Adnan Ateş Yazıları

Adnan Ateş
Adnan Ateş
Yazarın Profili
11.10.2026 13:22

Malabadi’de cümbüş veya yılın ilk ayında Şerefnâme okumak

Haber Detay Image

Günlerden salı. Xarzanlı çerçi suyun öte tarafına geçmek istedi. At ürkerek kişnedi. Çerçi akıntıya kapıldı. Cesedi Hısn-ı Keyfa’da, Mezopotamya’nın kuzey kapısında bulundu.

Bunu duyan Kral Bâd ve halkı çok üzüldüler. Günde bir öğün ağladılar hep beraber. Ağladılar çünkü çerçiyi çok seviyorlardı. Nisibisli Havari Pavlus’un soyundan geldiğine inanıyorlardı.

“Pavlus! Nasıralı İsa’nın kadim dostu. İsa çarmıhtayken ona bakıp ağlayan Pavlus. Çerçinin atası Pavlus.”

Ağlamak köleliğin ifadesiymiş Pavlus için. Pavlus İsa’ya, Kral Bâd ve halkı onun torununa ağlıyordu. Kral Bâd ağlarken bulutlar saygıyla dağılıp yol verdiler onun gözyaşlarına. Silvan’ın çarşı pazarında günlerce konuşuldu çerçinin ölümü. Kalenin Boşat Kapısı ikinci bir emre kadar kapalı kaldı. Hançepek’te mahzenlerden şarap çıkarılmadı günlerce. Küplerde Kawa’nın içtiği en son şarap ve Avesta’nın kutsallığı vardı. İçmediler Ahura Mazda’nın gazabına uğrayacaklarını bile bile.

Atina’dan gelen Kudüs kervanı konaklamadan Meyyafarıqin (Silvan) Kalesi’ni terk etti. Günde bir öğün ağlayan şehirde neşe kalmamıştı artık. Onlara “Gitmeyin.” denildi ama onlar yolcuydular. Müslim ve gayrimüslimlerden oluşan şehir sakinleri çerçinin takva sahibi bir zat olduğuna inanıyorlardı. Ölümünden kendilerini sorumlu tutup Tanrı tarafından cezalandırılmalarının an meselesi olduğuna inanıyorlardı.

Günlerden çarşamba. Salıdan sonra, perşembeden önce. İsa’nın takvimi 1145 yazıyordu. Bâd oğlu Dostık, Sarkis’i huzuruna çağırarak “Şanıma yakışır bir köprü yapabilir misin?” dedi.

Taşlar tıraşlandı, yumurta sarısı kuma karıştırılıp ebced matematiğiyle güneş hesabı yapıldı. Köprünün bir ayağı Silvan’a, diğer ayağı Pers diyarına düştü. Yıl: 1147. Sarkis, Kral Bâd’a gitti, “Köprü tamam.” dedi.

Kral Bâd köprüye vardı. Sol elini suya koyup sağ elini göğe çevirdi, “Allah’ım, düşmanlarım bu köprüden geçmesinler.” dedi. Sarkis’e dönerek “Ellerine sağlık, Sarkis Usta! Bir isim ver buna.” dedi. Sarkis, “Malabadi, yani ‘Bâd’ın Evi’.” dedi. Kral Bâd eline Sarkis’in gönyesini alıp Sarkis’in gözlerine baktı:

“Cinlerin ve insanların peygamberi Süleyman’ın ustaları Efrahim ve Benyamin ancak bu kadarını yapabilirlerdi. Al, bu altın kesesi senin mükafatın.”dedi.

Cümbüşler çalındı, çengiler oynadı. Üç gün iki gece deve eti yenildi. Ahalinin gülüşü kırılan ince belli bardaklar gibiydi. Bir daha kimse yılda iki kurban isteyen bu suda boğulmayacaktı. Malabadi’nin haberi Xarzan’a tez ulaştı. Xarzanlılar krala hayır dualarında bulundu. Çerçinin mezarında boyunları bükük olan Berçelan laleleri, ayçiçekleri gibi güneşe baktılar. Doğurgan kadınların eteğinden milyon tane çocuğun sesi duyuldu.

Şam, Herat ve Bağdat’a haberci güvercinler gönderildi. Heratlı kör nakkaşlar elleriyle dokundular ve güvercinlere şöyle dediler: “Bunları gönderenler Lahorlu nakkaşlardır.” Nakkaşlar yanılıyordu. Kalp gözleri ilk defa onları yanıltıyorken onlar farkına varamadılar. Dicle ve Fırat ilk defa Şabt-ül Arap’ta öpüşürken on iki imam Kerbela’da karşılaştılar. Karacadağ son defa lavlarını kustu.

Kral Bâd, Badıka’ya ava çıktı. Xezali Ovası’na vardı. Ceylan arayan gözleri toy bir cerene takıldı. İpek işlemeli okunu yayından çıkardı. Kıyamadı yavru ceylana, peşine verdi. Ceren küçük bir köprüden geçti. Kral Bâd bu köprüyü daha önce hiç görmemişti. Bunu kimin yaptığını sordu. Badıkan Mîri Şeyh Badin cevap vermekte gecikmedi:

“Sarkis’in ustaları yaptılar. Malabadi Köprüsü yapılırken taşları bu köprüyü kullanarak taşıdılar. Sarkis Usta’nın haberi yok bu köprüden, adını Kemuk koydular.”dedi.

