Adnan Ateş Yazıları

Adnan Ateş
Adnan Ateş
Yazarın Profili
15.10.2026 11:48

Yağmurun suçu yok, İstanbul’u beton boğuyor!

Haber Detay Image

İstanbul'u yedi tepeli şehir olarak tanıyoruz. Oysa bu şehir yalnızca tepelerden oluşmuyor. Dereleri, vadileri ve doğal su yollarıyla şekillenmiş büyük bir coğrafyadan söz ediyoruz. Biz önce derelerin kıyılarına indik, sonra yataklarına yerleştik, ardından suyun önüne beton duvarlar ördük. Şimdi yağmur yağınca neden sele teslim olduğumuzu tartışıyoruz.

İstanbul'da 14 Ekim'de yaşanan sel felaketinde iki insan hayatını kaybetti. Yüzlerce ev ve iş yerini su bastı. Otomobiller sürüklendi, alt geçitler göle dönüştü. Beykoz'da metrekareye 242 kilogram yağış düştü. İstanbul Valiliği'ne ulaşan 2 bin 518 ihbar, felaketin boyutunu ortaya koydu.

Peki, bütün bunların sorumlusu yağmur mu?

Hayır! Yağmurun hiçbir suçu yok. Asıl sorun, doğanın kurallarını yok sayan şehircilik anlayışımız.

İstanbul düz bir şehir değil. Yedi tepesinin yanında sayısız vadisi, deresi ve doğal su yolu var. Kağıthane'den Ayamama'ya, Kurbağalıdere'den Alibeyköy'e kadar uzanan bu dereler, şehrin doğal su sisteminin parçaları.

Ama biz ne yaptık?

Dere kenarlarına yollar açtık. Evler, fabrikalar, depolar, iş merkezleri inşa ettik. Suyun doğal yayılım alanlarını parsellere ayırdık. Ardından dereleri beton duvarların arasına sıkıştırdık.

Bütün bunlara da “dere ıslahı” adını verdik.

İnsanın sorası geliyor: Dereyi mi ıslah ediyoruz, yoksa yıllardır yaptığımız imar hatalarını betonla mı gizliyoruz?

Bir derenin tabanını betonla kapladığınızda toprağın suyu emme imkânını azaltırsınız. Doğal taşkın alanlarını daralttığınızda suyun başka alanlara yayılma riskini büyütürsünüz. Elbette bazı bölgelerde betonarme kanallar mühendislik gereğidir. Ancak beton dökmek tek başına taşkın güvenliği sağlamaz.

Suyu yönlendirebilirsiniz ama doğaya emir veremezsiniz.

Bence İstanbul'un en büyük şehircilik yanılgısı bu. Doğanın binlerce yılda oluşturduğu sistemi birkaç beton blokla yönetebileceğimizi sanıyoruz.

Asıl mesele ise denetim.

Dere kenarlarına verilen yapı ruhsatlarını kim onayladı? İmar değişikliklerini kim yaptı? Taşkın riskleri nasıl değerlendirildi? Altyapı projelerini kim hazırladı, kim denetledi?

Bugün su altında kalan yapıların ruhsatları ve geçmiş taşkın raporları incelensin. Hangi dönemde, hangi gerekçeyle yapılaşmaya izin verildiği açıklansın.

Bu sorumluluk yalnızca bugünün belediyelerine ait değil. Dün görev yapanlar da önceki dönemlerin yöneticileri de aynı soruların muhatabı. Suyun siyasi partisi yok. İmar hatasının da siyasi mazereti olamaz.

Türkiye'de dere yataklarının korunmasına ilişkin mevzuat var. Eksik olan, bu kuralların tavizsiz uygulanması. İmar kararlarında kayırmacılık, çıkar ilişkisi veya rüşvet iddiaları varsa bağımsız biçimde araştırılmalı. Bu felaketin belirli bir usulsüzlükten kaynaklandığı kanıtlanmış değil; ancak denetim sorumluluğu ortadan kalkmış değil.

Almanya'da bir yol veya altyapı çalışmasının neden aylarca sürdüğünü düşündüğüm oluyordu bazen. Adamlar 100 yıllık planlar ile iş yapma telaşında oldukları için aceleye getirmiyorlar. Bizde ki müteahhitler veya alt yükleyiciler gibi hak kediş telaşları da yok!

Çünkü önemli olan yalnızca işi bitirmek değil, uzun yıllar güvenle kullanılmasını sağlamaktır. Elbette Almanya'da da sel yaşanıyor. Doğanın gücü tüm mühendislik hesaplarının çok ama çok üzerinde. Ama tedbirli olmak daha büyük felaketleri en azından önleyebiliyor.

Bizde ise çoğu zaman hızlı biten işler başarı sayılıyor. Müteahhit işi teslim ediyor, taşeron parasını alıyor, açılış yapılıyor. Peki, yirmi yıl sonra o altyapının hesabını kim verecek?

Bir mühendislik hatasının bedelini bazen yıllar sonra bir esnaf, bir aile, hatta bir çocuk hayatıyla ödüyor.

İstanbul'un ihtiyacı daha fazla beton değil; bilimsel şehir planlaması, bağımsız denetim ve yanlış imar kararlarıyla yüzleşme cesareti.

Dere ıslah projeleri yeniden incelenmeli. Doğal su yolları korunmalı. Taşkın riski taşıyan yapılaşma denetlenmeli. Kamu yatırımlarının yalnızca maliyeti değil, mühendislik yeterliliği de sorgulanmalı.

Artık her felaketten sonra suçu doğaya yüklemekten vazgeçelim.

Yağmur görevini yapıyor. Dere kendi yolunu arıyor. Doğa bildiği gibi davranıyor.

Asıl sorgulanması gereken, bu şehirde imar kararlarını verenlerin ve denetlemekle yükümlü olanların görevlerini ne kadar yaptığıdır.

Çünkü suyun hafızası vardır. Üzerini betonla kapatsanız da yatağını daraltsanız da bir gün eski yolunu arar.

O gün geldiğinde bedeli, çoğu zaman hiçbir kararda söz sahibi olmayan insanlar öder.

Yazarın Yazıları