki gün boyunca bizi sofrasında, iş yerinde ağırladı. Mardin’in misafirperverliğini sonuna kadar yaşattı.
Ama İstanbul’a dönerken aklımda yine aynı soru vardı:
Bir insan bir şehrin kaderini değiştirebilir mi?
Belki tek başına değiştiremez.
Ama 900 kişinin hayatına dokunursa, 900 haneye ekmek götürürse, yüzlerce kadını ekonomik hayata katarsa ve çocuklarına da aynı derdi miras bırakırsa…
O şehrin kaderinden bir parçayı mutlaka değiştirir.
Türkiye’nin biraz da böyle “dertli” insanlara ihtiyacı var.
Kendi derdini büyütenlere değil, başkasının derdini küçültenlere…