Günlerden perşembe. Yılın ilk ayı. Enderun’da okuyan Derviş Mehmed’in oğlu, namıdiğer Evliya Çelebi, Bitlis beyine gidiyordu. Şerefnâme’nin babası Şerefhan Bedlisi’ye. Silvan’ı geçti, Malabadi’ye vardı.

Ve dedi: “Nefsimin yedi kudretini elinde tutan ey büyük Allah’ım! Ademoğlu neler yapıyor? Malabadi’nin altına Ayasofya’nın kubbesi girer. Ben Enderun’da okurken rastlamadım böyle musikiye.”

Günlerden cuma. Miladi 1893. Hayırlı bir gün ama o gün hayırsız bir Frenk köprüye vardı. Adı Albert Gabriel. Sözde seyyahtı. Özde ise “Baharat Yolu” hırsızıydı. Gözünü köprüdeki kitabeye dikerek “Louvre Müzesi’ne yakışır.” dedi. Gece sessiz ve karanlık. Süreyya yıldızı bir şeyleri merak edercesine gök kubbeye eğilmişti. Malabadi için amansız acıları yaşama ve yetimler gibi ağlama vaktiydi. Saçına düşen akları sayma vakti gelmişti. Kral Bâd ve Sarkis Usta yoktu. Bomboş gökyüzünden akbaba sürüsü geçiyordu sanki. Nereden çıktı bu adam? Ne istiyordu ondan? Anlamakta gecikmedi...

Gabriel, elindeki balyozu salladı acımadan. Ceylanlar ürktü, baykuşlar gayriresmî ayinlerini kesip lal oldular. Balyozdan çıkan sesler Mereto Dağı’nda yankılandı. Herodot başını avuçlarına alıp Apollo’ya bir şeyler fısıldadı, “Yetiş, Hermes burada!” dedi. Mar Marutha’nın kilisesi son defa çanlarını çaldı. Selahatin-i Eyyubi Camisi’nin minaresinden bir daha şiir sesi duyulmadı. Gökten Sarkis Usta’nın yıldızı kayarak Xarzan toprağına düştü.

Gabriel, “Statik hesaplamanın olmadığı bir çağda bu köprünün yapılması hayret verici.” diyerek bu defa gözünü köprünün “kilit taşı”na dikti. Gabriel hırslı bir hırsızdı ama balyozunun gücü buna yetmedi. Beceremedi çünkü açgözlü ve üç yüz yıl durmadan cadı avına çıkan ataları gibiydi. Tek kişilik Haçlı seferinin hem Aslan Yürekli Richard’ı hem de Rodos’un şövalyesiydi. Çok uğraştı, yine de kilit taşına bir şey yapamadı. Çünkü Sarkis Usta, Paskalya gününde yumurtaları gökkuşağı rengine boyarken Malabadi için dua etmişti. Meryem oğlu İsa’ya yalvarmıştı.

Günlerden cumartesi. İsrailoğullarının takviminde “sebt” günü. Dua günü. Avlanmak, zanaatla uğraşmak ve ticaret yasak idi. İzak yasaklı günde Malabadi’ye çıktı. Oltayı suya fırlattı. On Emir’e uymadı. Tûr û Sina Dağı’nda Musa Peygamber duraksadı. Dönüp halkına baktı. Zeytin ve incire ant içti. İsrailoğullarını Ramses’in zulmünden kurtaran Rabb’inden yardım istedi. Ninovalı Yunus’a bir şey olmasın ve oltaya takılmasın diye.

Günlerden pazar. Miladi 2006. Adnan Ateş, Malabadi’ye vardı: “Sarayova’dan geliyorum. Kardeşin Mostar taburcu oldu. Sana onun selamlarını getirdim.”

Adnan Ateş

Bu yazı 2006 yılında “Esmer” dergisinde yayımlanmıştır.

Yazarın notu: Bu metin, Malabadi Köprüsü’nün tarihsel geçmişinden esinlenilerek kaleme alınmış kurgusal bir anlatıdır. Tarihî gerçekler ile yazarın hayal gücünün ürünü olan olay ve anlatımlar iç içe geçmektedir.

Malabadi Köprüsü, Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde bulunan önemli bir tarihî yapıdır. Silvan’ın kültürel mirasının simgelerinden olan köprü, Türkiye’nin kültür varlıkları envanterinde yer almakta ve UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde bulunmaktadır. Tarihî Malabadi Köprüsü, Diyarbakır’ın Silvan ilçesi Çatakköprü Mahallesi’nde yer almakta olup Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 16 Haziran 2004 tarihli ve 3447 sayılı kararıyla I. grup taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. Silvan’ın tarihî ve kültürel mirasının simgelerinden biridir.

Yazarın Yazıları